'-able - Türkçe İngilizce Sözlük

'-able

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

"'-able" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
able-bodied s. sağlam
Genel
not being able to speak i. konuşamama
able-bodiedness i. sağlıklı olma
able-bodiedness i. eli ayağı tutma
able-bodiedism i. sağlam vücutluya yapılan kayırma
able-bodism i. güçlünün lehinde davranma
able-bodiedism i. güçlünün lehinde davranma
able-bodism i. sağlam vücutluya yapılan kayırma
be able to desist f. kendini alamamak
not to be able to get married f. evde kalmak (evlenmemiş)
be able to relate f. bağdaştırabilmek
be able to take a joke f. şaka kaldırmak
not to be able to get married f. evde kalmak
be able to desist from f. kendini alamamak
not to be able to exit f. çıkamamak
not to be able to believe one's eyes f. gözlerine inanamamak
not to be able to do anything f. elinden bir şey gelmemek
be able to understand f. anlayabilmek
be able to read f. sökmek (okumayı)
be able to read f. sökmek
be able to do f. yapabilmek için
be able to cope with f. baş edebilmek
not to be able to stand f. ayakta duramamak
be able to understand f. aklı ermek
not be able get a word in edgewise f. laf ağzında kalmak
be able run rings around (somebody) f. taş çıkartmak
not to be able to think of f. akıl edememek
not able to pass f. geçememek
not able to believe f. inanamamak
be able to see f. görebilmek
not able to walk f. yürüyememek
be able to stay in power f. iktidarda ayakta kalmak
not to be able to move a muscle (due to fatigue) f. parmağını bile oynatamamak
not to be able to move a muscle (due to fatigue) f. parmağını bile kıpırdatamamak
be able to write f. eli kalem tutmak
be able to f. -abilmek
not to be able to make oneself understood f. derdini anlatamamak
not to be able to get married f. kısmeti kapanmak
not to be able to get married f. kısmeti bağlanmak
be able to be applied f. uygulanabilmek
not able to make anything out f. hiçbir anlam çıkaramamak
not be able to go to the bathroom by oneself f. kendi başına tuvalete gidememek
be barely able to stand at the funeral f. cenazede güçlükle ayakta durabilmek
not able to go on f. devam edememek
not able to wait f. bekleyememek
be able to f. -ebilmek
be able-bodied f. eli ayağı tutmak
should be able to f. -ebilmek
be able to achieve f. başarabilmek
able s. gücü yeten
able s. muktedir
able-bodied s. güçlü
able s. kadir
able s. güçlü
able s. becerikli
able s. hünerli
able s. ehil
able s. yapabilen
able s. kabiliyetli
able s. yetenekli
refill able s. yeniden doldurulabilir
able-bodied s. sıhhatli
able-bodied s. güçlü kuvvetli
able-bodied s. sağlam
able-minded s. düşünebilen
able-bodied s. sağlıklı
able-minded s. akli melekeleri yerinde
able-minded s. zeki
able-minded s. akıllı
get-at-able s. erişilebilir
get-at-able s. ulaşılabilir
able-bodied s. askerliğe uygun
able s. beceri gerektiren
able s. ebilen
able-bodied s. eli ayağı tutan
able s. sabırlı
able s. gerekli yasal koşulları haiz
able s. maddi olanaklara sahip
able s. maddi olanakları olan
un-get-at-able s. erişilemeyen
un-come-at-able s. ulaşılamayan
un-get-at-able s. erişilemez
un-get-at-able s. ulaşılamayan
un-come-at-able s. erişilemez
un-come-at-able s. ulaşılamaz
un-come-at-able s. erişilemeyen
un-get-at-able s. elde edilemeyen
un-come-at-able s. elde edilemeyen
un-come-at-able s. elde edilemez
un-get-at-able s. elde edilemez
un-get-at-able s. ulaşılamaz
willing and able s. istekli
willing and able s. gönüllü
come-at-able s. gerçekleştirilebilen
come-at-able s. ulaşılabilen
non-able-bodied s. eli ayağı tutmayan
non-able-bodied s. sakat
non-able-bodied s. kötürüm
non-able-bodied s. çürük
-able s. -ebilir
-able s. -e uygun
able s. yetkin
able s. yapabilir
able snk. ebilen
able snk. yapabilen
Konuşma Dili
be able to speak knowledgeably or authoritatively about something f. söz sahibi olmak
be able to breath again f. rahat bir nefes almak
be able to take a joke f. şakayı kaldırabilmek
be able to do something blindfold f. gözü kapalı yapmak
able to make (something) f. (bir şeye, toplantıya, etkinliğe) katılabilecek olmak
able to make (something) f. (bir şey, toplantı, etkinlik) için müsait olmak
able to make (something) f. (bir şeye, toplantıya, etkinliğe) katılabilmek
able to make (something) f. (bir şeye, toplantıya, etkinliğe) katılmak için müsait olmak
able to make (something) f. (bir şeye, toplantıya, etkinliğe) gelebilecek/gidebilecek olmak
not able to help f. elinde olmamak
not able to make anything out (of something) f. (bir şeyden) hiçbir anlam çıkaramamak
not able to make anything out (of something) f. (bir şeyden) hiçbir şey anlamamak
not able to help f. kendini tutamamak
un-get-at-able s. yakalanamayan
un-get-at-able s. kavranamayan
un-get-at-able s. ele geçirilemeyen
un-get-at-able s. tutulamayan
un-get-at-able s. bulunamayan (kimse)
un-get-at-able s. yaklaşılamayan
able to fog a mirror expr. nefes alsın yeter
Deyim
all able-bodied people i. güçlü kuvvetli herkes
all able-bodied people i. gücü kuvveti yerinde herkes
all able-bodied people i. eli ayağı tutan herkes
be able to do something blindfolded f. bir işi gözü kapalı yapabilmek
not be able to make heads or tails of f. akıl sır erdirememek
not to be able to last f. dayanacak gücü kalmamak
be able to breathe freely again f. rahat bir nefes almak
be able to breathe easily again f. rahat bir nefes almak
be able to breathe again f. rahat bir nefes almak
be able to cut something f. idare edebilmek
be able to do something with one's eyes closed f. gözleri kapalı yapabilmek
not able to call one's time one's own f. kafasını kaşıyacak vakti olmamak
not able to call one's time one's own f. başını kaşıyacak vakti olmamak
be able to do something with one's eyes closed f. gözü kapalı yapabilmek
be able to make an event f. bir etkinliğe katılabilmek/gidebilmek
not able to see the forest for the trees f. ayrıntılarla uğraşıp büyük resmi görememek
not able to see the forest for the trees f. ayrıntılar içinde boğulmak
be able to do something blindfolded f. (bir şeyi) gözü kapalı yapmak/yapabilmek
able to do something standing on one's head f. (bir şeyi) gözü kapalı yapmak/yapabilmek
not able to make head or tail of something f. -den hiçbir şey anlamamak
not able to make head or tail of something f. bir şeye akıl erdirememek
be able to take only so much f. (acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak
be able to take just so much f. (acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak
not able to make anything out of f. hiçbir anlam çıkaramamak
not able to stomach someone or something f. kaldıramamak/dayanamamak