constraint - Türkçe İngilizce Sözlük

constraint

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

constraint — Definition

Anlamı ve Tanımı:
kısıt, sınırlama, engel
Okunuş (IPA):
(AmE /kənˈstreɪnt/ – BrE /kənˈstreɪnt/)
Terim Türü:
İsim: constraint (constraints)
Bir plan veya sistem üzerinde seçenekleri daraltan kural, kaynak veya koşulu açıklayan sözcüktür; mühendislikte “tasarım kısıtı” gibi teknik kullanımı vardır. Constrain fiilinden türeyerek durum/engel adı oluşturur; Latince “sıkıca bağ” fikri modern problem çözmede “sınır koşulu” kavramına dönüşmüştür.
Eş Anlamlılar:
limitation, restriction
Zıt Anlamlılar:
freedom, latitude

"constraint" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 41 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
constraint i. kısıtlama
I also respect the legal constraints that the EC Treaty imposes on us in this area.
AT Antlaşmasının bu alanda bize getirdiği yasal kısıtlamalara da saygı duyuyorum.

More Sentences
constraint i. baskı
She signed the affidavit, but only under constraint.
Yeminli ifadeyi imzalamıştı, ama ancak baskı altındayken.

More Sentences
Genel
constraint i. sınırlama
The constraint of the 3% threshold for national budget deficits must be respected.
Ulusal bütçe açıkları için %3'lük eşik sınırlamasına riayet edilmelidir.

More Sentences
constraint i. sıkıntı
Our main constraint is the lack of resources.
Başlıca sıkıntımız kaynak yetersizliği.

More Sentences
constraint i. kısıtlama
I also respect the legal constraints that the EC Treaty imposes on us in this area.
AT Antlaşmasının bu alanda bize getirdiği yasal kısıtlamalara da saygı duyuyorum.

More Sentences
constraint i. baskı
She signed the affidavit, but only under constraint.
Yeminli ifadeyi imzalamıştı, ama ancak baskı altındayken.

More Sentences
constraint i. kısıt
Previously, financial market worries have been a serious constraint on governments.
Önceleri mali piyasa endişeleri hükümetler üzerinde ciddi bir kısıt oluşturuyordu.

More Sentences
constraint f. kısıtlamak
There are a number of constraints and there are many elections.
Bir takım kısıtlamalar ve çok sayıda seçim var.

More Sentences
Ticaret/Ekonomi
constraint i. baskı
She signed the affidavit, but only under constraint.
Yeminli ifadeyi imzalamıştı, ama ancak baskı altındayken.

More Sentences
Bilgisayar
constraint i. kısıtlama
I also respect the legal constraints that the EC Treaty imposes on us in this area.
AT Antlaşmasının bu alanda bize getirdiği yasal kısıtlamalara da saygı duyuyorum.

More Sentences
constraint i. kısıt
Previously, financial market worries have been a serious constraint on governments.
Önceleri mali piyasa endişeleri hükümetler üzerinde ciddi bir kısıt oluşturuyordu.

More Sentences
İstatistik
constraint i. kısıt
Previously, financial market worries have been a serious constraint on governments.
Önceleri mali piyasa endişeleri hükümetler üzerinde ciddi bir kısıt oluşturuyordu.

More Sentences
Dilbilim
constraint i. sınırlama
The constraint of the 3% threshold for national budget deficits must be respected.
Ulusal bütçe açıkları için %3'lük eşik sınırlamasına riayet edilmelidir.

More Sentences
Askeri
constraint i. kısıtlama
I also respect the legal constraints that the EC Treaty imposes on us in this area.
AT Antlaşmasının bu alanda bize getirdiği yasal kısıtlamalara da saygı duyuyorum.

More Sentences
Genel
constraint i. tahdit
constraint i. alıkoyma
constraint i. cebir
constraint i. çekinme
constraint i. zor
constraint i. kendini tutma
constraint i. icbar
constraint i. zorlama
constraint i. koşul
constraint i. tehdit
constraint i. kısıtlılık
constraint f. kısıtlama getirmek
constraint N. engel
Ticaret/Ekonomi
constraint i. sınırlılık
constraint i. zorlama
Hukuk
constraint i. icbar etme
constraint i. manevi zorlama
constraint i. men etme
constraint i. özgürlüğün kısıtlanması
constraint i. tahdit
constraint i. zorlama
constraint s. cebir
Teknik
constraint i. kristal iyonunun birim yer değiştirme başına sahip olduğu düzeltici kuvveti
Dilbilim
constraint i. dilbilgisi kuralının uygulanmasının kısıtlanması
constraint i. dilsel yapının oluşumunun kısıtlanması
Jeoloji
constraint i. kısıtlayıcı
Askeri
constraint i. tahdit

"constraint" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 39 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
social constraint i. toplumsal zorlama
economic constraint i. ekonomik kısıtlama
equality constraint i. eşitlik kısıtı
time constraint i. zaman kısıtı
place constraint f. sınır koymak
without constraint zf. serbestçe
by constraint zf. cebren
İfadeler
by constraint expr. zorla
Ticaret/Ekonomi
linear constraint i. doğrusal yan koşul
economic constraint i. ekonomik kısıtlama
budget constraint i. bütçe sınırlaması
borrowing constraint i. borçlanma sınırı
balance sheet constraint i. bilanço kısıtlaması
fiscal constraint i. mali kısıt
financial constraint i. mali kısıtlama
fiscal constraint i. mali zorlanma
economic constraint i. iktisadi kısıtlama
wealth budget constraint i. servet bütçe kısıtı
budget constraint i. bütçe tahdidi
budgetary constraint i. bütçesel kısıtlandırma
budgetary constraint i. bütçesel sınırlama
Hukuk
time constraint i. zaman kısıtlaması
Teknik
smoothness constraint i. düzlük kısıtı
binding constraint i. etkin kısıtlayıcı
redundant constraint i. artık kısıt
system constraint i. dizge daralımı
Bilgisayar
constraint set i. kısıt kümesi
equality constraint i. eşitlik kısıtı
inequality constraint i. eşitsizlik kısıtı
redundant constraint i. artık kısıt
constraint sets i. sınırlama kümeleri
Bilişim
temporal constraint i. zaman kısıdı
redundant constraint i. artık kısıt
Havacılık
constraint point i. zorunlu nokta
Medikal
constraint-induced movement therapy i. zorunlu hareket tedavisi
İstatistik
chance constraint i. şans kısıtı
linear constraint i. doğrusal yan şart
linear constraint i. doğrusal kısıt
Jeoloji
boundary constraint i. sınır kısıtlaması