yoğun - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

yoğun



"yoğun" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 44 sonuç

Türkçe İngilizce
Common Usage
yoğun intense s.
yoğun intensive s.
yoğun dense s.
General
yoğun rush-hour i.
yoğun solid s.
yoğun compact s.
yoğun hectic s.
yoğun peasoupy s.
yoğun busy s.
yoğun crash s.
yoğun rich s.
yoğun turbid s.
yoğun profound s.
yoğun gross s.
yoğun concentrated s.
yoğun keen s.
yoğun compacted s.
yoğun stiff s.
yoğun thick s.
yoğun dense s.
yoğun condensed s.
yoğun heavy s.
yoğun deep s.
yoğun extensive s.
yoğun blistering s.
yoğun viscous s.
yoğun crashing s.
yoğun driving s.
yoğun soupy s.
yoğun acute s.
yoğun intensively zf.
yoğun busily zf.
Idioms
yoğun tied up
Slang
yoğun flat out like a lizard drinking
Technical
yoğun packing
yoğun intensive
yoğun mass
yoğun condensed
yoğun thick
yoğun turbid
Construction
yoğun dense
Medical
yoğun condense
Math
yoğun dense
Linguistics
yoğun compact

"yoğun" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

Türkçe İngilizce
Common Usage
yoğun yaylım ateşi barrage i.
General
yoğun olmak (iş vb) be busy f.
daha yoğun hale getirmek make denser f.
yoğun ilgi görmek attract intensive attention f.
yoğun ilgi görmek draw intense interest f.
yoğun ilgi görmek draw heavy attention f.
yoğun bakıma alınmak be put into intensive care f.
yoğun bakımda yatmak be in intensive care unit f.
yoğun ilgi görmek attract a great deal of attention f.
yoğun çalışmak study intensively f.
yoğun çalışmak work hard f.
yoğun çalışmak work intensively f.
çok yoğun çalışmak study intensively f.
çok yoğun çalışmak work intensively f.
çok yoğun çalışmak work hard f.
çok yoğun çalışmak study hard f.
yoğun programından belirli bir süre ayırmak take time out of one's busy schedule f.
yoğun yapılaşmak overbuild f.
yoğun bir çalışma günü yaşamak do a hard day's work f.
belirli bir amaca yönelik yoğun çaba göstermek aim for f.
(bir şeye) yoğun biçimde yatırım yapmak invest heavily in f.
birine tatlı sözlerle veya yoğun ısrarla ve sıkboğaz ederek bir işi yaptırmak tease someone into doing something f.
(sis) evi yoğun bir duman ile sarmak envelop the house in dense vapor f.
yoğun bir tanıtım kampanyası başlatmak go on a media blitz f.
büyük/yoğun bir katılım/ilgi beklemek expect a huge turnout f.
yoğun çaba sarf etmek scrabble f.
yoğun çaba sarf etmek scrabble f.
yoğun programlar intensive programs i.
yerleşimin yoğun olduğu ve trafiğin zorlayıcı olmayan yöntemlerle engellenmeye çalışıldığı sokak veya bölge home zone i.
yoğun sis pea soup i.
yoğun sis misty thickness i.
herhangi bir şeyden yoğun yığın cloud i.
yoğun sis scotch mist i.
yoğun sis thick fog i.
sınav öncesi yoğun çalışma cram i.
yoğun sis soup i.
alçak, yoğun, koyu gri renkli ve sıklıkla yağış bırakan bulut türü nimbostratus i.
iş gününde trafiğin en yoğun olduğu zaman rush hour i.
yoğun duman smother i.
talebin çok yoğun olduğu dönemlerde kimi gemi ve feribot seferlerinde kullanılan bir kontrol doküman sailing ticket i.
kısmen suyu alınmış yoğun süt evaporated milk i.
en yoğun zaman peak time i.
yoğun sezon peak season i.
yoğun hareketlilik intense mobility i.
yoğun iş temposu intense work pressure i.
yoğun iş baskısı intense work pressure i.
