ucunda - Turco Inglés Diccionario

ucunda

Significados de "ucunda" en diccionario inglés turco : 1 resultado(s)

Turco Inglés
Phrases
ucunda on the margin of expr.

Significados de "ucunda" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
parmaklarının ucunda yürüme tiptoeing n.
dilimin ucunda hali/durumu tip-of-the-tongue state n.
şekil itibarıyla kaşığa benzeyen ucunda üç sivri çıkıntı olan mutfak gereci spork n.
ucunda el biçimli uzantı bulunan sırt kaşıma sopası backscratcher n.
etek ucunda bir şeyler taşımak için katlanabilen ön kısım lap n.
(özellikle güney amerika'da) hayvan avlamak için kullanılan, ucunda ağırlık olan bir ip bola n.
(özellikle güney amerika'da) hayvan avlamak için kullanılan, ucunda ağırlık olan bir ip bolas n.
bir ucunda paçavralar bulunan, ekmek fırınını temizlemek için kullanılan sırık maukin [uk] n.
bir ucunda paçavralar bulunan, ekmek fırınını temizlemek için kullanılan sırık mawkin [dialect] n.
(jonglörlükte) bir ip veya kablonun ucunda döndürülen, poi toplarına benzer bir aksesuar meteor n.
haddehane çekicinde ucunda çekiç başı bulunan sap helve n.
ayakkabıların ucunda kullanılan sertleştirme malzemesi boxing n.
eskiden new york'taki long island adası'nın doğu ucunda yaşamış olan yerli kabileye mensup kimse montauk n.
iki ucunda halkalar olan gem gag n.
hindistan'da kullanılıp her iki ucunda birer çıkıntısı olan bir tahtırevan dandi n.
hindistan'da kullanılıp her iki ucunda birer çıkıntısı olan bir tahtırevan dandy n.
(eğlence parkında) özellikle ucunda su olan hız treni chute-the-chutes n.
ucunda sallantılı süs bulunan küpe drop n.
ucunda sallantılı süs bulunan küpe pendant earring n.
ucunda sallantılı süs bulunan küpe drop earring n.
(kaydırılan kütüğün ön ucunda kullanılan) metal levha pan n.
eğreltiotu gibi bitkilerin ucunda bulunan kıvrık kısım fiddle head n.
cam üfleme borusunun ucunda biriken erimiş camı toplayan kimse gatherer n.
ucunda çekül bulunan ip plummet line n.
ucunda küçük, yuvarlak ve hareketli naylon, plastik veya metal bilye bulunan bir kalem rollerball n.
ucunda bilye bulunan kalem rollerball pen n.
ucunda birbirine dikili iki deri parçası olan bir çeşit sopa slapstick n.
(manyetik iğne ucunda) güneye meyil southness n.
manyetik iğne ucunda güneye yatkınlık southness n.
tüy ucunda yer alan parlak leke spangle n.
iki ucunda yarım top yer alan çubuklu bir mermi stang ball n.
kol benzeri çıkıntının ucunda yer alan düz ve geniş bölüm palm n.
(bale) parmak ucunda dönmek pirouette v.
dilinin ucunda olmak be on the tip of one's tongue v.
parmak ucunda yürümek tiptoe v.
her iki ucunda da kamçı olan amphitrichous adj.
şehrin iki ayrı ucunda bulunan crosstown adj.
ucunda küçük çengel olan hamulose adj.
ucunda ölüm olan life-and-death adj.
(hanedan armaları) ucunda kare şeklinde parça bulunan cramponee adj.
sırık ucunda bulunan pole adj.
çubuğun ucunda yer alan pole adj.
bitki desteğinin ucunda bulunan innate adj.
caddenin öbür ucunda at the far end of the street adv.
dilinin ucunda on the tip of one's tongue adv.
dünyanın öteki ucunda at the back of adv.
parmağının ucunda do (something) easily and skillfully adv.
dünyanın bir ucunda at the back of beyond adv.
bir ucunda dallanan metil grubunun bağlı olduğu düz karbon atomu zincirine sahip anlamı veren ön ek is- pref.
