high - Türkçe İngilizce Sözlük

high

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

high — Definition

Anlamı ve Tanımı:
yüksek, sarhoş
Okunuş (IPA):
(AmE /haɪ/ – BrE /haɪ/)
Terim Türü:
Sıfat; Zarf
Dikey konum, seviye veya mecazda yoğunluk ve bilinç değişimini anlatan sözcüktür; çok yönlü kullanım alanına sahiptir. Eski İngilizce hēah, fiziksel yükseklikten soyut üstünlüğe uzanır.
Eş Anlamlılar:
elevated
Zıt Anlamlılar:
low

"high" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
high s. yüksek
This plane was designed to take high-altitude flights.
Bu uçak yüksek irtifa uçuşları için tasarlandı.

More Sentences
Genel
high i. zirve
The wheat prices reached a new high because of the poor harvest.
Kötü hasat nedeniyle buğday fiyatları yeni bir zirveye ulaştı.

More Sentences
high s. üst
His grandfather was high up in the army during WW II.
Büyükbabası İkinci Dünya Savaşı sırasında orduda üst rütbelerde görev yapmış.

More Sentences
high s. önemli
What have been the high points for the ELDR Group over the past year?
Geçtiğimiz yıl ELDR Grubu için en önemli noktalar neler oldu?

More Sentences
high s. fahiş (fiyat)
I think that thirty dollars is too high a price to pay for this.
Bence 30 dolar bunun için fahiş bir fiyat.

More Sentences
high s. yüce
But it is the highest thing to be innocent.
Ama masum olmak en yüce şeydir.

More Sentences
high s. sarhoş
Tom is high.
Tom sarhoş.

More Sentences
high s. lüks (yaşantı)
If I win the lottery, I'll be able to live high on the hog.
Milli piyangoyu kazanırsam, lüks içinde yaşayabilirim.

More Sentences
high s. büyük
As regards equal opportunities, gender disparity is still high.
Fırsat eşitliği bakımından, kadın-erkek eşitsizliği hâlâ büyüktür.

More Sentences
high s. ağır
Will not the price to be paid for the things to be lost, be too high?
Kaybedileceklerin faturası çok ağır olmayacak mı?

More Sentences
high s. yüksek
This plane was designed to take high-altitude flights.
Bu uçak yüksek irtifa uçuşları için tasarlandı.

More Sentences
high s. çok
I have high hopes of them.
Onlardan çok umutluyum.

More Sentences
high s. gelişmiş
Pollution is one of the downsides of high technology.
Gelişmiş teknolojinin olumsuz yanlarından biri de kirliliktir.

More Sentences
high s. yoğun
There is a high demand, especially from Arab countries.
Özellikle Arap ülkelerinden yoğun talep var.

More Sentences
high zf. yukarı
She threw the paper plane high into the air.
Kağıt uçağı yukarı, gökyüzüne fırlattı.

More Sentences
Konuşma Dili
high i. heyecan
The emotional highs and lows in your life can affect your body.
Hayatınızdaki heyecan ve moral bozuklukları vücudunuzu etkileyebilir.

More Sentences
high s. sevinçten havalara uçan
She felt high when she saw her birthday cake.
Doğum günü pastasını gördüğünde sevinçten havalara uçtu.

More Sentences
Eğitim
high i. (kısaca) lise
My daughter graduated from Warren Easton High.
Kızım Warren Easton Lisesi'nden mezun oldu.

More Sentences
Dilbilim
high s. tiz
A tenor can easily reach the high notes.
Bir tenor tiz notalara kolayca ulaşabilir.

More Sentences
high s. yüksek
This plane was designed to take high-altitude flights.
Bu uçak yüksek irtifa uçuşları için tasarlandı.

More Sentences
high s. üst
His grandfather was high up in the army during WW II.
Büyükbabası İkinci Dünya Savaşı sırasında orduda üst rütbelerde görev yapmış.

More Sentences
Meteoroloji
high s. yüksek
This plane was designed to take high-altitude flights.
Bu uçak yüksek irtifa uçuşları için tasarlandı.

More Sentences
Müzik
high s. tiz
A tenor can easily reach the high notes.
Bir tenor tiz notalara kolayca ulaşabilir.

More Sentences
Argo
high i. sarhoşluk
High is a false feeling caused by harmful and addictive substances.
Sarhoşluk, zararlı ve bağımlılık yapıcı maddelerin neden olduğu sahte bir duygudur.

More Sentences
high s. kafası güzel
Many young people use illegal drugs to get high.
Birçok genç kafası güzel olsun diye yasadışı uyuşturucular kullanıyor.

