Politik - Turco Inglés Diccionario

Politik

Significados de "Politik" en diccionario inglés turco : 7 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
politik political adj.
General
politik politician [obsolete] n.
politik politic adj.
politik deliberative adj.
politik politick [obsolete] adj.
politik polit (political) abrev.
Politics
politik political adj.

Significados de "Politik" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
politik oyunlar politics n.
politik lider fugleman n.
britanya'da politik parti whig n.
politik bilimde makaleler contributions in political science n.
ılımlı politik görüş centre n.
ılımlı politik görüş center n.
politik görüş politics n.
politik ufuk political horizon n.
politik etki political impact n.
politik açıdan bağımsız kimse fencesitter n.
politik açıdan tarafsız fencesitter n.
politik bilimler policy sciences n.
politik görüş political view n.
politik belirsizlik political uncertainty n.
politik kötümserlik political pessimism n.
politik destek politicial support n.
politik örgüt political organization n.
eko-politik ecopolitics n.
savaş sonrası politik sahne post-war political scene n.
politik cevap political answer n.
politik harita political map n.
politik tutum political stance n.
politik görüş political opinion n.
politik çevre political environment n.
politik veya başka bir nedenle kamusal alanlarda cephe ya da duvar üzerine tanıtım amacıyla yapılan poster asma eylemi flyposting n.
gençlerin eylemleri ya da etkilerinden doğan, kayda değer kültürel, politik ya da sosyal değişim youthquake n.
politik sonuçlar policy consequences n.
politik dahi political genius n.
direktuvar sistemini yok etmek ve komünist düzeni kurmak için komplo düzenleyen fakat başarısız olan fransız politik provokatör babeuf n.
ırklar arasındaki çatışmaların sebep olduğu sosyal ve politik sorun race problem n.
1800'lerin sonu ve 1900'lerin başında new york eyaletinde demokrat parti'nin içinde yer alan politik topluluk tammany hall n.
1800'lerde new york'ta güçlü demokratik ve politik bir topluluk olan tammany hall'ın etkinlik ve ilkeleri tammanyism n.
1800'lerin sonu ve 1900'lerin başında new york'ta demokrat parti'nin içinde yer alan politik topluluk tammany n.
1800'lerin sonu ve 1900'lerin başında new york eyaletinde demokrat parti'nin içinde yer alan politik topluluk tammany society n.
politik amaç political aim n.
politik doğruculuk political correctness n.
medeni veya politik olan şey temporalty [obsolete] n.
erek dilin kaynak dil üzerindeki politik, ideolojik ve ekonomik etkisini hiçe sayıp, tamamen kaynak dil odaklı yapılan çeviri translatese n.
birleşik devletlerde politik parti whig n.
politik ya da sosyal kurumları destekleyen doktrin establishmentarianism n.
eskiden belirli politik haklara sahip olan başlıca sosyal sınıf estate n.
politik ya da sosyal kurumları destekleyen doktrin establishmentism n.
politik güç juice n.
politik amaçlı internet korsanlığı eylemi yapan kimse hacktivist n.
sosyal veya politik bir mesele için internet korsanlığı yapan kimse hactivitist n.
memleketin taarruzdan korunmuş, ekonomik ve politik bakımdan kendine yeten iç kısımları heartland n.
politik olmama impolicy n.
politik olmama impoliticness n.
politik olmayış impoliticness n.
politik doğruculuk political correctitude n.
politik görüş politics n.
politik ayrımcılık political incorrectness n.
politik prensipler politics n.
politik kimse politician [obsolete] n.
(politik bir oluşumda) yer alma hakkı seat n.
politik grup caucus n.
politik metin yazarı speechwriter n.
aldatıcı politik hamle steal n.
politik haklarını vermek enfranchise v.
politik, mali veya mesleki gücünü azaltmak destroy v.
politik ya da sosyal kurumları destekleyen establishmentarian adj.
politik olmayan unpolitic adj.
politik olmayan unpolitical adj.
politik olmayan impolitic adj.
kısmen politik semipolitical adj.
politik olmayan nonpolitical adj.
politik olmayan non-political adj.
politik doğrucu pc adj.
politik olarak politically adv.
politik olmayan bir şekilde impolitically adv.
politik olmayan bir şekilde impoliticly adv.
politik açıdan politically adv.
politik bir şekilde politicly adv.
politik olarak anlamına gelen ön ek politico- pref.
politik ve anlamına gelen ön ek politico- pref.
politik anlamına gelen ön ek politico- pref.
Phrasals