Phrasals
bir şeyin ucunda sallantıda bırakılmak hang by something v.
Phrases
diğer ucunda on the other end expr.
diğer ucunda at the other end expr.
Colloquial
(birinin) parmaklarının ucunda olmak be (one's) for the asking v.
(birinin) parmaklarının ucunda olmak be there for the taking v.
kasabanın diğer ucunda on the other end of town expr.
işin ucunda (bir şey de) var can't be bad expr.
Idioms
ipin ucunda borrowed time n.
öfkesi burnunun ucunda olmak have a chip on one's shoulder v.
parmağının ucunda oynatmak have somebody on a string v.
dilinin ucunda olmak be on the tip of one's tongue v.
parmağının ucunda oynatmak wind around one's little finger v.
parmağının ucunda oynatmak wrap around one's little finger v.
parmağının ucunda oynatmak twist around one's little finger v.
süngünün ucunda olmak be on a knife edge v.
bıçağın ucunda olmak be on a knife edge v.
parmak ucunda yürümek walk on the balls of the feet v.
ipin ucunda olmak exist on borrowed time v.
parmaklarının ucunda olmak be there for the taking v.
(birinin) parmaklarının ucunda olmak be (one's) for the taking v.
birinin parmaklarının ucunda olmak be somebody's for the taking v.
birinin parmaklarının ucunda olmak be there for the taking v.
ipin ucunda olmak be on borrowed time v.
ipin ucunda olmak be living on borrowed time v.
ipin ucunda olmak be living on borrowed time v.
dilinin ucunda olmak be on the tip of your tongue v.
burnunun ucunda olup biteni görememek can't see past the end of (one's) nose v.
namlunun ucunda olmak stare down the barrel of one's gun v.
namlunun ucunda olmak stare down the barrel of a gun v.
birini parmağının ucunda oynatmak wrap someone around your little finger v.
parmağının ucunda oynatmak wind around one's finger v.
parmağının ucunda oynatmak twist around little finger v.
birini parmağının ucunda oynatmak twist someone around your little finger v.
birini parmağının ucunda oynatmak wind somebody round your little finger v.
parmağının ucunda oynatmak twist around one's finger v.
birini parmağının ucunda oynatmak twist somebody around your little finger v.
parmağının ucunda oynatmak wrap around one's finger v.
birini parmağının ucunda oynatmak wrap somebody around your little finger v.
birini parmağının ucunda oynatmak twist somebody round your little finger v.
parmağının ucunda oynatmak turn around one's finger v.
birini parmağının ucunda oynatmak wind somebody around your little finger v.
birini parmağının ucunda oynatmak wrap somebody round your little finger v.
ipin ucunda on borrowed time adj.
dilimin ucunda on the tip of my tongue expr.
dilinin ucunda on the tip of one's tongue expr.
burnunun ucunda under someone's nose expr.
parmaklarının ucunda at the end of (one's) fingertips expr.
parmaklarının ucunda at the end of (one's) fingertips expr.
(birinin) dilinin ucunda on (one's) lips expr.
birinin dilinin ucunda on someone's lips expr.
dilimin ucunda it's on the tip of my tongue expr.
bir toplu iğnenin ucunda kaç melek dans eder how many angels can dance on the head of a pin expr.
(birinin) parmaklarının ucunda (one's) for the asking expr.
(birinin) burnunun ucunda (right) under (one's) (very) nose expr.
(birinin) parmaklarının ucunda at (one's) fingertips expr.
namlunun ucunda at gunpoint expr.
parmaklarının ucunda at your fingertips expr.
dilinin ucunda on the tip of tongue expr.
dilinin ucunda on the tip of your tongue expr.
burnunun ucunda under your nose expr.
burnunun ucunda under nose expr.
Speaking
dilimin ucunda it is on the tip of my tongue expr.