More Sentences
Genel
high i. büyük vites
high i. uçma
high i. pikap
high i. necip
high i. yüksek yer
high i. yüksek bölge
high i. yüksek derece
high i. üst seviye
high i. yüksek vites
high f. direnmek
high f. kabarmak
high f. öfkelenmek
high s. asil
high s. ulu
high s. taşkın (neşe)
high s. rekor
high s. sert (rüzgar)
high s. uyuşturucu almış
high s. soylu
high s. baş
high s. yüksek yer
high s. mağrur
high s. dolgun (ücret)
high s. ileri
high s. azametli
high s. azgın (deniz)
high s. coşkun
high s. üstün
high s. aşırı
high s. kibirli
high s. şiddetli
high s. kabarık
high s. uçmuş
high s. neşeli
high s. sert
high s. muhteşem
high s. kendini beğenmiş
high s. pahalı
high s. kutuplara yakın
high s. zirvede olan
high s. zirveye yakın
high s. uzak
high s. kötü kokulu
high s. ciddi
high s. vahim
high s. kritik
high s. elzem
high s. heyecan verici
high s. güzel
high s. hayırlı
high s. avantajlı
high s. aşırı güçlü
high s. abartılı
high s. savurgan
high s. resmi ve tumturaklı
high s. pahalı
high s. yobaz
high s. tutucu
high s. yaylalara ait
high s. iç bölgelere ait
high s. yüksek enerjili
high s. yüksek potansiyel güçlü
high s. hafif lekeli
high s. aşırı yükselmiş
high s. ince sesli
high s. boyu uzun
high s. zirveye ilerlemiş
high s. en yaratıcı döneminde
high s. en gelişmiş döneminde
high s. geç kalmaya yakın
high s. yüksek sesli
high s. cinsel olarak aktif
high s. havası tükenmiş
high s. gazı bitmiş
high s. yüksek dalgalı
high s. çok büyük miktarlı
high s. aşırı
high s. kırmızı
high s. parlak
high s. keskin kokulu
high s. aristokrat
high s. nüfuzlu
high s. öncelikli konularla ilgili
high s. en iyi
high s. mükemmel
high s. olağanüstü
high s. diğer medeniyetlerden üstün
high s. toplumlar arasında önde gelen
high s. çok etkileyici
high s. anlaşılması güç
high s. hiddetli
high s. zorba
high s. buyurgan
high s. hevesli
high s. hırslı
high zf. yükseğe
high zf. yüksekte
high zf. lüks bir şekilde
high zf. gösterişli bir şekilde
high zf. üst rütbeli olarak
high zf. yüksek fiyatla
high zf. zengin bir şekilde
Konuşma Dili
high i. coşkunluk
high s. heyecanlı
Ticaret/Ekonomi
high i. en yüksek değer
Elektrik
high i. yüksek voltaj
Otomotiv
high s. vites yapısıyla ilgili
high s. vites yapısına ait
high s. vites kurulumu olan
Havacılık
high i. antisiklon
high i. yüksek tazyik sahası
Denizcilik
high zf. pupa yelken olarak rüzgara yakın bir şekilde
Medikal
high i. yüksek lineer enerji transfer partikül ışınları
Dilbilim
high s. yüksek ünlüler ile ilgili
high s. yüksek ünlülere ait
Dini
high s. yüksek kilise ile ilgili
high s. yüksek kilise'ye ait
high s. yüksek kilise prensiplerini benimseyen
Coğrafya
high s. kutuplara yakın
Meteoroloji
high s. güçlü (rüzgar)
Beysbol
high s. omuz hizasından yukarı giden (top)
Müzik
high s. yüksek perdeden
Argo
high i. kafası güzel olma
high s. kafası kıyak
high s. uyuşturucu etkisi altında