yoğun bir sıcaklık an intense heat i.
yoğun ilgi deep interest i.
yoğun ilgi great interest i.
yoğun ilgi intense interest i.
yoğun kar yağışı heavy snow i.
yoğun yağış heavy rain i.
yoğun çalışma ortamı intense work environment i.
yoğun trafik intense traffic i.
yoğun trafik heavy traffic i.
yoğun talep huge demand i.
yoğun talep heavy demand i.
yoğun eğitim intensive training i.
yoğun olan saatler peak hours i.
yoğun biçimde reklam yapan kimse touter i.
yoğun zevk intense pleasure i.
yoğun üzüntü intense sorrow i.
yoğun yapılaşma dense housing i.
yoğun program heavy schedule i.
yoğun takvim heavy schedule i.
yoğun mesai heavy schedule i.
yoğun mesai hectic shift i.
yoğun mesai busy shift i.
yoğun katılım keen participation i.
yoğun katılım active participation i.
yoğun katılım large turnout i.
yoğun katılım broad participation i.
yoğun tempo intensive tempo i.
yoğun çalışma ortamı busy working environment i.
yoğun çalışma ortamı hectic working environment i.
yoğun çalışma ortamı intensive working environment i.
şehir dışındaki yoğun yapılaşma edge city i.
yoğun sanayileşme intense industrialization i.
yoğun sis pea-souper i.
yoğun olmayan saatler off-peak hours i.
yoğun olmayan zamanlar off-peak i.
yoğun hesap number crunching i.
trafiğin en yoğun olduğu saatler rush hour i.
yoğun gündem busy agenda i.
eski ve bakımsız binaların yoğun olduğu semt veya bölge tenement district i.
toplumun yoğun ilgisi intense interest of the public i.
kamuoyunun yoğun ilgisi intense interest of the public i.
yoğun telefon trafiği heavy telephone traffic i.
yoğun ağırlaştırılmış metal patlayıcı dense inert metal explosive i.
yoğun dil eğitimi intensive language training i.
yoğun olmayan zaman off-peak time i.
yoğun çalışma programı intensive work program i.
yoğun program tight schedule i.
yoğun çaba hard effort i.
yoğun çaba vigorous efforts i.
yoğun iş günü/mesai busy working day i.
yoğun tren istasyonu busy train station i.
yoğun bitki örtüsü heavy vegetation i.
yoğun arama intense hunt i.
yoğun program busy schedule i.
hızlandırılmış/yoğun ders programı crash program i.
hızlandırılmış/yoğun ders programı crash programme i.
yoğun kurs crash i.
fakirliğin yoğun olduğu bölge distressed area i.
yoğun sis drizzling i.
yoğun kurs intense course i.
yoğun/derin istek profound desire i.
yoğun sis heavy fog i.
nüfusu yoğun bölgeler densely populated areas i.
yoğun kar yağışı heavy fall of snow i.
yoğun nemlendiricili vücut losyonu moisture rich body lotion i.
yoğun duman (kalın duman bulutu) pall of smoke i.
yoğun tempo busy pace i.
yoğun duygu strong emotion i.
yoğun dönem busy period i.
yoğun dönem peak period i.
yoğun bakımda yatan hastalar patients in the intensive care unit i.
yoğun bakımdaki hastalar patients in the intensive care unit i.
yoğun krema heavy cream i.
yoğun oranda ekrana maruz kalma heavy screen time i.
yoğun zamanlar peak times i.
yoğun nüfuslu populous s.
çok yoğun ve baskılı overwhelming s.
bilgi yoğun knowledge intensive s.
en yoğun olanı densest s.
yoğun olmayan (hava/gaz) rare s.
yoğun nüfuslu thickly populated s.
yoğun (trafik) heavy s.
uyuşturucunun yoğun olduğu (bölge) drug-infested s.
yoğun işgücü gerektiren labor-intensive s.
yoğun olmayan dönem off-peak s.
yoğun saatlerin dışında off-peak s.
yoğun dönemler dışındaki zaman off-peak s.
