pleasure - Turco Inglés Diccionario

pleasure

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

pleasure — Definition

Significado:
zevk, haz
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈplɛʒər/ – BrE /ˈplɛʒə/)
Categoría gramatical:
İsim: pleasure (pleasures)
Sinónimo:
delight, enjoyment
Antónimos:
pain

Significados de "pleasure" en diccionario turco inglés : 27 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
pleasure n. zevk
It’s been a true pleasure to do business with you.
Sizinle iş yapmak gerçek bir zevkti.

More Sentences
pleasure n. keyif
The Chinese population will derive little pleasure from the Games.
Çin halkı oyunlardan çok az keyif alacaktır.

More Sentences
pleasure n. memnuniyet
It is with great pleasure that I introduce our newest member.
En yeni üyemizi tanıtmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

More Sentences
pleasure n. haz
General
pleasure n. memnuniyet
It is with great pleasure that I introduce our newest member.
En yeni üyemizi tanıtmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

More Sentences
pleasure n. tat
Take pleasure in a romantic dinner together.
Birlikte romantik bir akşam yemeğinin tadını çıkarın.

More Sentences
pleasure n. sevinç
Maria's eyes lightened with pleasure.
Mary'nin gözleri sevinçle parlıyordu.

More Sentences
pleasure n. şeref
May I have the pleasure of taking you to dinner?
Sizi yemeğe çıkarma şerefine nail olabilir miyim?

More Sentences
pleasure n. zevk
It’s been a true pleasure to do business with you.
Sizinle iş yapmak gerçek bir zevkti.

More Sentences
pleasure n. keyif
The Chinese population will derive little pleasure from the Games.
Çin halkı oyunlardan çok az keyif alacaktır.

More Sentences
pleasure n. eğlence
I do not think I am wrong in saying that at this rate we will end up including pleasure boats.
Bu gidişle eğlence teknelerini de dahil edeceğimizi söylemekte haksız olduğumu sanmıyorum.

More Sentences
pleasure v. memnun etmek
There are many ways you can pleasure each other.
Birbirinizi memnun etmenin birçok yolu vardır.

More Sentences
pleasure n. memnunluk
pleasure n. istek
pleasure n. safa
pleasure n. kıvanç
pleasure n. sefa
pleasure n. lezzet
pleasure n. emir
pleasure n. lütuf
pleasure n. irade
pleasure v. keyif peşinde koşmak
pleasure v. tatile çıkmak
pleasure v. gezmeye çıkmak
pleasure v. cinsel zevk vermek
Psychology
pleasure n. haz
Philosophy
pleasure n. haz

