deep - Türkçe İngilizce Sözlük

deep

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

deep — Definition

Anlamı ve Tanımı:
derin, yoğun, kapsamlı
Okunuş (IPA):
(AmE /diːp/ – BrE /diːp/)
Terim Türü:
Sıfat/Zarf
Fiziksel derinliği, duygusal yoğunluğu veya düşünsel kapsamı niteleyen sözcüktür; çok yönlü bir temel sıfattır. Eski İngilizcedeki dēop biçiminden gelir; modern kullanımda “deep water” ile “deep understanding” arasında doğal bir metafor köprüsü kurar.
Eş Anlamlılar:
profound, intense
Zıt Anlamlılar:
shallow, superficial

"deep" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 39 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
deep s. derin
I thought he was a deep person, but I was wrong.
Onun derin bir insan olduğunu düşünmüştüm ama yanılmışım.

More Sentences
Genel
deep s. pes (ses)
Tom has a deep voice.
Tom'un pes bir sesi var.

More Sentences
deep s. derinlerine kadar
The path led deep into the forest.
Yol ormanın derinliklerine kadar uzanıyordu.

More Sentences
deep s. karmaşık
The problem with the machinery was too deep for our engineer.
Makinelerdeki sorun bizim mühendise fazla karmaşık geldi.

More Sentences
deep s. kalın
Tom has a deep voice.
Tom'un kalın bir sesi var.

More Sentences
deep s. yürekten
Tom stared deep into her eyes.
Tom onun gözlerinin içine yürekten baktı.

More Sentences
deep s. şiddetli
Her deep love for him was unrequited.
Ona olan şiddetli aşkı karşılıksızdı.

More Sentences
deep s. tok (ses)
John said, 'Come here.' with his deep voice.
John tok sesiyle "Buraya gel." dedi.

More Sentences
deep s. derin
I thought he was a deep person, but I was wrong.
Onun derin bir insan olduğunu düşünmüştüm ama yanılmışım.

More Sentences
deep s. ciddi
Most of Asia is in a deep economic crisis.
Asya'nın çoğu ciddi bir ekonomik kriz içinde.

More Sentences
deep s. derinliğinde
We can pass the river from here as it's only ankle-deep.
Nehri buradan geçebiliriz, çünkü sadece ayak bileği derinliğinde.

More Sentences
deep s. içten
He'll never show it, but I think that deep down, he's seriously worried.
Asla belli etmez ama bence içten içe çok endişeleniyor.

More Sentences
deep zf. içten
He'll never show it, but I think that deep down, he's seriously worried.
Asla belli etmez ama bence içten içe çok endişeleniyor.

More Sentences
deep zf. derinlerine kadar
The path led deep into the forest.
Yol ormanın derinliklerine kadar uzanıyordu.

More Sentences
Teknik
deep s. koyu
The soil of these lands has a deep brown colour.
Bu toprakların toprağı koyu kahverengi bir renge sahiptir.

More Sentences
Askeri
deep s. uzak
Throwing a deep ball requires many hours of training.
Uzak mesafeye top atmak saatler süren bir eğitim gerektirir.

More Sentences
Genel
deep i. deniz
deep s. aşırı
deep s. derince
deep s. boğuk
deep s. karışık
deep s. keskin
deep s. anlamlı
deep s. ağır
deep s. dalgın
deep s. esrarlı
deep s. anlaşılmaz
deep s. derinliklerine kadar
deep s. koyu (renk)
deep s. kalın (ses)
deep s. engin
deep s. (ses) boğuk
deep s. (renk) koyu
deep s. yoğun
deep s. alçak
deep s. kapsamlı
deep zf. büyük bir bölümünde (gecenin)
deep zf. karanlık
Coğrafya
deep i. okyanus tabanındaki derin ve dik vadi benzeri oyuk