çok yoğun tightly packed s.
aşırı/son derece meşgul veya yoğun extremely busy s.
daha yoğun intenser s.
daha yoğun denser s.
yoğun ve insan dolu teeming s.
yoğun işgücü gerektiren labour-intensive s.
yoğun biçimde paketlenmiş densely packed s.
yoğun biçimde sıkıştırılmış densely packed s.
yoğun dizilmiş densely packed s.
derin ve yoğun deep and dense s.
aşırı yoğun veya kalabalık rammed s.
insan yoğun people-intensive s.
yoğun bir şekilde potently zf.
yoğun olarak densely zf.
yoğun bir biçimde hecticly zf.
yoğun bir şekilde concentratedly zf.
yoğun bir şekilde intensely zf.
yoğun olarak intensively zf.
yoğun bir biçimde intensively zf.
yoğun bir şekilde intensionally zf.
yoğun şekilde intensively zf.
yoğun şekilde intensely zf.
yoğun olarak extremely zf.
yoğun ölçüde extremely zf.
yoğun olarak intensely zf.
yoğun ölçüde to a high degree zf.
yoğun ölçüde intensely zf.
yoğun ölçüde densely zf.
yoğun olarak to a high degree zf.
-e karşı yoğun engellere rağmen despite overwhelming odds against zf.
daha yoğun şekilde/biçimde more intensely zf.
yoğun bir şekilde acutely zf.
yoğun biçimde populously zf.
yoğun biçimde toweringly zf.
Phrasals
yoğun biçimde direnmek stand up to
yoğun emek harcamak labour over
yoğun çalışmak labour over
yoğun biçimde çalışmak plug away at
Phrases
yoğun kar yağışından dolayı because of heavy snow
Proverb
biraz fazla/yoğun/sıkı çalışmak kimseyi öldürmez little work never killed anyone
biraz fazla/yoğun/sıkı çalışmak kimseyi öldürmez little hard work never hurt anyone
biraz fazla/yoğun/sıkı çalışmak kimseyi öldürmez little work never hurt anyone
biraz fazla/yoğun/sıkı çalışmak kimseyi öldürmez little hard work never killed anyone
biraz fazla/yoğun/sıkı çalışmak kimseyi öldürmez little (hard) work never hurt anyone
Colloquial
yoğun biçimde eleştirmek be all over
(garson) aşırı yoğun in the weeds
yoğun keyif/zevk (özellikle uyuşturucu vs gibi uyarıcı maddelerin yarattığı etki sonucunda) rush
yoğun yaz sezonu gelmek üzere the busy summer season is almost upon us again
Idioms
yoğun kurs crash course i.
hızlandırılmış/yoğun ders programı crash course i.
çok yoğun as busy as a bee
yoğun uğraş içinde olmak get up to
yoğun çalışmak work one's fingers to the bone
yoğun siyasal bağ kurmak ally with
üzerinde yoğun çaba harcamak expend energy on
yoğun enerji harcamak expend energy on
yitirilen zamanı kapatmak için yoğun çalışmak make up for lost time
yoğun çalışmak work one's head off
aşırı yoğun busy as grand central station
aşırı yoğun busy as a cat on a hot tin roof
aşırı yoğun busy as a bee
çok yoğun busy as a beaver
çok yoğun busy as a cat on a hot tin roof
aşırı yoğun busy as a fish peddler in lent
aşırı yoğun busy as popcorn on a skillet
çok yoğun busy as a bee
aşırı yoğun busy as a beaver building a new dam
aşırı yoğun busy as a beaver
çok yoğun busy as a one-armed paperhanger
aşırı yoğun busy as a cranberry merchant
çok yoğun busy as a beaver building a new dam
çok yoğun busy as grand central station
çok yoğun busy as a fish peddler in lent
aşırı yoğun busy as a one-armed paperhanger
çok yoğun busy as a cranberry merchant at thanksgiving
aşırı yoğun busy as a cranberry merchant at thanksgiving
çok yoğun busy as a cranberry merchant
çok yoğun busy as popcorn on a skillet
çok yoğun olmak hum with activity
çok yoğun olmak have too much on one's plate
çok yoğun olmak have a lot on one's plate
çok yoğun programı olmak have a full plate
yoğun biçimde (çalışma) at full stretch
