tall - Türkçe İngilizce Sözlük

tall

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

tall — Definition

Anlamı ve Tanımı:
uzun
Okunuş (IPA):
(AmE /tɔːl/ – BrE /tɔːl/)
Terim Türü:
Sıfat: tall
Dikey ölçüsü çevresine göre fazla olan niteliktir. Eski İngilizce tæl kökü, fiziksel büyüklüğü betimleyen temel sıfatlardan biridir.
Eş Anlamlılar:
high, lofty
Zıt Anlamlılar:
short

"tall" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 23 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
tall s. uzun
How tall that Hyperion is!
Şu Hyperion ne kadar da uzun!

More Sentences
tall s. yüksek
The Empire State Building, the tallest building in the world, opened in New York City.
Dünyanın en yüksek binası olan Empire State Binası New York'ta açıldı.

More Sentences
tall s. uzun boylu
He was an old man and very tall.
Yaşlı bir adamdı ve çok uzun boyluydu.

More Sentences
Genel
tall s. abartılı
Dutchen gave an excuse that seemed like a tall story.
Dutchen abartılı gibi görünen bir mazeret sundu.

More Sentences
tall s. boylu
Tom is about as tall as Mary.
Tom'un boyu Mary'ninki kadar.

More Sentences
tall s. boyunda
How tall is your son now?
Şimdilerde oğlunuz kaç boyunda?

More Sentences
Teknik
tall s. uzun
How tall that Hyperion is!
Şu Hyperion ne kadar da uzun!

More Sentences
Spor
tall s. uzun
How tall that Hyperion is!
Şu Hyperion ne kadar da uzun!

More Sentences
Genel
tall s. boylu boslu
tall s. abartmalı
tall s. tığ gibi
tall s. boylu poslu
tall s. levent
tall s. servi boylu
tall s. boyu uzun
tall s. ağdalı (anlatım)
tall s. hafif alkollü
tall s. zorlayıcı
tall zf. övünerek
Teknik
tall s. yüksel
Bilgisayar
tall i. sayfa
Eski Kullanım
tall s. harika
tall s. mükemmel

