won - Turco Inglés Diccionario

won

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Significados de "won" en diccionario turco inglés : 11 resultado(s)

Inglés Turco
General
won n. güney kore para birimi
won v. kazanmak
won adj. kazanan
Trade/Economic
won n. kuzey kore para birimi
Computer
won expr. kazanıldı
won expr. kazanç
Archaic
won v. yaşamak
won v. ikamet etmek
won v. oturmak
won v. bir şeyi yapmaya alışkın olmak
won v. bir şeyi yapmaya alışmak

Significados de "won" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
hard-won trust n. zor kazanılmış güven
that's the sperm that won n. kazanan sperm
won [dialect] n. bir
dearly-won adj. uğrunda çok canlar verilmiş (savaş vb)
dearly-won adj. zor kazanılmış
hard-won adj. zor kazanılmış
the door won't close expr. kapı kapanmıyor
the door won't lock expr. kapı kitlenmiyor
the door won't open expr. kapı açılmıyor
the toilet won't flush expr. tuvaletin sifonu çekilmiyor
the window won't open expr. pencere açılmıyor
the toilet won't flush expr. tuvaletin sifonu çalışmıyor
Phrases
train like you've never won expr. hiç kazanmamışsın gibi çalış
Proverb
a word to the wise is enough, and many words won't fill a bushel anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az
faint heart never won fair lady korkaklar asla hedefine ulaşamaz anlamında atasözü
what you don't know won't hurt you bilmediklerin seni üzmez
what you don't know won't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
if you keep your mouth shut, you won't put your foot in it çeneni kapalı tutarsan ağzından bir şey kaçırmazsın
if you keep your mouth shut, you won't put your foot in it çeneni kapalı tutarsan pot kırmazsın
a good name is sooner lost than won saygınlığı kazanmak zor, kaybetmek kolaydır
a good name is sooner lost than won itibar, kazanması zor kaybetmesi kolay bir zenginliktir
a good name is sooner lost than won itibarı/saygınlığı kaybetmek kazanmaktan kolaydır
a good name is sooner lost than won itibar zor kazanılır kolay kaybedilir
a good name is sooner lost than won itibarı kazanmak zor, kaybetmek kolaydır
a good name is sooner lost than won itibarı kazanmak uzun kaybetmek kısa sürer
faint heart never won fair lady korkaklıkla hiçbir kadını elde edemezsin/etkileyemezsin
faint heart never won fair lady korkaklıkla eline bir şey geçmez
if the mountain won't come to muhammad, muhammad must go to the mountain dağ yürümezse abdal yürür
Colloquial
hard-won dollars n. zor kazanılmış para
won't take no for an answer v. hayırı cevap olarak kabul etmeyecek olmak
insurance won't cover it expr. sigorta bunu karşılamaz
stay here it won't take long expr. burada kal uzun sürmez
(he, she) won't thank you for (something) expr. bu yaptığının takdir göreceğini sanıyorsan yanılıyorum
(he, she) won't thank you for (something) expr. bundan hiç hoşlanmayacak/memnun olmayacak
(he, she) won't thank you for (something) expr. bu, (onun) hiç hoşuna gitmeyecek
(he, she) won't thank you for (something) expr. bunun için sana teşekkür edeceğini sanıyorsan yanılıyorsun
(he, she) won't thank you for (something) expr. buna çok gıcık olacak
it/that (just) won’t do expr. buna bir çözüm bulmak gerek
it/that won't do expr. olacak iş değil
it/that (just) won’t do expr. bu kabul edilemez
it/that (just) won’t do expr. (bu) işe yaramaz
it/that won't do expr. bu olmaz
it/that (just) won’t do expr. olacak iş mi bu
it/that won't do expr. olacak iş mi bu
it/that (just) won’t do expr. olur iş değil
it/that won't do expr. olur iş değil
it/that won't do expr. (bir şeyi yapmak) olmaz
it/that won't do expr. öyle/böyle devam edemez
it/that (just) won’t do expr. öyle/böyle olmaz
it/that (just) won’t do expr. bu olmaz
it/that (just) won’t do expr. olacak iş değil
it/that won't do expr. buna bir çözüm bulmak gerek
it/that won't do expr. bu kabul edilemez
it/that (just) won’t do expr. öyle/böyle devam edemez
it/that won't do expr. öyle/böyle olmaz
it/that (just) won’t do expr. (bir şeyi yapmak) olmaz
it/that won't do expr. (bu) işe yaramaz
the terrorists will have won expr. teröristlere istediği verilmiş olur
the terrorists will have won expr. teröristler amacına ulaşmış olur
the terrorists will have won expr. teröristler istediğini elde etmiş olur
won't have a bar of expr. dayanamaz
won't have a bar of expr. hoşlanmaz
won't have a bar of expr. sevmez
(it) won't bother me none expr. benim için sıkıntı yok
(it) won't bother me none expr. bana göre hava hoş
(it) won't bother me none expr. bana uyar
(one) won't give up without a fight expr. (biri) savaşmadan boyun eğmeyecek
(one) won't give up without a fight expr. (biri) hemen teslim olmayacak
(one) won't give up without a fight expr. (biri) kolay/hemen pes etmeyecek
(one) won't give up without a fight expr. (biri) savaşmadan pes etmeyecek
(one) won't give up without a fight expr. (biri) mücadele etmeden vazgeçmeyecek
he/she won't eat you expr. merak etme seni yemez