arı gibi meşgul/yoğun as busy as a bee
arı gibi meşgul/yoğun as busy as a beaver building a new dam
arı gibi meşgul/yoğun as busy as a fish peddler in lent
arı gibi meşgul/yoğun as busy as a cranberry merchant at thanksgiving
çok yoğun as busy as a fish peddler in lent
çok yoğun as busy as grand central station
aşırı yoğun as busy as a one-armed paperhanger
çok yoğun as busy as a cat on a hot tin roof
çok yoğun as busy as a beaver building a new dam
arı gibi meşgul/yoğun as busy as a one-armed paperhanger
çok yoğun as busy as a cranberry merchant at thanksgiving
aşırı yoğun as busy as a cat on a hot tin roof
aşırı yoğun as busy as a beaver building a new dam
arı gibi meşgul/yoğun as busy as popcorn on a skillet
aşırı yoğun as busy as a fish peddler in lent
çok yoğun as busy as popcorn on a skillet
çok yoğun as busy as a one-armed paperhanger
arı gibi meşgul/yoğun as busy as a cat on a hot tin roof
aşırı yoğun as busy as a cranberry merchant at thanksgiving
aşırı yoğun as busy as a bee
aşırı yoğun as busy as popcorn on a skillet
arı gibi meşgul/yoğun as busy as grand central station
aşırı yoğun as busy as grand central station
çok yoğun olmak hardly have time to breathe
çok yoğun olmak scarcely have time to breathe
yoğun eleştirilere maruz kalmak come in for some stick
yoğun eleştirilere maruz kalmak come in for a lot of stick
yoğun eleştirilere maruz kalmak take some stick
yoğun eleştirilere maruz kalmak take a lot of stick
yoğun eleştirilere maruz kalmak get a lot of stick
yoğun/şiddetli biçimde eleştirmek be in full cry
iş yerinde yoğun bir gün geçirmek put in a hard day's work
iş yerinde yoğun bir gün geçirmek put in a hard day at work
yoğun eleştirilere maruz kalmak get the flak
yoğun eleştirilere maruz kalmak take the flak
yoğun eleştirilere maruz kalmak take flak
yoğun eleştirilere maruz kalmak get flak
en yoğun döneminde in high gear
en yoğun döneminde in full swing
ağır/yoğun biçimde eleştirilmek get a lot of stick
ağır/yoğun biçimde eleştirilmek take a lot of stick
ağır/yoğun biçimde eleştirilmek come in for a lot of stick
yoğun bir (çalışma/kampanya vs.) döneme girmek go into overdrive
(yoğun bir çalışma) temposuna girmek go into overdrive
çok yoğun/meşgul olmak hardly have time to think
yoğun ilgi/arzu hot and heavy
(yoğun talepten dolayı) az sayıda bulunan in short supply
yoğun hesaplayıcı a number cruncher
-e yoğun talep/akın run on something
-e yoğun talep/akın rush on something
çok meşgul/yoğun olmak be rushed off your feet
çok meşgul/yoğun olmak be run off your feet
(yoğun bir iş vb) bir şeye gömülmek be/get up to one's knees
halkın yoğun ilgisini çekmek catch the public imagination
yoğun olmak keep/have balls in the air
aşırı yoğun busy as a peddler
çok yoğun busy as a peddler
aşırı yoğun flat as a strap
aşırı yoğun as flat as a strap
(garson/komi) çok yoğun (deep) in the weeds
(garson/komi) çok yoğun (deep) into the weeds
çok yoğun in up to one's eyeballs
çok yoğun in up to one's eyes
Speaking
çok yoğun It's all go
dün gece yoğun kar ilk kurbanını aldı last night the heavy snow claimed its first victim
son zamanlarda gerçekten çok yoğun çalışmak been working really hard lately
ne kadar yoğun olduğunuzu biliyorum i know how busy you are
ne kadar yoğun olduğunu biliyorum i know how busy you are
yoğun olduğunu biliyorum i know you're busy
bugün yoğun bir gün it is a busy day today
bugün yoğun bir gündü it was a busy day today
işler yoğun we're so/very/too busy at work
yoğun musun? are you busy?