"tall" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
tall talker i. numaracı
tall story i. palavra
tall order i. zor görev
a tall story i. palavra
tall buildings i. yüksek yapılar
tall hat i. silindir şapka
tall oil i. tall yağı
tall dressing mirror i. boy aynası
tall story i. inanılması güç hikaye
tall order i. olmayacak iş
tall order i. yapılması olanaksız iş
tall order i. zor iş
tall tale i. genellikle insan üstü öğeleri içeren abartılı hikaye
tall talk i. mübalağalı konuşma
tall-grass i. çayırlarda yetişen uzun otlar
tall talk i. abartılı konuşma
tall talk i. farfara
a tall and thin man i. uzun ve ince bir adam
tell tall stories f. kesmek
grow tall f. boy atmak
get tall f. boy atmak
grow tall f. boyu uzamak
get tall f. boyu uzamak
tall and thin s. sırık gibi
as tall as s. kadar uzun
tall and graceful s. sülün gibi
tall and skinny s. kikirik
big and tall s. yalı kazığı gibi
tall enough s. yeterince uzun
very tall s. zürafa gibi
tall as a post s. direk gibi
very tall s. minare gibi
as tall as s. gibi uzun
tall and well-built s. dalyan gibi
tall and handsome s. uzun boylu ve yakışıklı
tall-stalked s. uzun saplı (bitki)
tall-stalked s. uzun sapı olan
tall-growing s. ince uzun saplı (bitki)
Atasözü
tall oaks from little acorns grow f. her şey başlangıçta küçüktür, zamanla büyüyüp serpilir
tall oaks from little acorns grow f. mütevazı bir konumdayken ummadığınız kadar çok başarılı olabilirsiniz
tall oaks from little acorns grow f. büyük ve başarılı şirketler, kuruluşlar bazen çok mütevazı bir şekilde başlar
tall oaks from little acorns grow f. palamut büyür meşe olur
tall oaks from little acorns grow f. çok mütevazı şeyler büyük başarılara dönüşebilir
tall oaks from little acorns grow mütevazı bir konumdayken ummadığınız kadar çok başarılı olabilirsiniz
tall oaks from little acorns grow tüm büyük ve başarılı şeyler zamanında küçük ve önemsiz şeylerdi
tall oaks from little acorns grow büyük ve başarılı şirketler, kuruluşlar bazen çok mütevazı bir şekilde başlar
tall oaks from little acorns grow çok mütevazı şeyler büyük başarılara dönüşebilir
Konuşma Dili
a tall story i. abartılı hikaye
a tall story i. avcı palavrası
a tall story i. palavra
a tall story i. inanılması güç hikaye
a tall order i. abartılı istek
a tall order i. gerçekleştirilmesi zor istek
a tall tale i. palavra
tall poppy [australia] i. maaşı yüksek veya ünlü kimse
tall drink i. uzun/büyük bardakta servis edilen az alkollü veya alkolsüz karışım
tall drink i. kokteyl
tall one i. uzun boylu kimse
tall one i. uzun bardakta içki
tall one i. uzun bir bardakta servis edilen sert içki
tall one i. büyük boy alkollü içecek
tall, dark, and handsome s. esmer ve yakışıklı
tall, dark, and handsome s. uzun boylu
tall, dark, and handsome s. kadınlar için ideal olduğu düşünülen erkek tipini belirten ifade
that's a tall order expr. yapması zor bir rica/emir/istek
that's a tall order expr. meşakkatli bir iş/görev
that's a tall order expr. yerine getirmesi zor bir iş/görev
that's a tall order expr. meşakkatli bir rica/emir/istek
that's a tall order expr. yerine getirmesi zor bir rica/emir/istek
that's a tall order expr. yapması zor bir iş/görev
yea tall expr. yaklaşık/aşağı yukarı bu yükseklikte
yay tall expr. bu yükseklikte
yay tall expr. yaklaşık/aşağı yukarı bu uzunlukta/boyda
yea tall expr. bu uzunlukta/boyda
yea tall expr. yaklaşık/aşağı yukarı bu uzunlukta/boyda
yay tall expr. bu uzunlukta/boyda
yay tall expr. yaklaşık/aşağı yukarı bu yükseklikte
yea tall expr. bu yükseklikte
Deyim
a tall drink of water i. sıkıcı şey
a tall drink of water i. sıkıcı tip
a tall drink of water i. boyu çok uzun olan kimse
a tall drink of water i. sırık gibi
a tall drink of water i. boyu çok uzun kimse
a tall drink of water i. sırık gibi uzun
a tall story/tale i. inanılması zor hikaye
tall enough to hunt geese with a rake i. ortalamanın çok üzerinde boylu olan kimse
a tall order i. boyundan büyük iş
tall order i. zor istek/iş
tall order i. zor görev
long-tall-sally i. uzun boylu kadın/genç kız
long-tall-sally i. ince uzun kadın/genç kız
a tall poppy i. seçkin kimse
a tall poppy i. imtiyazlı kimse
a tall poppy i. ayrıcalıklı kimse
be a tall order f. meşakkatli olmak
be a tall order f. (yapması) çok zor olmak
head for the tall timber f. kaçıp saklanmak/gizlenmek
head for tall timber f. kaçıp saklanmak/gizlenmek
give someone a tall order f. birine zor bir iş vermek
stand/walk tall f. dik durmak
stand/walk tall f. kimseye boyun eğmemek
walk tall f. başını dik tutmak
walk tall f. başı dik olmak
walk tall f. kendine güvenmek
tell a tall tale f. kuyruklu yalan söylemek
be tall in the saddle f. dimdik ayakta olmak/durmak
be tall in (one's) saddle f. dimdik ayakta olmak/durmak
be tall in (one's) saddle f. dimdik durmak
be tall in the saddle f. dimdik durmak
be tall in (one's) saddle f. yıkılmamak
be tall in the saddle f. yıkılmamak
be tall in the saddle f. duruşunu bozmamak
be tall in (one's) saddle f. duruşunu bozmamak
be tall in one's saddle f. yıkılmamak
be tall in one's saddle f. dimdik durmak
be tall in one's saddle f. başını dik tutmak
be tall in the saddle f. dimdik ayakta durmak
be tall in one's saddle f. onurunu korumak
be tall in the saddle f. dimdik durmak
be tall in one's saddle f. dimdik ayakta durmak
be tall in the saddle f. yıkılmamak
be tall in the saddle f. onurunu kaybetmemek
be tall in one's saddle f. onurunu kaybetmemek
be tall in the saddle f. başını dik tutmak
be tall in the saddle f. onurunu korumak
sit tall in one's saddle f. gururlu olmak/kalmak
sit tall in one's saddle f. dimdik durmak
sit tall in one's saddle f. yıkılmamak
ride tall in the saddle f. dimdik durmak
sit tall in the saddle f. dimdik durmak
ride tall in the saddle f. gururlu olmak/kalmak
sit tall in one's saddle f. duruşunu bozmamak
sit tall in the saddle f. yıkılmamak
sit tall in the saddle f. dimdik ayakta olmak/durmak
ride tall in one's saddle f. duruşunu bozmamak
ride tall in one's saddle f. dimdik ayakta olmak/durmak
ride tall in one's saddle f. gururlu olmak/kalmak
ride tall in one's saddle f. yıkılmamak
sit tall in one's saddle f. başı dik olmak/kalmak
sit tall in the saddle f. başı dik olmak/kalmak
sit tall in the saddle f. gururlu olmak/kalmak
ride tall in the saddle f. duruşunu bozmamak
ride tall in the saddle f. yıkılmamak
ride tall in one's saddle f. başı dik olmak/kalmak
ride tall in the saddle f. dimdik ayakta olmak/durmak
sit tall in one's saddle f. dimdik ayakta olmak/durmak
sit tall in the saddle f. duruşunu bozmamak
ride tall in the saddle f. başı dik olmak/kalmak
ride tall in one's saddle f. dimdik durmak
sit tall in one's saddle f. yıkılmamak