onun - Türkçe İngilizce Sözlük

onun

"onun" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 7 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
onun his zm.
I know all of his friends.
Onun bütün arkadaşlarını tanıyorum.

More Sentences
onun hers zm.
That white parasol is hers.
Şu beyaz şemsiye onun.

More Sentences
Genel
onun it [dialect] s.
Tom knew that it was over.
Tom onun bittiğini biliyordu.

More Sentences
onun its zm.
This fight is not a fight against Islam or its followers.
Bu mücadele İslam'a veya onun takipçilerine karşı bir mücadele değildir.

More Sentences
onun her zm.
I wish it could be so, but I cannot share her optimism.
Keşke öyle olabilse ama onun iyimserliğini paylaşamıyorum.

More Sentences
onun hir s.
onun hern [dialect] zm.

"onun" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
bir kabloya tutturulmuş ve onun vasıtasıyla hareket eden büyük kabin cable car i.
onun kuvvetli tarafı his strong point i.
bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse ghostwriter i.
bir başka devlete bağımlı olan veya onun tarafından kontrol edilen küçük devlet satellite state i.
onun tercihi one's own preference i.
onun tercihi one's own choice i.
kız isterken onun için talep edilen para dowry i.
bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse ghost-writer i.
onun annesi her mother i.
onun annesi his mother i.
onun en iyi işinden biri one of his finest work i.
onun yaşı her age i.
onun yaşı his age i.
hazreti davut'a ve müritlerine erzak getiren ve daha sonra onun karısı olan kadın abigail i.
onun seçimi his choice i.
onun seçimi her choice i.
bir organizmanın veya onun kısımlarından birinin gelişim şekli morphosis i.
başkası ile kontrast oluşturup onun ayırt edici özelliklerini vurgulayan kimse foil i.
onun kişiliği his personality i.
onun kişiliği her personality i.
birinden izin almadan onun adına konuşmak put words into someone's mouth f.
dünyalar onun olmak rejoice over f.
bir şeyi verip onun değerini başka bir şeyin bedelinden düşürerek o şeyi satın almak trade something in for f.
dünyalar onun olmak rejoice at f.
bir şeyi verip onun değerini başka bir şeyin bedelinden düşürerek o şeyi satın almak trade something in f.
onun hakkında bütün gerçekleri öğrenmek get the low-down on him f.
gruba alıp onun parçası haline getirmek co-opt f.
shakespeare'e veya onun çalışmalarına ait shakespearian s.
shakespeare'e veya onun çalışmalarına ait shakespearean s.
cengiz han veya onun soyundan gelenlerle ilgili chinggisid s.
cengiz han veya onun soyundan gelenlerle ilgili chinggisid s.
geçmişte güneydoğu asya'da yer alan kuzey vietnam ülkesinde yaşayan, onun halkına veya kültürüne ait olan north vietnamese s.
ulrich zwingli veya onun öğretileriyle ilgili tigurine s.
ulrich zwingli veya onun öğretilerine ait tigurine s.
ulrich zwingli veya onun öğretileriyle ilgili zwinglian s.
ulrich zwingli veya onun öğretilerine ait zwinglian s.
mary tudor veya onun dönemi ile ilişkili marian s.
mary tudor veya onun dönemine ait marian s.
onun için önemli olan her s.
onun sayesinde her s.
onun bilgisinin olduğu her s.
bizzat onun (dişi) her [dialect] s.
onun için önemli olan his s.
onun gerçekleştirdiği his s.
onun katlarına denk gelen round s.
onun katları şeklinde ifade edilen round s.
onun katları üzerinden değerlendirilen round s.
teşkilat ve malzeme tablosu uyarınca askeri teşkilata atanıp onun daimi bir parçasını oluşturan organic s.
onun için therefor zf.
onun sonucunda so zf.
onun düşüncesine göre in one's book zf.
onun için accordingly zf.
tam onun kadar every bit as much zf.
onun için so zf.
onun için therefore zf.
onun vasıtasıyla wherewith zf.
onun üzerine at that zf.
onun için for that reason zf.
onun üzerine thereupon zf.
onun yaşında at his age zf.
onun iyiliği için for its own sake zf.
onun yerine instead zf.
onun dışında otherwise zf.
onun yerine in default of ed.
onun adına on behalf of ed.
onun adına in the name of ed.
onun gibi olmayan unlike ed.
ki onun whose zm.
(erkek) onun his zm.
onun normal halinde herself zm.
onun (eril) him zm.
(kadın) onun hor [uk] zm.
(gemi, taşıt) onun her zm.
onun vasıtasıyla whereby bağ.
ki onun üzerinde whereon bağ.
onun yerine rather (than) bağ.
onun vasıtasıyla wherewithal bağ.
onun yerine for the fault of [obsolete] expr.
onun yerine for fault of [obsolete] expr.
Öbek Fiiller
benzer (biriyle/bir şeyle) mukayese edildiğinde onun kadar iyi olmak/ona yetişmek stack up to someone or something f.
