| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | warn f. | uyarmak | ||
|
People warn their children so that they don't make obvious mistakes. İnsanlar, bariz hatalar yapmamaları için çocuklarını uyarırlar. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | warn f. | ikaz etmek | ||
|
They weren't warned of the tidal wave. Gelgit dalgası konusunda ikaz edilmemişlerdi. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | warn f. | ihtar etmek | ||
| Genel | ||||
| Genel | warn f. | haber vermek | ||
|
Warn your brother that I will be out tonight. Kardeşine bu gece dışarıda olacağımı haber ver. More Sentences |
||||
| Genel | warn f. | uyarıda bulunmak | ||
|
The aid organisations have been warning of a large-scale disaster since September. Yardım kuruluşları Eylül ayından bu yana büyük çaplı bir felaket uyarısında bulunuyor. More Sentences |
||||
| Genel | warn f. | ikaz etmek | ||
|
They weren't warned of the tidal wave. Gelgit dalgası konusunda ikaz edilmemişlerdi. More Sentences |
||||
| Genel | warn f. | uyarmak | ||
|
People warn their children so that they don't make obvious mistakes. İnsanlar, bariz hatalar yapmamaları için çocuklarını uyarırlar. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | warn f. | ikaz etmek | ||
|
They weren't warned of the tidal wave. Gelgit dalgası konusunda ikaz edilmemişlerdi. More Sentences |
||||
| Teknik | warn f. | uyarmak | ||
|
People warn their children so that they don't make obvious mistakes. İnsanlar, bariz hatalar yapmamaları için çocuklarını uyarırlar. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | warn f. | ihtar etmek | ||
| Genel | warn f. | ihtar vermek | ||
| Genel | warn f. | ihbar etmek | ||
| Genel | warn f. | öğütlemek | ||
| Genel | warn f. | tembih etmek | ||
| Genel | warn f. | ikazda bulunmak | ||
| Genel | warn f. | ikaz yapmak | ||
| Genel | warn f. | ihtarda bulunmak | ||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | warn f. | ihtar etmek | ||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | warn expr. | uyar | ||