| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | grin f. | sırıtmak | ||
|
The old man grinned at the little boy. Yaşlı adam küçük çocuğa sırıttı. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | grin i. | sırıtma | ||
|
George waved his hand to me with a warm grin on his face. George yüzünde sıcak bir sırıtmayla bana elini salladı. More Sentences |
||||
| Genel | grin i. | sırıtış | ||
|
Well, I know very well that I will be greeted with smiles and grins everywhere. Her yerde gülümsemeler ve sırıtışlarla karşılanacağımı çok iyi biliyorum. More Sentences |
||||
| Genel | grin f. | sırıtmak | ||
|
The old man grinned at the little boy. Yaşlı adam küçük çocuğa sırıttı. More Sentences |
||||
| Genel | grin f. | pis pis gülmek | ||
| Genel | grin f. | pusuya düşürmek | ||
| Genel | grin f. | dudaklarını dişlerinin üzerinden kaldırmak | ||
| Genel | grin f. | dişlerini göstererek gülmek | ||
| Genel | grin f. | aralamak | ||
| Genel | grin f. | örtünün arasından görünmek | ||
| Genel | grin f. | dişlerini göstermek | ||
| Genel | grin f. | tuzağa düşürmek | ||
| Sanayi | ||||
| Sanayi | grin i. | binanın bitmemiş sıvadibi kısmı | ||
| Sanayi | grin i. | halının ana kumaşının bir kısmı | ||