"high" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
high price i. yüksek fiyat
high pressure i. yüksek basınç
high school i. lise
high-school graduate i. lise mezunu
high degree of simulation i. yüksek seviyeli simülasyon
high-five i. beşlik
of high quality s. kaliteli
Genel
high temperature i. yüksek sıcaklık
high latitudes i. kutuplara yakın yerler
high places i. yüksek mertebeler
high fidelity i. yüksek duyarlılık
high water mark i. suyun en çok yükseldiği nokta
high tide i. zirve
high gear i. yüksek vites
high fidelity i. sesi çok doğal bir şekilde verme
high tide i. met hareketi
high society i. sosyete
bermuda high i. bermuda yükseği
high noon i. tam öğle vakti
high school teachers i. lise öğretmenleri
high literature i. yüksek edebiyat
high jinks i. şamata
high seas i. herhangi bir ülkenin egemenliğinde olmayan sular
technical and industrial vocational high school i. teknik lise ve endüstri meslek lisesi
ottoman junior high school i. rüştiye
high muck a muck i. önemli kişi
high pressure area i. yüksek basınç alanı
high jinks i. eğlence
high heels i. yüksek topuklu pabuç
high and low i. herkes
high dudgeon i. kin hiddeti
high tide i. met zamanı
high echelons i. yüksek seviyede yetki
high water i. denizin kabarmış hali
junior high school i. ortaokullar
high water mark i. azami kabarma esnasında suyun ulaştığı düzeyi belirten gösterge
high rise building i. çok yüksek bina
high speed trains i. hızlı trenler
high tide i. denizin kabarmış hali
high society i. yüksek sosyete
senior high school i. lise
high street i. anacadde
high school i. yüksekokul
high water mark i. azami kabarma göstergesi
high priest i. başpapaz
high status i. yüksek statü
high probable risk areas for disaster i. afetin olabileceği yüksek riskli yerler
high mass i. katolik kilise seremonisi
high heels i. yüksek topuklar
high hurdles i. yüksek engel
high spiritedness i. ateşlilik
high commissioner i. yüksek temsilci
high tide i. denizin kabarması
high level language i. yüksek dereceli dil
high tea i. ağır çay ziyafeti
high gear i. büyük vites
high court i. yargıtay
high water i. met
high altitude i. yüksek rakım
high pass i. yüksek geçişli
high court of justice i. yüksek mahkeme
high sign i. el işareti
high road i. anayol
high court i. yüksek mahkeme
study in a high school i. lise eğitimi
high wages policy i. yüksek ücret politikası
high contracting party i. taraf devlet
very high speed integrated circuits i. yüksek hızlı entegre devreler
high flyer i. yüksekten uçan
high performance computing i. yüksek performanslı bilgisayar
high seas i. enginler
high echelon i. yüksek rütbe
high echelon i. yüksek seviye
high regard i. yüksek takdir
high birth i. asillik
high roller i. savurgan
in high feather i. neşeli
trade vocational high school i. ticaret meslek lisesi
high chair i. yüksek sandalye
high technology i. yüksek teknoloji
high and low i. zengin fakir
private high school i. kolej
high hurdles i. yüksek engelli 110 metre koşu
technical high school i. meslek okulu
high octane gasoline i. yüksek oktanlı benzin
high flier i. yüksekten uçan
high pitched voice i. tiz ses
high hat i. büyüklük taslayan kimse
senior high school i. on, on bir ve on ikinci sınıfların karşılığı olan okul, lise
high flyer i. üstün başarılı
high seas i. açık deniz
high level i. yüksek derece
high earner i. yüksek kazançlı
high hat i. silindir şapka
high forest i. koru ormanı
high tide i. met
high jinks i. cümbüş
high noon i. öğle vakti
through our high quality service i. kaliteli hizmet anlayışımızla
a high boot i. sokman
high jump i. yüksek atlama
high priest i. öncü/önder
high fidelity i. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör)
high performance computing i. yüksek performansla hesaplama
high priest i. yüce rahip
high fidelity i. yüksek doğruluk
getting high i. uçma
high cost of living i. hayat pahalılığı
high living i. lüks hayat
high priest i. başrahip
high performance i. yüksek performans
high tide i. doruk
high representatives for the cfsp i. odgp yüksel temsilcisi
high water i. azami kabarma
high spirits i. yüksek moral
industrial vocational high school i. endüstri meslek lisesi
high fidelity i. yüksek sadakat
logic high i. 1 bit
high culture i. yüksek kültür
imam hatip high school i. imam hatip lisesi
high definition television i. görüntüsü net televizyon
military high school i. askeri lise
the high sea i. engin deniz
high officials i. erkân
high rise apartment i. çokkatlı yüksek bina
junior high school i. ortaokul
high salary i. dolgun ücret
junior high school i. ilkokul ile lise arasındaki 7.,8. ve 9 sınıfları kapsayan ortaokul
high tide i. met hali
high treason i. ağır ihanet
high sign i. uyarı niteliğinde bakış
high rate i. yüksek oran
high life i. lüks hayat
high holi days i. dini bayramlar (musevilikte)
high holidays i. dini bayramlar (musevilikte)
high salary i. yüksek gelir
high income i. yüksek gelir
very high frequency i. çok yüksek sıklık
high quality i. yüksek kalite
high score i. yüksek skor
high score i. yüksek puan
high level of participation i. geniş katılım
high level of participation i. yüksek seviyede katılım
high level of participation i. yüksek oranda katılım
high discount i. büyük indirim
high mortality i. yüksek ölüm oranı
high risk i. yüksek risk
high time i. tam zamanı
high risk group i. yüksek risk grubu
anatolian technical high school i. anadolu teknik lisesi