Significados de "pleasure" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
pleasure principle n. zevk ilkesi
pleasure boat n. eğlence gemisi
sexual pleasure n. cinsel haz
sexual pleasure n. cinsel zevk
intense pleasure n. büyük zevk
enormous pleasure n. büyük zevk
intense pleasure n. yoğun zevk
great pleasure n. büyük zevk
pleasure seeker n. keyif düşkünü
holiday pleasure n. tatil keyfi
driving pleasure n. sürüş keyfi
evening pleasure n. akşam sefası
earthly pleasure n. dünyevi zevk
guilty pleasure n. aslında yapılmaması gereken ancak yapmaktan zevk alınan eylemler
a momentary pleasure n. bir anlık zevk
pleasure trip n. gezi
pleasure trip n. gezinti
aesthetic pleasure n. estetik zevk
pleasure of coffee n. kahve keyfi
coffee pleasure n. kahve keyfi
visual pleasure n. göz zevki
childish pleasure n. çocukça zevk
coffee pleasure n. kahve keyfi
pleasure-house n. eğlence evi
breakfast pleasure n. kahvaltı keyfi
guilty pleasure n. yapılmaması gerektiğine inandığın ancak yapmaya devam edip içten içe pişmanlık duyduğun zevkler
pleasure spots n. eğlence/gezinti yerleri
pleasure-seeker n. zevk düşkünü kimse
pleasure ground n. eğlence parkı
play pleasure n. boş eğlence
pleasure-seeking n. keyif düşkünlüğü
pleasure-seeker n. keyif düşkünü kimse
pleasure-seeking n. zevk düşkünlüğü
feel pleasure v. haz duymak
lead a life of pleasure v. zevk ve sefa sürmek
take pleasure v. hoşuna gitmek
take pleasure v. haz almak
find pleasure in v. lezzet almak
spoil the pleasure v. burnundan getirmek
take pleasure v. zevk almak
find pleasure in v. zevk almak
give pleasure v. zevk vermek
lead a life of pleasure v. keyif sürmek
improve one's pleasure and health v. cana can katmak
spoil (someone's) pleasure or fun v. zevkini bozmak
discover pleasure v. zevkine varmak
give someone pleasure v. zevkini okşamak
give someone pleasure v. zevkine gitmek
receive sexual pleasure v. cinsel zevk almak
give sexual pleasure v. cinsel zevk vermek
derive pleasure v. zevk almak
derive pleasure v. zevk duymak
get pleasure v. zevk almak
gain pleasure v. zevk almak
get pleasure v. zevk duymak
find pleasure v. zevk duymak
find pleasure v. zevk almak
gain pleasure v. zevk duymak
take pleasure v. zevk duymak
get pleasure out of life v. hayattan zevk almak
have pleasure v. memnuniyet duymak
give pleasure v. memnuniyet vermek
take pleasure in v. zevk almak
take pleasure in v. haz almak
take pleasure in doing something v. (bir şeyi) yapmaktan keyif almak
take pleasure in doing something v. -den keyif almak
be a pleasure to help v. yardım etmekten zevk duymak
give someone pleasure v. zevkini vermek
give someone pleasure to help v. yardım etme zevkini vermek
afford pleasure v. neşe vermek
afford pleasure v. sevinç vermek
take pleasure in v. keyif almak
take a vicarious pleasure in v. başkasının adına mutlu olmak
pleasure (in) v. zevk almak
pleasure-seeking adj. eğlence düşkünü
pleasure-seeking adj. zevk düşkünü
pleasure-loving adj. keyif düşkünü
at one's pleasure adv. isteğine göre
with pleasure adv. memnuniyetle
for pleasure adv. keyif için
with pleasure adv. baş üstüne
at one's pleasure adv. istediği zaman
with pleasure adv. seve seve
with pleasure adv. keyifle
for one’s own pleasure adv. kendi zevki için
for his own pleasure adv. kendi zevki için
Phrases
more than a pleasure expr. zevkten öte
Proverb
an hour of pain is as long as a day of pleasure bir saatlik acı bir günlük zevke bedeldir
he that would go to sea for pleasure, would go to hell for a pastime denizci olanın aklı yoktur
business before pleasure önce iş sonra eğlence
business before pleasure önce iş gelir
there is no pleasure without pain cefa çekmeden sefa sürülmez
there is no pleasure without pain sıkıntı/zorluk/cefaya katlanmadan rahatlık olmaz
Colloquial
moments of pleasure n. keyifli anlar
guilty pleasure n. insanın suçluluk veya utanç duysa da vazgeçemediği zevk
guilty pleasure n. yasak zevk
guilty pleasure n. mahcup zevk
have had the pleasure v. biriyle daha önce tanışma şerefine erişmiş olmak
have had the pleasure v. biriyle daha önce tanışmış olmak
for pleasure expr. zevk için
to what do I owe the pleasure? expr. (özellikle birisi bir yere geldiğinde) bu şerefi neye borçluyum?
to what do I owe this pleasure? expr. bu zevki neye borçluyum?
what's your pleasure? expr. ne tercih edersin?
what's your pleasure? expr. ne istersin?
what's your pleasure? expr. ne alırsın?
(it is) (one's) pleasure expr. o zevk (birine) ait
(it is) (one's) pleasure expr. (biri için) bir zevk
(it is) (one's) pleasure expr. zevkle
at your/somebody's pleasure expr. senin/birinin keyfine göre
at your/somebody's pleasure expr. sen/biri istediği zaman
at your/somebody's pleasure expr. senin/birinin isteğine göre
don't believe I've had the pleasure expr. daha önce sizinle tanışma şerefine ermedim
the pleasure is all mine expr. o zevk bana ait
my pleasure expr. lafı mı olur
my pleasure expr. lafı bile olmaz
my pleasure expr. zevkle
my pleasure expr. zevk duyarım
my pleasure expr. o zevk bana ait
my pleasure expr. benim için bir zevk
Idioms
purr with pleasure v. başı göğe ermek
mix business with pleasure v. iş ile eğlenceyi karıştırmak
mix business with pleasure v. işle eğlenceyi karıştırmak
at her majesty's pleasure [uk] expr. süresi belirsiz (hapis)
at his majesty's pleasure [uk] expr. bir ingiliz hapishanesinde tutuklu
at her majesty's pleasure [uk] expr. bir ingiliz hapishanesinde tutuklu
Speaking
he is welcome to come and go at his pleasure expr. istediği zaman gelip gidebilir
business or pleasure? expr. iş mi eğlence mi?
business or pleasure? expr. iş için mi eğlence için mi?
it's a pleasure expr. benim için bir zevktir
it is my pleasure expr. o zevk bana ait
it's my pleasure expr. o zevk bana ait
it is my pleasure expr. benim için bir zevk
It was great pleasure expr. büyük zevkti
it's a pleasure to meet you expr. sizinle tanışmak bir zevk
it's a pleasure to have you with us expr. bize katılmana çok memnun olduk
it's my pleasure expr. benim için bir zevk
the pleasure of doing a favor expr. iyilik yapmanın zevki
it'd be my pleasure to take you there expr. seni oraya götürmekten zevk duyarım
what do I owe this pleasure? expr. bu zevki neye borçluyum?
it was a great pleasure for me expr. benim için büyük zevkti
I don't believe I've had the pleasure expr. daha önce sizinle tanışma şerefine ermedim
with pleasure expr. zevkle
with great pleasure expr. başım gözüm üstüne
with great pleasure expr. büyük zevkle
it is my pleasure to solve this problem expr. bu sorunu çözmek benim için bir zevk
it was a pleasure for me expr. benim için bir zevkti
what a pleasure to meet you expr. sizinle tanışmak büyük zevk
it's my pleasure expr. zevkle
it was a pleasure to meet you expr. sizinle tanışmak bir zevkti
Trade/Economic
pleasure boat n. eğlence gemisi