"deep" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
deep brown i. koyu kahverengi
deep sleep i. ağır uyku
deep space i. derin mesafe
deep sea steamer i. açık deniz gemisi
deep voice i. kalın ses
being deep i. tokluk (ses)
deep drilling i. derin sondaj
the deep i. okyanus
deep in thought i. derin düşünce
deep south i. abd'nin güneydoğu eyaletleri
large deep copper dish i. lenger
deep fryer i. fritöz
rapture of deep i. derinlik sarhoşluğu
deep relaxation i. derin rahatlama
deep ecology i. derin ekoloji
deep root i. derin kök
the deep i. deniz
deep blue i. masmavi
deep freeze i. dipfriz
deep mining i. derin madenciliği
deep trouble i. vahim bir durum
deep transverse arrest i. derinde transvers duruş
deep red i. koyu kırmızı
deep interest i. yoğun ilgi
deep sadness i. derin üzüntü
deep red i. ateş kırmızısı
deep love i. derin sevgi
deep depression i. ağır depresyon
deep breath i. derin nefes
deep anxiety i. derin endişe
deep excavation i. derin kazı
deep sea i. derin deniz
deep etching i. derin dağlama
deep prospecting i. derin araştırma
deep freezing i. derin dondurma
deep foundation i. derin temel
deep ploughing i. derin sürme
deep manhole i. derin baca
deep-frying i. kızgın yağda pişirme
deep-sea i. açık deniz
deep-freezer i. dondurucu
deep-seal trap i. yüksek koku önleyicili sifon
deep-freeze i. dipfriz
deep-frying i. kızgın yağda haşlama
deep cleaning i. dip köşe temizlik
deep talk i. koyu sohbet
deep conversation i. koyu sohbet
deep admiration i. derin hayranlık
deep knowledge i. derin bilgi
deep-sea diving i. derin su dalgıçlığı
deep impact i. derin darbe
deep subject i. derin konu
deep-rooted tradition i. öteden beri süregelen gelenek
deep rooted tradition i. kökleri eskiye dayanan gelenek
deep eyes i. derin gözler
deep freeze i. buzluk
deep hair wave i. derin saç dalgası
deep sorrow i. derin keder/üzüntü
deep river i. derin nehir
a deep-rooted history i. köklü bir tarih
deep valley i. derin vadi
deep water horizon i. derin su ufku
deep water horizon i. derin deniz ufku
deep loneliness i. derin yalnızlık
deep knowledge i. derin bilgi birikimi
deep knowledge i. geniş bilgi birikimi
deep knowledge i. yüksek bilgi birikimi
deep-sea exploration i. derin deniz araştırması
a deep slumber i. derin bir uyku
a deep sleep i. derin bir uyku
deep psychological scars i. derin psikolojik izler
ankle-deep i. ayak bileği derinliği
ankle-deep i. bileğe kadar (derin)
ankle-deep snow i. bileğe kadar kar
deep fryer i. derin kızartma tavası
deep frying pan i. derin kızartma tavası
deep freezer i. dondurucu
deep frying pan i. fritöz
deep diving i. derin dalış
deep sleep i. derin uyku
deep cleavage i. derin göğüs dekoltesi
deep slit i. derin yırtmaç
deep understanding i. derin anlayış
deep respect i. derin saygı
deep fat fryer i. fritöz
deep-rooted history i. köklü tarih
deep coma i. derin koma
deep pool i. derin havuz
deep bowl i. derin kase
deep learning i. derin öğrenme
deep throat i. gizli bilgileri veren isimsiz kaynak
deep-rooted cultural code i. kökleşmiş kültürel kural
deep-seated distrust i. köklü güvensizlik
deep thought i. derin düşünce
deep history i. derin tarih
deep past i. derin geçmiş
deep thought i. derin fikir
deep past i. uzak geçmiş
deep history i. uzak tarih
deep past i. uzak mazi
deep house i. bir elektronik müzik türü
become deep f. derinleşmek
be deep in debt f. borca batmak
go off the deep end f. kan beynine sıçramak
dig down deep f. derinlere inmek
sink into a deep sleep f. derin bir uykuya dalmak
be in deep sorrow f. içi kan ağlamak
get deep f. derinleşmek
go off the deep end f. öfkelenmek
go off the deep end f. ayranı kabarmak
deep freeze f. dondurup saklamak
take a long deep breath f. soluklanmak
go off the deep end f. ağzını açıp gözünü yummak
plunge someone into deep sadness f. yüreğine indirmek
be in deep water f. başı dertte olmak
make deep f. derinleştirmek
be deep in debt f. borç batağına saplanmak
be deep in conversation with f. sohbete dalmak
go deep into the f. derine inmek
not to be deep f. derinliği olmamak
give someone a deep shock f. derinden sarsmak
go deep inside f. derinine işlemek
go down deep f. derine inmek
bury deep f. derine gömmek
be deep in thought f. iki eli şakaklarında düşünmek
cause deep sorrow f. derin üzüntü yaratmak
feel deep sadness f. derin üzüntü duymak
deep-freeze f. (yiyecek vb) dondurmak
deep-freeze f. dondurmak
deep-freeze f. dondurup saklamak
deep-freeze f. şoklamak
get into deep water f. boyundan büyük işe kalkışmak
get into deep water f. boyunu aşan sularda iş yapmak
move into deep conversation f. koyu sohbete dalmak
watch the developments with deep concern f. gelişmeleri kaygıyla izlemek
follow the developments with deep concern f. gelişmeleri kaygıyla takip etmek
follow the developments with deep concern f. gelişmeleri kaygıyla izlemek
watch the developments with deep concern f. gelişmeleri kaygıyla takip etmek
have deep feelings for someone f. birine derin duygular beslemek
harbor deep feelings for someone f. birine derin duygular beslemek
have deep feelings for someone f. birisine derin duygular beslemek
harbor deep feelings towards someone f. birine derin duygular beslemek
harbor deep feelings towards someone f. birisine derin duygular beslemek
harbor deep feelings for someone f. birisine derin duygular beslemek
leave deep psychological scars f. derin psikolojik izler bırakmak
look deep into something f. bir şeye derinlemesine/dikkatle bakmak
reach deep into something/somewhere f. bir şeyin/bir yerin derinliğine/içlerine kadar uzanmak/varmak
jump off the deep end f. havuzun zeminine ayak basamayacak derinlikteki yerine atlamak/girmek
jump off the deep end f. havuzun boyunu geçen derinlikteki yerine atlamak/girmek
go off the deep end f. havuzun boyunu geçen derinlikteki yerine atlamak/girmek