| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | scholar i. | bilgin | ||
|
Charlotte is an excellent scholar. Charlotte harikulade bir bilgindir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | scholar i. | bilim insanı | ||
|
The speech of the scholar is well worth listening to. Bilim insanının konuşması dinlemeye değer. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | scholar i. | alim | ||
|
Western orientalists and Muslim scholars alike preferred to interpret the history of Islam in a conservative way. Batılı oryantalistler ve Müslüman alimler, İslam tarihini muhafazakar bir şekilde yorumlamayı tercih ettiler. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | scholar i. | bilge | ||
|
A great scholar is not necessarily a good teacher. Büyük bir bilgenin iyi bir öğretmen olması gerekmez. More Sentences |
||||
| Genel | scholar i. | bursiyer | ||
|
She is a Rhodes scholar at the University of Oxford. Oxford Üniversitesi'nde Rhodes bursiyeridir. More Sentences |
||||
| Genel | scholar i. | bilim adamı | ||
|
The beginning of agriculture changed human history and has fascinated scholars for centuries. Tarımın başlangıcı insanlık tarihini değiştirdi ve yüzyıllar boyunca bilim adamlarını büyüledi. More Sentences |
||||
| Genel | scholar i. | bilim insanı | ||
|
The speech of the scholar is well worth listening to. Bilim insanının konuşması dinlemeye değer. More Sentences |
||||
| Genel | scholar i. | akademisyen | ||
|
He is one of the leading constitutional scholars in the country. Kendisi ülkenin önde gelen anayasa akademisyenlerinden biridir. More Sentences |
||||
| Genel | scholar i. | allame | ||
| Genel | scholar i. | edip | ||
| Genel | scholar i. | mektepli | ||
| Genel | scholar i. | eğitimini almış kimse | ||
| Genel | scholar i. | okumuş kimse | ||
| Genel | scholar i. | burslu öğrenci | ||
| Genel | scholar i. | uzman | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | scholar i. | öğrenci | ||