biri yararına politik konuşmalar yapmak stump for someone v.
(biri) yararına politik konuşmalar yapmak stump for (one) v.
yararına politik konuşmalar yapmak stump for v.
Colloquial
leon trotski ve takipçileri tarafından savunulan politik ve ekonomik komünizmin takipçisi kimse trot n.
güçlü politik lider kingfish n.
politik etki/nüfuz juice n.
orta amerikada yaşayan orta sınıf ve politik yönden tutucu amerikan halkı middle america n.
politik gezi roadshow n.
Idioms
politik görüşlerinde köklü bir değişiklik yapma a change in (one's) stripes n.
politik ideolojiler/sosyal eşitsizlikler yüzünden ayrışmamış halk one nation n.
politik ideolojiler/sosyal eşitsizlikler tarafından ayrıştırılmamış ülke one nation n.
halkın kolektif iradesinden kaynaklanan politik güç, baskı people power n.
çin ve komünist olmayan ülkeler arasındaki politik, ekonomik ve kültürel set/bariyer the bamboo curtain n.
belli politik sorunlarını oldukça içselleştiren genellikle liberal/solcu kimse bleeding heart n.
tutucu politik görüşleri nedeniyle gazetelere katılmadığı konularda sinirini/şikayetini belirten mektuplar gönderen kimse disgusted of tunbridge wells [uk] n.
bir düşüncenin (özellikle politik) uç noktalarında olmak be on the fringe v.
politik malzeme olarak kullanmak play politics with something v.
politik görüşlerinde köklü bir değişiklik yapmak change one's stripes v.
(sosyal, politik, finansal) durumunu düzeltmek get on in the world v.
(sosyal, politik, finansal) durumunu yoluna sokmak get on in the world v.
(sosyal, politik, finansal) durumunu iyileştirmek get on in the world v.
politik güç elde etmek/kazanmak get into power v.
birini/bir şeyi politik anlamda desteklediğini ilan etmek/açıklamak announce (one's support) for someone or something v.
politik görüşlerinde köklü bir değişiklik yapmak change (one's) spots v.
çağdışı (politik kararlar) on the wrong side of history expr.
demode (politik uygulamalar) on the wrong side of history expr.
köhnemiş (politik uygulamalar) on the wrong side of history expr.
zamana uymayan (politik uygulamalar) on the wrong side of history expr.
politik, yasal, ahlaki düzenlemelerin olmadığı durumda in a state of nature expr.
aşırı tutucu/bağnaz politik görüşlere sahip somewhere to the right of genghis khan expr.
Trade/Economic
politik risk political risk n.
ekonomi politik political economy n.
politik iktisat political economy n.
ekonomi-politik political economy n.
politik ekonomi political economy n.
politik ekonomi political economics n.
geleneksel sosyal ve politik yapıya muhalefet eden bir doktrin antiestablishmentism n.
geleneksel sosyal ve politik yapıya muhalefet eden bir doktrin antiestablishmentarianism n.
politik ekonomi dismal science n.
doğal düzenin toplumu yeterince kontrol ettiğini öne süren bir politik iktisat doktrini physiocratism n.
batamayacak kadar politik too political to fail adj.
geleneksel sosyal, politik ya da ekonomik değer ya da ilkelere muhalefet eden antiestablishment adj.
etik veya politik yargılardan muaf (analiz) positive adj.
Law
politik engel political obstacle n.
politik risk political risk n.
Politics
politik sistem political system n.
politik değişim political alternation n.
1960'larda politik olarak radikal hippilerin bir üyesi yippie n.
politik muhalefet political dissident n.
politik kampanya political campaign n.
politik sol political left n.
dış ülkede politik dokunulmazlık extraterritoriality n.
politik lider political leader n.
politik ayrımcılık political discrimination n.
jeopolitik ve politik mülahazalar geopolitical and political considerations n.
politik iktisat political economy n.
politik delege political agent n.
politik alan political sphere n.
politik toplum political society n.
politik duruş political stance n.
politik duruş political standing n.
politik gelişmeler political developments n.
politik talimat policy prescription n.
politik tutum policy stance n.
politik baskı political pressure n.
küçük bir politik grup cabal n.
politik şantaj political blackmail n.
politik zemin political grounds n.
politik çıkarım policy implication n.
politik yelpaze political spectrum n.
sosyo-politik konjonktür socio-political conjuncture n.
köle ticaretine karşı politik hareket abolitionism n.
politik bağlılık political loyalty n.
politik bağlılık political loyalties n.