Politics
güney amerikanın güney ucunda bulunan yerli bir halk fuegian n.
kuzeydoğu çin'de, mançurya'nın liaodong yarımadası'nın güney ucunda bulunan stratejik bir bölge kwantung leased territory n.
Industry
bağlantı parçalarını tutturmak için borunun ucunda yer alan vida dişi makeup n.
Technical
ucunda kancalar bulunan tutma aleti grappling iron n.
bir ucunda iki tane küçük diğer ucunda ise bir tane büyük bıçak bulunan kompakt ve katlanabilir bir bıçak whittler n.
(matkap) delme ucunda oluklar arasındaki konik alan bridge n.
ilmek yapmak için kementin ucunda bulunan delik hondo n.
(sarkaçlı saat süspansiyon yayı ucunda bulunan) metal ağız chop n.
duvarda çıkıntı yapan ve ucunda kaldırma ekipmanı bulunan sabit kol veya destek derrick n.
bir ucunda kütük, diğer ucunda buhar silindiri ve orta noktada bağlama kolu bulunan buhar makinesi grasshopper engine n.
çift bıçaklı sabanın arka ucunda bulunan ve saban demirini yönlendirip sabit tutan plaka veya çark rudder n.
(kirleri milden uzak tutmak için) vagon tekeri yuvasının ucunda yer alan plaka cuttoo plate n.
varil pompasının ucunda yer alan vana potlid valve n.
deri kayışın ucunda ilmek yapmak için koşum takımına takılan özel tasarımlı metal toka conway loop n.
deri kayışın ucunda ilmek yapmak için koşum takımına takılan özel tasarımlı metal toka conway buckle n.
biçme makinesinin kesici çubuğunun dış ucunda bulunup kesilecek ürünü ayıran çıkıntı divider n.
bir ucunda kereste, taş gibi tutmak için delik bulunan kısa demir çubuk dog iron n.
aksamların ucunda geçme yaparak birleştiren kişi scarpher n.
aksamların ucunda geçme yaparak birleştiren kimse scarfer n.
yaprak yay ucunda bulunan spiral bölüm scroll n.
ucunda geçme yapmak scarf v.
halat ucunda düğüm oluşturmak crown v.
bir ekseninin her iki ucunda farklı formlara sahip olan (kristal) hemimorphic adj.
Computer
bağlantı kablolarının ucunda porta oturması gereken pim pin n.
Mechanic
ahşap bir aksın ucunda bulunup ince ve geniş çıkıntıları olan demir pim wing gudgeon n.
Textile
(dokuma tezgahında) gücü takımı ucunda yer alan çubuk shaft n.
Architecture
roma bazilikalarının bir ucunda yer alan yükseltilmiş platform tribune [rare] n.
her iki ucunda ya da her iki tarafındaki revaklarında sütunları olan tapınak amphiprostyle n.
her iki ucunda ya da her iki tarafındaki revaklarında sütunları olan (yapı) amphiprostyle adj.
her iki ucunda ya da her iki tarafındaki revaklarında sütunları olan (yapı) amphistylar adj.
her iki ucunda ya da her iki tarafındaki revaklarında sütunları olan (yapı) porticoed adj.
her iki ucunda ya da her iki tarafındaki revaklarında sütunları olan (yapı) amphiprostylar adj.
Woodworking
ucunda kavisli bir kesici bulunan, küçük ağaçları budamak için kullanılan uzun kollu bir budama testeresi pruning hook n.
ucunda kavisli bir kesici bulunan, küçük ağaçları budamak için kullanılan uzun kollu bir budama testeresi pruner n.
ucunda kavisli bir kesici bulunan, küçük ağaçları budamak için kullanılan uzun kollu bir budama testeresi lopper n.
Automotive
kampanalı frende pedalın ucunda bulunan başlık anchor n.
Railway
ucunda kapı olmayan tren yüklüğü veya posta arabası blind n.
(ingiliz demiryollarında) trenin en ucunda bulunan yarı kompartıman coupe n.
Marine
bir ucunda radanza bulunan kısa tel lizard n.