| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | upsetting s. | üzücü | ||
|
The first conversation may be confusing, upsetting, and provocative to him. İlk konuşma onun için kafa karıştırıcı, üzücü ve kışkırtıcı olabilir. More Sentences |
||||
| Genel | upsetting i. | şişirilme | ||
| Genel | upsetting i. | dövme | ||
| Genel | upsetting i. | üzme | ||
| Genel | upsetting s. | üzüntü verici | ||
| Genel | upsetting s. | can sıkıcı | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | upsetting i. | çökertme | ||
| Teknik | upsetting i. | eksenli dövme | ||
| Teknik | upsetting i. | şişirme | ||
| Teknik | upsetting i. | yandan dövme | ||
| Mekanik | ||||
| Mekanik | upsetting i. | çökertme | ||
| Mekanik | upsetting i. | yığma | ||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | upsetting i. | şişirme | ||
| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | upsetting event i. | acı olay | ||
| Genel | be upsetting f. | üzücü olmak | ||
| Genel | stomach-upsetting s. | mide bulandırıcı | ||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | avoid upsetting someone f. | üzmekten kaçınmak | ||
| Konuşma | ||||
| Konuşma | I hope my hesitation isn't upsetting expr. | umarım tereddüt etmem seni üzmemiştir/kırmamıştır | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | upsetting moment i. | düzeltme momenti | ||
| Teknik | upsetting test i. | dövme deneyi | ||
| Teknik | hot upsetting i. | sıcak dövme | ||
| Teknik | hydraulic upsetting machine i. | hidrolik şişirme makinesi | ||
| Teknik | upsetting current time i. | yığma akım zamanı | ||
| Teknik | upsetting thermometer i. | baş aşağı çevrilerek kullanılan bir termometre | ||
| Medikal | ||||
| Medikal | least upsetting condition i. | en az endişe duyulan durum | ||