Slang
yoğun gibi görünmek tap-dance like mad
yoğun biçimde eleştirmek bucket
süper meşgul/yoğun super-busy
Trade/Economic
trafiğin yoğun olduğu saatler rush hour
para akışı yoğun cash intensive
yoğun dağıtım intensive distribution
emek yoğun labour intensive
üretimde daha sermaye ve teknoloji yoğun yöntemlere geçilmesi mechanization
emek yoğun labor intensive
ülkeye yoğun giriş (döviz/sermaye vb) influx
yoğun satış mevsimi dışında sipariş veren alıcılara açılan kredi season datings
tarımsal üretim faaliyetlerinde belli bir ürün miktarını üretmek üzere yoğun biçimde makine kullanılarak işgücü miktarının azaltılması annuity method
emek yoğun üretim craft production
sermaye yoğun capital intensive
yoğun işsizlik bölgesi distressed area
yoğun rekabet severe competition
yoğun rekabet fierce competition
yoğun rekabet stiff competition
yoğun rekabet intense competition
yoğun rekabet strong competition
yoğun rekabet keen competition
yoğun rekabet tough competition
emek-yoğun teknik labor-intensive technique
emek-yoğun labor intensive
doğal kaynak yoğun mal land-intensive commodity
emek-yoğun mal labor-intensive commodity
emek-yoğun üretim craft production
emek yoğun labour-intensive
emek-yoğun labour intensive
emek-yoğun mal labour intensive commodity
sermaye yoğun mal capital-intensive commodity
yoğun rekabet cut-throat competition
sermaye-yoğun mallar capital intensive goods
sermaye-yoğun teknoloji capital intensive technology
emek yoğun labor-intensive
sermaye yoğun teknik capital-intensive technique
emek-yoğun mal labor intensive commodity
zaman yoğun ürünler time-intensive commodities
ücret yoğun wage intensive
işçilik yoğun labour-intensive
işlerin yoğun olmadığı zaman off-peak
yoğun talep strong demand
yoğun iş temposu busy schedule
yoğun çalışma temposu busy schedule
yoğun emek sarf edilerek oluşturulmuş sermaye sweat equity
yoğun talep competing demand
emek yoğun sistem labor-intensive system
iş-yoğun labour-intensive
yoğun rekabet ortamı fierce competition environment
yoğun vardiya busy shift
banka ve finans kuruluşlarının yoğun olarak bulunduğu semt financial district
işçilik yoğun labor-intensive
iş-yoğun labor-intensive
üretimde daha sermaye ve teknoloji yoğun yöntemlere geçilmesi mechanisation
personel yoğun endüstri staff-intensive industry
en yoğun iş saatleri core time
emek yoğun labour intensive
Law
suçun yoğun oldugu bölge crime ridden area
Politics
siyasetin büyük şirketlerin yoğun etkisi ve baskısı altında belirlendiği yönetim corporatism
siyasetin büyük şirketlerin yoğun etkisi ve baskısı altında belirlendiği yönetim corporativism
siyasetin büyük şirketlerin yoğun etkisi ve baskısı altında belirlendiği yönetim anlayışını savunan kimse corporatist
yoğun nüfuslu densely populated
yoğun nüfuslu heavily populated
nüfusça yoğun densely populated
emek-yoğun labor-intensive
emek-yoğun labour-intensive
Tourism
yoğun sezon peak season
yoğun sezon high season
yoğun turist akını tourist influx
yoğun kullanım zamanı peak use period
yılın en yoğun ayı peak month
en yoğun sezon peak season
en yoğun sezon high season
Technical
çok yoğun condense
yoğun süt condensed milk
yoğun disk compact disc
yoğun olarak biçimlendirilmiş refrakter malzeme dense shaped refractory material
yoğun taş dense rock
proton ve nötron iyonları gibi yoğun taneciklere büyük kinetik enerji sağlayan cihaz accelerator
