| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | sparkle f. | ışıldamak | ||
|
The children's eyes sparkled with joy when their father showed up. Çocukların gözleri babalarını görünce sevinçle ışıldadı. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | sparkle i. | ışıltı | ||
|
The sparkle of the city is well-known. Şehrin ışıltısı hepimizin malumu. More Sentences |
||||
| Genel | sparkle i. | parıltı | ||
|
There was a sparkle in her blue eyes when she saw her friends." Arkadaşlarını gördüğünde mavi gözlerinde bir parıltı vardı. More Sentences |
||||
| Genel | sparkle f. | pırıldamak | ||
|
The icy road sparkled in the sunlight. Buzlu yol güneş ışığında pırıldıyordu. More Sentences |
||||
| Genel | sparkle f. | ışıldamak | ||
|
The children's eyes sparkled with joy when their father showed up. Çocukların gözleri babalarını görünce sevinçle ışıldadı. More Sentences |
||||
| Genel | sparkle f. | parlamak | ||
|
The woman's eyes sparkled and her whole body trembled with excitement. Kadının gözleri parladı ve tüm vücudu heyecandan titredi. More Sentences |
||||
| Genel | sparkle f. | parıldamak | ||
|
The stars sparkle like diamonds. Yıldızlar elmas gibi parıldıyor. More Sentences |
||||
| Genel | sparkle f. | ışıl ışıl parlamak | ||
|
The women's precious jewelry was sparkling at the party. Partide kadınların değerli mücevherleri ışıl ışıl parlıyordu. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | sparkle f. | parıldamak | ||
|
The stars sparkle like diamonds. Yıldızlar elmas gibi parıldıyor. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | sparkle i. | parlama | ||
| Genel | sparkle i. | ışıma | ||
| Genel | sparkle i. | parlayış | ||
| Genel | sparkle i. | pırıldama | ||
| Genel | sparkle i. | pırıltı | ||
| Genel | sparkle i. | kıvılcım | ||
| Genel | sparkle i. | köpürme (şaraptaki) | ||
| Genel | sparkle i. | ufak iz | ||
| Genel | sparkle i. | bulgu | ||
| Genel | sparkle i. | durum | ||
| Genel | sparkle i. | hayat doluluk | ||
| Genel | sparkle i. | canlılık | ||
| Genel | sparkle i. | dirilik | ||
| Genel | sparkle i. | coşma | ||
| Genel | sparkle i. | coşma | ||
| Genel | sparkle i. | kabarma | ||
| Genel | sparkle i. | köpürme | ||
| Genel | sparkle i. | küçük parlak taş | ||
| Genel | sparkle i. | parlak kıymetli taş | ||
| Genel | sparkle f. | ışık saçmak | ||
| Genel | sparkle f. | kıvılcım saçmak | ||
| Genel | sparkle f. | göz kamaştırmak | ||
| Genel | sparkle f. | köpürmek (şarap) | ||
| Genel | sparkle f. | ışımak | ||
| Genel | sparkle f. | canlanmak | ||
| Genel | sparkle f. | (duygu ile) parlamak | ||
| Genel | sparkle f. | yüreklenmek | ||
| Genel | sparkle f. | parlatmak | ||
| Genel | sparkle f. | ışıldatmak | ||
| Genel | sparkle f. | yansıtmak | ||
| Genel | sparkle f. | göstermek | ||
| Genel | sparkle f. | göstermek | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | sparkle f. | kıvılcım çıkartmak | ||
| Teknik | sparkle f. | köpürmek | ||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | sparkle i. | ateşleyici | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | sparkle f. | saçmak | ||
| Eski Kullanım | sparkle f. | dağıtmak | ||
| Eski Kullanım | sparkle f. | serpmek | ||
| İngilizce | Türkçe | |
|---|---|---|
| Genel | ||
| Genel | sea sparkle i. | yakamoz |
| Genel | sun sparkle i. | güneş ışıltısı |
| Genel | (one's eye) sparkle f. | gözleri ışıldamak |
| Öbek Fiiller | ||
| Öbek Fiiller | sparkle with something f. | ile parlamak/ışıldamak |
| Öbek Fiiller | sparkle with f. | ile parlamak/ışıldamak |
| Konuşma Dili | ||
| Konuşma Dili | sparkle of familiarity i. | bir an için tanıdık gelme |
| Konuşma Dili | sparkle of familiarity i. | bir an tanıdık gelme |
| Konuşma Dili | sparkle of familiarity i. | bir anlık aşinalık |
| Teknik | ||
| Teknik | sparkle glass i. | yağmur damlası desenli cam |
| Teknik | sparkle metal i. | bakır matı |
| Bilgisayar | ||
| Bilgisayar | sparkle text i. | parlak metin |