he/she won't thank you for something expr. hiç hoşuna gitmeyecek
he/she won't thank you for something expr. hiç memnun olmayacak
he/she won't thank you for something expr. çok gıcık olacak
I won't do something again in a hurry expr. bir şeyi bir daha ölsem yapmam
I won't do something again in a hurry expr. bir şeyi bir daha asla yapmam
I won't do something again in a hurry expr. bir şeyi bir daha hayatta yapmam
it won't hurt to (have or do something) expr. (bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) mahzuru yok
it won't hurt to (have or do something) expr. (bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) sakıncası yok
it won't hurt to (have or do something) expr. (bir şeye sahip olmanın/bir şey yapmanın/almanın) zararı olmaz
it won't hurt to (have or do something) expr. (bir şeye sahip olmaktan/bir şey yapmaktan/almaktan) zarar gelmez
will-they-won't-they expr. iki kişi arasında romantik bir ilişkinin kurulup kurulmayacağı sorusunu bildiren ifade
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şey sana zarar veremez
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şeyden zarar gelmez
what you don't know won't hurt you expr. bilmediğin şey seni üzmez
won't bite expr. (korkma) bir şey yapmaz
won't bite expr. korkacak bir şey yok
won't bother me any expr. bana göre hava hoş
won't bite expr. (korkma) zarar vermez
won't bite expr. (korkma) ısırmaz
you won't get away with it [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you won't get away with this [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you won't get away with this [cliché] expr. paçayı kurtaramayacaksın
you won't get away with this [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
you won't get away with it [cliché] expr. yakayı sıyıramayacaksın
you won't get away with it [cliché] expr. kaçışın/kurtuluşun yok
you won't get away with it [cliché] expr. bu yanına kar kalmaz
you won't get away with this [cliché] expr. bu yanına kar kalmaz
Idioms
won't hear of something v. bir şeye izin/onay vermemek
won't hear a word said against somebody v. tek kelime bile duymak istememek
won't hear a word against somebody v. tek kelime bile duymak istememek
be half the battle won v. zafere giden yolun yarısını gitmiş/katetmiş olmak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir yere vardırmamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir fayda sağlamamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir sonuca ulaştırmamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir sonuca vardırmamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir ilerleme sağlatmamak
(something) won't get (someone) anywhere v. hiçbir başarıya ulaştırmamak
won't give (someone) the time of day v. (birine) cevap bile vermemek
won't give (someone) the time of day v. (birine) aldırış etmemek
won't give (someone) the time of day v. (biriyle) ilgilenmemek
won't give (someone) the time of day v. (birine) yüz vermemek
won't give (someone) the time of day v. (biriyle) muhatap olmamak
he/she won't lift a finger v. kılını bile kıpırdatmaz
he/she won't lift a finger v. elini bile sürmez
he/she won't lift a finger v. parmağını bile oynatmaz
won't hear a word against (someone or something) v. (birine/bir şeye) karşı tek bir kelime/eleştiri duymak istememek
won't hear of v. izin vermemek
won't budge an inch v. kararının arkasında durmak
won't budge an inch v. istifini bozmamak
won't budge an inch v. duruşundan/kararından ödün vermemek
won't budge an inch v. yanaşmamak
won't budge an inch v. taviz vermemek
won't budge an inch v. hiçbir şekilde kararını/duruşunu değiştirmemek
won't budge an inch v. hiçbir şekilde geri adım atmamak
won't hear of v. kabul etmemek
won't budge an inch v. kararından dönmemek
won't hear of v. razı olmamak
won't hear of v. onay vermemek
won't hear of v. reddetmek
half the battle won expr. işin en zor kısmı
half the battle won expr. işin en zor tarafı
half the battle won expr. işin zor olan tarafı
half the battle won expr. işin zor olan kısmı/bölümü
I won't tell a soul! expr. kimseye anlatmam!
I won't tell a soul expr. kimseye söylemem!
I won't breathe a word of it! expr. kimseye anlatmam!
I won't breathe a word of it expr. kimseye söylemem!
won't hold water expr. tutar tarafı yok
won't hold water expr. aslı astarı yok
(one) won't be (doing something) again in a hurry expr. bir daha hayatta gitmem/yapmam anlamına gelen bir deyim
(one) won't (do something) again in a hurry expr. bir daha hayatta gitmem/yapmam anlamına gelen bir deyim
(someone) won't thank you for (something) expr. hiç hoşuna gitmeyecek
(someone) won't thank you for (something) expr. hiç memnun olmayacak
(someone) won't thank you for (something) expr. çok gıcık olacak
that cat won't jump expr. olmaz o iş
that cat won't jump expr. hayatta olmaz
that cat won't jump expr. hayatta inanmam
that cat won't jump expr. bunu yemezler