yoğun su akımı torrent
yoğun kaya dense rock
yoğun faz condensed phase
yoğun refrakter malzeme dense refractory material
gaz damıtıcısında biriken yoğun karbon gas black
daha yoğun denser
yoğun durumda tightly packed
yoğun tüketim saatlerinde yapılan takviye sağlama amaçlı gaz uygulamaları peak shaving
yoğun tüketim saatlerinde takviye sağlama amacıyla yapılan gaz tasarruf uygulamaları peak lopping
yoğun ışık veren bir lamba (sinema) sun lamp
yoğun disk cd-rom
yoğun gradasyonlu dense-graded
en yoğun peak
yoğun kar packed snow
yoğun bilgisayar compact computer
makine yoğun machine-intensive
emek yoğun üretim labour-intensive manufacturing
yoğun şekilli refrakter mamuller dense shaped refractory products
yoğun şekillendirilmiş rekfakter ürünler dense shaped refractor products
yoğun lif takviyeli dense fiber reinforced
yoğun sıvıda ayırma heavy medium separation
yoğun buğulanma milkiness
yoğun damar heavy cord
yoğun ortam heavy medium
yoğun kabarcık heavy seed
yoğun şekillendirilmiş refrakter ürünler dense shaped refractory products
biçimlenmiş yoğun ürün dense shaped products
yoğun şekillendirilmiş dense shaped
yoğun gaz dispersiyon modeliyle lng buharı dispersiyon tahmini lng vapor dispersion prediction with the dense gas dispersion model
yoğun/çok katmanlı densely-layered
yoğun ve şekillendirilmiş refrakter ürünler dense-shaped refractory products
yoğun yük altında bükülme dayanımı flexural strength under concentrated load
yoğun dalga boyu bölmeli çoklama bileşenleri dense wavelength division multiplexing components
yoğun ve hafif agregalı dense and light-weight aggregate
yoğun dalga boyu bölümlü çoklamalı sistemler için optik işaret/gürültü oranının ölçülmesi optical signal-to-noise ratio measurement for dense wavelength-division multiplexed systems
yoğun dalga boyu bölümlü çoklamalı sistem dense wavelength-division multiplexed system
Computer
yoğun yerleşim compact layout
yoğun temizlik deep cleaning
yoğun çekişme high contention
yoğun hesap number crunching
veri yoğun data-intensive
sunucu çok yoğun server is too busy
Informatics
yoğun disk compact disc
yoğun kullanıcı power user
yoğun kullanılan heavy-duty
yoğun hesaplayıcı number cruncher
yoğun hesaplama number crunching
bellek yoğun işlemler memory-intensive operations
Telecom
yoğun dalga boyu bölünmeli çoğullama dense wavelength division multiplexing
yoğun tayf çoklaması dense wavelength division multiplexing
bantgenişliği yoğun veri bandwidth-intensive data
yoğun dalga boylu bölmeli çoklama dense wavelength division multiplex
içerik yoğun content heavy
yoğun kullanıcı heavy user
en yoğun saat peak busy hour
yoğun dalga bölmeli çoğullama dense wave division multiplexing
Construction
yoğun refrakter tuğla dense refractory brick
yoğun beton dense concrete
yoğun agrega dense aggregate
çok yoğun agrega high density aggregate
yoğun beton high-density concrete
Woodworking
yoğun kereste dense wood
Automotive
yoğun parazit giderimi intensified interference suppression
yoğun saat rush hour
yoğun saat ücretlendirmesi congestion charging
yoğun saatler peak period
yoğun trafik heavy traffic
yoğun trafik ücretlendirmesi congestion charges
ortada yoğun atış heavy center pattern
yoğun olmayan saatlerde şarjetme off-peak charging
üstte/allta yoğun atış heavy top/bottom pattern