(bir şeyi) verip onun değerini (başka bir şeyin) bedelinden düşürerek o şeyi satın almak trade (something) in on (something) f.
(bir şeyi) verip onun değerini (başka bir şeyin) bedelinden düşürerek o şeyi satın almak trade (something) in for (something) f.
İfadeler
hem (onun) hem (bunun) en iyi özellikleri/tarafları best of both possible worlds i.
bir şeyden önce gelen ve onun habercisi olan bir olay/etkinlik prelude to something i.
onun zamanında in his day expr.
onun çaresi yok there's no help for it expr.
o benim hayallerime güler fakat ben onun gülüşünü hayal ederim she laughs at my dreams, but I dream about her laughter expr.
onun yüzünden because of him/her expr.
onun yanında compare to him/her expr.
onun yanında side with expr.
onun yanında while I'm with him/her expr.
onun kahverengi saçları var she has brown hair expr.
Atasözü
erkeğin evi onun kalesidir man's home is his castle
bir ingilizin evi onun kalesidir an englishman's home is his castle
bir şeyin büyüklüğü onun değerini belirlemez big things come in small packages
rüyada birinin öldüğünü görmek onun evleneceği anlamına gelir dream of a funeral and you hear of a marriage
rüyada birinin öldüğü görülürse onun evleneceği haberi alınır dream of a funeral and you hear of a marriage
rüyada birinin öldüğünü görmek onun evleneceğine delalettir dream of a funeral and you hear of a marriage
rüyada birinin öldüğünü görmek onun evleneceğine delalettir dream of a funeral and you hear of a wedding
rüyada birinin öldüğünü görmek onun evleneceği anlamına gelir dream of a funeral and you hear of a wedding
rüyada birinin öldüğü görülürse onun evleneceği haberi alınır dream of a funeral and you hear of a wedding
Konuşma Dili
gece çocuk ağladığı için yanına gidip onun yatağında uyuyakalma musical beds i.
ortaya radikal bir fikir atıp onun potansiyel gelişimini tanımlayan kimse arrow shooter i.
onun için üzülmek have compassion for someone f.
onun için üzülmek have pity on someone f.
istediği her iş vs. onun olmak be there for the taking f.
istediği her iş vb. ha deyince onun olmak be (one's) for the asking f.
istediği her iş vb. onun olmak be (one's) for the asking f.
istediği her iş vs. ha deyince onun olmak be there for the taking f.
bir şeyi alıp onun üzerinden ilerlemek run with it f.
onun yerine instead zf.
onun yerine in lieu of expr.
onun görünüşünü tarif et describe what he looks like expr.
kendini onun yerine koy put yourself in his position expr.
onun bana söylediğine göre from what he told me expr.
onun gibiler için bu normal with his type this is fairly routine expr.
onun için bir şeyler yapamaz mıyız? can't we do something for him? expr.
kendini onun yerine bir koy put yourself into her shoes expr.
kendini onun yerine bir koy pretend you're in his/her place expr.
kendini onun yerine bir koy put yourself into his shoes expr.
onun da dediği gibi like he said expr.
onun ne yapacağı hiç belli olmaz you can never tell with (someone or something) expr.
onun kendine hayrı/faydası yok he/she couldn’t punch his/her way out of a paper bag expr.
bu, (onun) hiç hoşuna gitmeyecek (he, she) won't thank you for (something) expr.
onun sayesinde tamamlandı that does it expr.
onun mizacını sevmiyorum I don't like the cut of his/her jib expr.
onun yüz ifadesini sevmiyorum I don't like the cut of his/her jib expr.
onun gibi bir şey değil nothing of the sort expr.
onun gibi bir şey değil nothing of the kind expr.
onun gibi bir şey değil nothing of the sort expr.
onun gibi bir şey anything like that expr.
onun gibi bir şey something like that expr.
bir suç daha işlerse bu onun sonu olur one more strike and (one's) out expr.
bu onun son şansı one more strike and (one's) out expr.
ya da onun gibi/o tarz bir şey or anything expr.
ya da onun gibi/o tarz bir şey or whatever expr.
onun gibi bir şey değil nothing like that expr.
(bu) onun en temel özelliği (that's) the nature of the beast expr.
ya da onun gibi bir şey or something (like that) expr.
ya da onun gibi bir şey or the like expr.
ya da onun gibi bir şey or something expr.
onun nesi var? what's gotten into him/her? expr.
onun nesi var? what's got into him/her? expr.
Deyim
onun fikrine göre the way someone sees it i.
onun hayatı hep böyledir the story of someone's life i.
onun gibi bir şey words to that effect i.
dünyalar onun olmak be on top of the world f.
dünyalar onun olmak sit on top of the world f.
onun hakkından gelmek cook someone's goose f.
kötülük yapana iyilik ederek onun suçluluk duymasını sağlamak heap coals of fire on someone's head f.