oturan - Turco Inglés Diccionario

oturan

Significados de "oturan" en diccionario inglés turco : 21 resultado(s)

Turco Inglés
General
oturan occupier n.
oturan resident n.
oturan inmate n.
oturan dweller n.
oturan inhabitant n.
oturan sitter n.
oturan occupant n.
oturan shacker n.
oturan liver n.
oturan resiant n.
oturan sedentary adj.
oturan sitting adj.
oturan mansionary adj.
oturan residentiary adj.
oturan occupied adj.
oturan corner adj.
oturan sedent adj.
oturan sit-down adj.
Law
oturan habitant n.
oturan commorant n.
oturan resident n.

Significados de "oturan" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
ufak evde oturan cottager n.
bir kilisenin sorumlu olduğu mahallede oturan sakinlerin tümü parish n.
oturan kimse sitter n.
sınırda oturan kimse borderer n.
kendi malı olmayan bir mülkte kanuna aykırı olarak oturan kimse squatter n.
bir bölgede oturan insanların tartışmak veya eğlenmek için bir araya geldikleri yer community center n.
bir odada oturan kimse inmate n.
sınırda oturan kimse frontiersman n.
sömürgede oturan kimse colonial n.
nehir kıyısında oturan kimse riparian n.
oturan kimse (bir yerde) inhabitant n.
oturan kimse inhabitant n.
banliyöde oturan kimse suburban n.
oturan kimse indweller n.
banliyöde oturan kimse suburbanite n.
oturan kimse occupant n.
bir yerde oturan kimse calm n.
parish'te oturan kimse parishioner n.
oturan kimse (koltuk/masa vb'nde) occupant n.
başkası ile aynı evde oturan kimse inmate n.
oturan kimse (ev/bina/oda vb'nde) occupant n.
bir memleketin doğusunda oturan kimse easternmost n.
oturan kimse resident n.
birlikte oturan kimse inmate n.
yolculukta yan koltukta oturan kişi seatmate n.
oturan kimse shacker n.
kadın oturan inhabitress n.
bataklık arazide oturan kimse bogtrotter n.
bir yerde oturan resident n.
geçici olarak oturan non-resident n.
bir yerde oturan kimse habitant n.
bir yerde oturan kimse occupant n.
gecekonduda oturan kişi slum-dweller n.
kasabada oturan burgess n.
illegal oturan illegal resident n.
çalılık arazide oturan kimse bushman n.
sayfiye evinde oturan kimse cottager n.
kendi evinde oturan kimse owner-occupant n.
kendi evinde oturan kimse owner-occupier n.
kendi evinde oturan kimse home owner n.
geçici olarak oturan nonresident n.
oturan boğa sitting bull n.
portresi yapılırken oturan kişi sitter n.
sofrada oturan kişiler table n.
peruğun başa oturan ağ benzeri taban bölümü caul [obsolete] n.
arka arkaya oturan iki veya daha fazla kişi tarafından kullanılmak üzere tasarlanmış bisiklet veya kano benzeri araç tandem n.
new jersey'de oturan kimse new jerseyan n.
bir yerde oturan kimse tenant n.
aynı evde oturan kimse inmate n.
evde oturan kimse inmate n.
umbria'da oturan kimse umbrian n.
sandalet tipi ayakkabının ayak kısmına oturan kayış sabot n.
sandalet tipi ayakkabının ayak kısmına oturan kayış sabot strap n.
bankta oturan kimse bencher n.
tribünde oturan taraftar bleacherite n.
harekete geçirildiğinde kafa sallayan çinli kıyafetleri giymiş oturan küçük grotesk bir figür mandarin n.
oturan kimse residentiary n.
michigan'da oturan kimse michiganite n.
minstrelde orta koltuğa oturan bir sanatçı middleman n.
kadın giysisinin bele oturan kısmı midriff n.
himalayalar'da oturan kimse himalayan n.
tiyatronun ucuz sırasında oturan izleyici groundling n.
sınırda oturan kimse frontierswoman n.
sayfiye evinde oturan kimse cotman [scotland] n.
vücuda oturan puantiyeli ceket polka jacket n.
vücuda oturan puantiyeli ceket polka n.
vücuda oturan erkek ceketi polony [scotland] n.
bele oturan kısa kollu gösterişli bir üst giysi polonaise n.
vücuda oturan erkek ceketi polonaise [scotland] n.
bele oturan kısa kollu gösterişli bir üst giysi polonese n.
kulübede oturan kimse cottager n.
akşam yemeği davetinde masanın sonunda oturan yardımcı croupier n.
bir şeyin içinde veya üzerinde oturan kimse insessor n.
oturan parça inset n.