sağda (veya solda) yoğun atış heavy right/left pattern
Traffic
yoğun trafik thick traffic
yoğun trafik heavy traffic
yoğun trafik busy traffic
yoğun kamyon trafiği heavy truck traffic
trafiğin en yoğun olduğu saatler peak traffic hours
(trafiğin yoğun olduğu zamanlarda) kestirme yolları kullanma/trafik olmayan sokaklardan gitme cut-through driving
(trafiğin yoğun olduğu zamanlarda) kestirme yolları kullanma/trafik olmayan sokaklardan gitme rat running
kavşaklarda veya trafiğin yoğun olduğu yollarda trafiğin tıkanması traffic gridlock
Railway
yoğun trafik heavy traffic
Aeronautic
yoğun telsiz haberleşme alanı high intensity radio transmission area
yoğun hava aktivitesi olan hava sahası area of intense aerial activity
Petrol
yoğun faz dense phase
yoğun akışkan dense fluid
Mining
yoğun refrakter malzeme dense-shaped refractory material
Medical
neonatal yoğun bakım birimleri neonatal intensive care units
balık tedavisi için yoğun çözelti concentrate for solution for fish treatment
yoğun bakım birimleri intensive care units
neonatal yoğun bakım neonatal intensive care
yoğun akıntı (kan vb) congested
yoğun bakım servisi intensive care unit
yoğun darbeli ışık intensive pulse light
yoğun bakım intensive care unit
psikiyatrik yoğun bakım ünitesi psychiatric intensive care unit
yoğun bakım ünitesi intensive care unit
yoğun bakım intensive care
yoğun bakıma alınmak be taken into intensive care
yoğun bakımda olmak be in intensive care unit
yoğun bakıma alınmak be taken into intensive care unit
yoğun bakımda olmak be in intensive care
üçüncü seviye yoğun bakım ünitesi intensive care unit on level three
yoğun bakım ünitesi icu
yoğun bakım ünitesi dışı bakım non-intensive care
yoğun bakım ünitesi dışı bakım nonintensive care
koroner ve cerrahi yoğun bakım ünitesi coronary and surgery intensive care unit
acil yoğun bakım emergency intensive care
yoğun alkol kullanan alcohol abuser
acil servis yoğun bakım ünitesi emergency department intensive care unit
acil servis yoğun bakım ünitesi emergency intensive care unit
yoğun acı an intense pain
yenidoğan yoğun bakım ünitesi neonatal intensive care unit
yenidoğan yoğun bakım ünitesi newborn intensive care unit
yoğun bakım ünitesine transfer transferring to the intensive care unit
yoğun ağrı intense pain
yoğun bakım üniteleri intensive care units
yenidoğan ve yoğun bakım üniteleri neonatal and intensive care units
yoğun tedavi rejimi aggressive treatment regimen
yoğun kemoterapi rejimi intensive chemotherapeutic regimen
yoğun üreme intense reproduction
yoğun bakım ünitelerinde mortalite mortality in intensive care units
yoğun inflamatuar hücre intense inflammatory cell
yoğun bakımda kalma süresi length of intensive care unit
yoğun bakımda yatış süresi length of stay in intensive care unit
yoğun vajinal kanama heavy vaginal bleeding
yoğun bakım ünitesinde yatılan gün sayısı the days spent in the intensive care unit
yoğun bakım ünitesi yatış süresi the days spent in the intensive care unit
yoğun bakım ünitesinde konfüzyon değerlendirme yöntemi confusion assessment method for the intensive care unit
solunum yoğun bakım ünitesi respiratory intensive care unit
pediyatrik cerrahi yoğun bakım ünitesi paediatric intensive care unit
yoğun bakım ünitesinde kalış süresi length of intensive care unit stay
yoğun bakımda kalma süresi duration of stay in the intensive care unit