| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | reality i. | gerçeklik | ||
|
Mr Lagendijk of the Group of the Greens used the term 'smart sanctions' which are, of course, a reality. Yeşiller Grubundan Sayın Lagendijk 'akıllı yaptırımlar' terimini kullandı ki bu elbette bir gerçekliktir. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | reality i. | gerçek | ||
|
Then the reality hit me - I had no money. Sonra gerçekler kafama dank etti; parasızdım. More Sentences |
||||
| Genel | reality i. | acı gerçek | ||
|
Mora had a hard time to face the harsh reality. Mora acı gerçekle yüzleşmekte zorlandı. More Sentences |
||||
| Psikoloji | ||||
| Psikoloji | reality i. | gerçeklik | ||
|
Mr Lagendijk of the Group of the Greens used the term 'smart sanctions' which are, of course, a reality. Yeşiller Grubundan Sayın Lagendijk 'akıllı yaptırımlar' terimini kullandı ki bu elbette bir gerçekliktir. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | reality i. | realite | ||
| Genel | reality i. | asıl | ||
| Genel | reality i. | hakikat | ||
| Genel | reality i. | gerçek hayat | ||
| Genel | reality i. | gerçek olay | ||
| Genel | reality N. | olgusal durum | ||
| Televizyon | ||||
| Televizyon | reality s. | önceden prova edilmemiş ortamlarda doğal etkileşime giren kişileri ve hikayelerini içeren (yapım) | ||
| Felsefe | ||||
| Felsefe | reality i. | mutlak olan şey | ||
| Felsefe | reality i. | insan farkındalığından bağımsız olarak var olan şey | ||