çok sayıda değerli taş ve boncuklardan oluşup boyun kısmına oturan esnek kolye dog collar n.
yerine oturan şey fitment [obsolete] n.
yüksek yapıların en üst noktasında uzun süre oturan kimse flagpole sitter n.
papaz idaresindeki bir bölgede oturan kimse parishen [obsolete] n.
sırada oturan kimseler pew n.
vücuda oturan dar kıyafet skintight n.
kafaya tam oturan kask skullcap n.
takkeye benzeyen yuvarlak, sıkı oturan şapka beany n.
orkestra koltuklarında oturan seyirciler stall n.
oturan kişi occupier n.
(yüzükte yuvaya oturan) taş inset n.
oturan kimse residenter [us/scotland] n.
put gibi oturan tip frump n.
vücuda çok hoş bir şekilde oturan (rop) slinky adj.
banliyöde oturan suburban adj.
üste iyi oturan (giysi) snug adj.
kirada oturan tenanted adj.
oturan (ikamet vb) dwelt adj.
geçici olarak oturan nonresident adj.
oturan gibi tenantlike adj.
başka bir ülkede oturan expatriate adj.
işyerinde oturan live-in adj.
üste oturan (giysi) close-fitting adj.
yandaki evde oturan next-door adj.
kazıklara oturan pile-supported adj.
geçici olarak oturan non-resident adj.
birbiri ardına oturan iki veya daha fazla kişi tarafından kullanılmak üzere tasarlanmış tandem adj.
fiş ve priz gibi karşılık gelen kısma oturan mating adj.
boş oturan chimney-corner adj.
boğazına düğüm oturan chokey adj.
yüreğine oturan heartswelling adj.
köşeye oturan corner adj.
tam oturan fit [obsolete] adj.
yerine oturan fitting adj.
yerine oturan fittable adj.
çarpışma öncesi yerine oturan precrash adj.
eskiden oturan preoccupant adj.
kürsüde oturan pulpitical adj.
kürsüde oturan pulpited adj.
tam oturan straight-fitting adj.
deriye oturan skin-tight adj.
kenar mahallede oturan suburb adj.
banliyöde oturan suburb adj.
kenar mahallede oturan suburbial adj.
varoş mahallede oturan suburb adj.
banliyöde oturan suburbial adj.
varoş mahallede oturan suburbial adj.
omurgaya oturan spinal adj.
tam oturan fitted adj.
vücuda oturan spor giysisi leotard N.
Phrasals
(komşuyu/yakında oturan birisini) eve davet etmek ask over v.
(komşuyu/yakında oturan birisini) eve davet etmek ask someone over v.
Phrases
(bir süredir biriyle) birlikte oturan with (someone) for (some amount of time) expr.
Proverb
sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı people who live in glass houses shouldn't throw stones
yerinde oturan tarih yazamaz footprints on the sands of time are not made by sitting down
sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı those who live in glass houses shouldn't throw stones
Colloquial
boş oturan kadın a lady of leisure n.
sandalyede oturan bir adam a man sitting on a chair n.
geceleri uyumayıp oturan kimse night bird n.
gece/sabaha kadar oturan kimse all-nighter n.
aşağı katta veya tarafta oturan birine uğramak/ziyarete gitmek pop down (for a visit) v.
(kıyafet) vücuda kalıp gibi oturan spray-on adj.
Idioms
boş oturan adam/kadın man/woman/gentleman/lady of leisure n.
bir hazinenin üzerinde oturan sitting on a gold mine adj.
altın madeninin üzerinde oturan sitting on a gold mine adj.
Speaking
tek başına oturan sitting on his own expr.
Trade/Economic
aynı şirkette/yerde çalışan ve yakın yerlerde oturan 4-5 kişinin bir hafta birinin bir hafta diğerinin arabasıyla işe gidip gelmesi car pool n.
kentte oturan urban adj.
Law
başka bir ülkede oturan mal sahibi absentee n.
calabasas kaliforniya'da oturan sekiz genç ve bir grup yetişkinden oluşan bir hırsız çetesi the hollywood hills burglars n.
calabasas kaliforniya'da oturan sekiz genç ve bir grup yetişkinden oluşan bir hırsız çetesi the burglar bunch n.
calabasas kaliforniya'da oturan sekiz genç ve bir grup yetişkinden oluşan bir hırsız çetesi bling ring n.
calabasas kaliforniya'da oturan sekiz genç ve bir grup yetişkinden oluşan bir hırsız çetesi hollywood hills burglar bunch n.
bir yerde oturan kimse terre-tenant n.
bir yerde oturan kimse terre-tenant n.
bir yerde oturan kimse ter-tenant n.