harden - Türkçe İngilizce Sözlük

harden

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

harden — Definition

Anlamı ve Tanımı:
sertleşmek, sertleştirmek
Okunuş (IPA):
(AmE /ˈhɑːrdən/ – BrE /ˈhɑːdən/)
Terim Türü:
Fiil: harden (hardens – hardened – hardening)
Fiziksel ya da mecazî olarak dayanıklılığın artmasını anlatan sözcüktür; süreç ve dönüşüm vurgusu taşır. Hard kökünden türeyen fiil, değişimin yönünü açık biçimde belirtir.
Eş Anlamlılar:
toughen
Zıt Anlamlılar:
soften

"harden" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 44 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
harden f. sertleşmek
The police's attitude towards the protesters hardened.
Polisin protestoculara karşı tutumu sertleşti.

More Sentences
harden f. sertleştirmek
The steel is hardened by expert craftsmen.
Çelik, uzman ustalar tarafından sertleştirilmiştir.

More Sentences
harden f. katılaşmak
Genel
harden f. sertleşmek
The police's attitude towards the protesters hardened.
Polisin protestoculara karşı tutumu sertleşti.

More Sentences
harden f. duygusuzlaşmak
His face hardened as I revealed to whom I was marrying.
Kiminle evleneceğimi açıkladığımda adamın yüzü duygusuzlaştı.

More Sentences
Teknik
harden f. sertleştirmek
The steel is hardened by expert craftsmen.
Çelik, uzman ustalar tarafından sertleştirilmiştir.

More Sentences
Otomotiv
harden f. sertleşmek
The police's attitude towards the protesters hardened.
Polisin protestoculara karşı tutumu sertleşti.

More Sentences
Genel
harden f. denge kurmak
harden f. kapılmak
harden f. donmak (çimento)
harden f. alıştırmak
harden f. artmak
harden f. pekiştirmek
harden f. yükselmek
harden f. pekişmek
harden f. pekleşmek
harden f. katı olmak
harden f. kuvvetlenmek
harden f. kuvvetlendirmek
harden f. acımasızlaşmak
harden f. katılaşmak
harden f. duygusuzlaştırmak
harden f. sağlamlaştırmak
harden f. sabitleştirmek
harden f. kanıksanmak
harden f. sert bir tutum sergilemek
harden f. alıştırmak
harden f. boyun eğmemek
harden f. katı hale dönüştürmek
harden f. patlama/ısı/radyasyondan korumak
harden f. değişken koşullara uyum sağlamak
harden f. farklı iklimlere alışmak
harden f. pekiştirmek
Ticaret/Ekonomi
harden f. (fiyatlar) yükselip sabitlenmek
harden f. istikrar kazanmak
harden f. (fiyatlar) yükselmek
Teknik
harden f. çeliğe su vermek
harden f. katılaşmak
harden f. katılaştırmak
harden f. su vermek (çelik vb'ine)
Bilişim
harden f. bilgisayarın güvenliğini artırmak
Tekstil
harden i. kaba kumaş
Dilbilim
harden f. (ünsüz harfi) pekiştirmek
Askeri
harden f. (nükleer bombardımana karşı) takviye etmek

"harden" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 52 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
harden extremely f. abanoz kesilmek
age-harden f. yaşlanmayla sertleştirmek
work-harden f. mekanik bir işlem ile sertleştirmek
harden something up f. bir şeyi sertleştirmek
case-harden f. sertleştirmek
case-harden f. hissizleştirmek
case-harden f. dayanıklı hale getirmek
case-harden f. duyarsızlaştırmak
case-harden f. kuvvetlendirmek
harden [dialect] [uk] f. desteklemek
harden [dialect] [uk] f. teşvik etmek
harden [dialect] [uk] f. cesaretlendirmek
Öbek Fiiller
harden something off f. bir bitkiyi açık havada yaşayabilsin diye normal hava şartlarına alıştırmak
harden off f. bir bitkiyi açık havada yaşayabilsin diye açık hava şartlarına maruz bırakmak
harden off f. bir bitkiyi dışarıda yaşamaya dayanıklı hale getirmek
harden off f. bir bitkiyi açık hava şartlarına dayanıklı hale getirmek
Deyim
harden one's heart f. bağrına taş basmak
harden oneself to something f. kendini kötü bir şeye hazırlamak
harden oneself to something f. kendini zor bir şeye hazırlamak
harden oneself to something f. kendini güç bir durumdan etkilenmez hale getirmek
harden oneself to something f. kendini hissizleşmek
harden oneself to something f. kendini güç/meşakkatli bir şeye alıştırmak
harden oneself to something f. kendini acımasızlaşmak
harden the neck f. inatçı olmak
harden your heart against somebody/something f. birinden/bir şeyden artık duygusal olarak etkilenmemek
harden your heart against somebody/something f. birine/bir şeye karşı hissizleşmek
harden (one's) heart against (someone or something) f. (birine/bir şeye) karşı taş kalpli olmak
harden (one's) heart against (someone or something) f. (birine/bir şeye) karşı iyilik ve merhamet hissetmeyi bırakmak
harden (one's) heart against (someone or something) f. (birine/bir şeye) karşı taş kalpli olmasına sebep olmak
harden (one's) heart against (someone or something) f. (birine/bir şeye) karşı kalbini taşlaştırmak
harden (one's) heart against (someone or something) f. (birine/bir şeye) karşı kalbinin taşlaşmasına sebep olmak
harden your heart f. kaplsizleşmek
harden oneself to f. kendini (zor bir şeye) hazırlamak
harden oneself to f. kendini (kötü bir şeye) hazırlamak
harden your heart f. bağrına taş basmak
harden oneself to f. kendini (güç/meşakkatli bir şeye) alıştırmak
harden your heart against somebody/something f. birine/bir şeye karşı taş kalpsizleşmek
harden oneself to f. kendini güç bir durumdan etkilenmez hale getirmek
harden oneself to f. kendini (bir şeye karşı) acımasızlaşmak
harden your heart f. duygusal olarak etkilenmez hale gelmek
harden your heart f. hissizleşmek
harden oneself to f. kendini (bir şeye karşı) hissizleştirmek
Teknik
air-harden f. havada sertleştirmek
flame-harden f. alevle sertleştirmek
color-harden f. yüzey sertleştirmek
hammer harden f. soğuk döverek sertleştirmek
face-harden f. (metal) yüzeyini sertleştirmek
work harden f. (metalin) mekanik bir işlemle sertliğini veya dayanıklılığını artırmak
induction–harden f. (demir alaşımını) elektromanyetik endüksiyonla dönüşüm sıcaklığının üstünde ısıtıp soğutarak sertleştirmek
Denizcilik
harden up f. orsalamayı önlemek için geminin ıskotalarını gerginleştirmek
Argo
(penis) harden f. (penis) sertleşmek
(penis) harden f. (penis) kalkmak