bound - Türkçe İngilizce Sözlük

bound

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

bound — Definition

Anlamı ve Tanımı:
gitmek üzere, bağlı, sınırlı
Okunuş (IPA):
(AmE /baʊnd/ – BrE /baʊnd/)
Terim Türü:
Sıfat
Bir yere doğru yolda olmayı (“bound for Rome”), yükümlülükle bağlı olmayı veya sınırlandırılmış olmayı niteleyen sözcüktür. “Bind/bound” hattındaki eski Germen çekim ailesiyle bağlantılıdır; “bağlılık” anlamından “kader/istikamet” (destined) nüansı türemiştir

"bound" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 93 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
bound s. bağlı
He is bound by a vow of silence.
Sessizlik yeminine bağlı.

More Sentences
bound f. sıçramak
bound f. zıplamak
bound f. zıplaya zıplaya gitmek
Genel
bound i. sınır
They made sure not to go outside the bounds of the law.
Yasal sınırların dışına asla çıkmamaya özen gösterdiler.

More Sentences
bound i. had
I'm sorry, I didn't mean to overstep my bounds.
Özür dilerim, haddimi aşmak istememiştim.

More Sentences
bound i. hamle
The cat reached the top of the cupboard with a single bound.
Kedi tek bir hamlede dolabın tepesine ulaştı.

More Sentences
bound f. seke seke gitmek
We could see a dear bounding towards the woods.
Ormana doğru seke seke giden bir geyik görebiliyorduk.

More Sentences
bound f. çevrilmek
Our land is bound by hills on both sides.
Arazimizin iki tarafı tepelerle çevrili.

More Sentences
bound s. mecbur
Tom's bound to need help to move into his new apartment.
Tom, yeni dairesine taşınmak için yardım almaya mecbur.

More Sentences
bound s. bağlı
He is bound by a vow of silence.
Sessizlik yeminine bağlı.

More Sentences
bound s. kesin
The truth is bound to come out sooner or later.
Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkacağı kesin.

More Sentences
bound s. yakından bağlantılı
Thirdly, the question of children's rights is closely bound up with the gender problem in general.
Üçüncü olarak çocuk hakları sorunu genel olarak toplumsal cinsiyet sorunuyla yakından bağlantılıdır.

More Sentences
bound s. sarmak
The nurse bound his wound with gauze.
Hemşire yarasını gazlı bezle sardı.

More Sentences
bound s. e giden
The couple boarded the plane bound for the Netherlands.
Çift Hollanda'ya giden uçağa bindi.

More Sentences
bound snk. (belli bir yerden) çıkamayan
Our organization delivers food to the housebound elderly.
Kuruluşumuz evinden çıkamayan yaşlılara yemek dağıtmaktadır.

More Sentences
bound snk. (kitap) ciltli
Have you seen my diary? It should be green and leather-bound.
Günlüğümü gördünüz mü? Yeşil ve deri ciltli olacak.

More Sentences
Teknik
bound i. sınır
They made sure not to go outside the bounds of the law.
Yasal sınırların dışına asla çıkmamaya özen gösterdiler.

More Sentences
Matematik
bound i. sınır
They made sure not to go outside the bounds of the law.
Yasal sınırların dışına asla çıkmamaya özen gösterdiler.

More Sentences
Ciltçilik
bound s. (kitap) ciltli
Have you seen my diary? It should be green and leather-bound.
Günlüğümü gördünüz mü? Yeşil ve deri ciltli olacak.

More Sentences
Genel
bound i. sıçrayış
bound i. hoplama
bound i. fırlama
bound i. atlayış
bound i. geri tepme
bound i. sekme
bound i. sıçrama
bound i. zıplama
bound i. hudut
bound i. çit
bound i. istikametinde/yönlü
bound i. ani ve yoğun heyecan
bound i. ötesine geçilemeyen sınır
bound i. geçiş sınırı
bound i. giriş sınırı
bound i. bir ayaktan diğer ayağa sekme
bound i. ayak değiştirme
bound f. sıçramak
bound f. sektirmek
bound f. sınırlamak
bound f. zıplatmak
bound f. kuşatmak
bound f. hoplamak
bound f. zıplaya zıplaya gitmek
bound f. kalgımak
bound f. sekip geri gelmek
bound f. kısıtlamak
bound f. zıplamak
bound f. sıçratmak
bound f. fırlamak
bound f. sınırlarını çizmek
bound f. sekmek
bound f. sınır koymak
bound f. bağımlı olmak
bound s. ciltlenmiş
bound s. düşkün
bound s. kayıtlı
bound s. engellenemeyen
bound s. gitmek üzere
bound s. ciltli
bound s. zorunlu
bound s. kararlı
bound s. sargıyla kaplı
bound s. sargıyla sarılı
bound s. bağırsakları tıkalı
bound s. birine (teşekkür) borçlu
bound s. yakından ilgili
bound s. istikametinde
bound s. sınırlı
bound snk. (belli bir yerde) hapis olan
bound snk. gelen
bound snk. giden
bound snk. istikametinde/yönünde
Ticaret/Ekonomi
bound s. sözleşmeli
Hukuk
bound s. ciltli
bound s. sözleşmeli
Teknik
bound i. limit
Bilgisayar
bound s. bağımlı
Medikal
bound s. kabız
Matematik
bound i. bağımlı değişken
bound i. üst sınır
bound i. alt sınır
bound i. medyan
bound i. bir kümenin büyüklüğüne yönelik tahmin
bound f. bir şeyin sınırı olmak
Fizik
bound s. (vektör) bağlı
Kimya
bound i. bağlı madde
Dilbilim
bound s. bağımlı
Askeri
bound i. (kara harekatında) genellikle düşman ateşi altındaki ordunun yaptığı tek hamle
bound i. bir birimin tek hamleyle kat ettiği mesafe
Spor
bound f. sıçramak
Eski Kullanım
bound s. hazır
bound s. hazırlıklı

"bound" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
branch bound technique i. dal sınır yöntemi
least upper bound i. en küçük üst sınır
lower bound i. alt sınır
state bound by market and price mechanism i. piyasa ve fiyat mekanizmasına dayalı devlet
bound set i. sınır ayrımı
bound book i. ciltli defter
bed-bound resident i. yaşlılar evinde yaşayan yatalak durumdaki kişiler
bound for i. -e giden
time-bound i. zaman kısıtlaması
weather-bound i. kötü hava şartlarından dolayı limanda mahsur kalmış (gemi)
bound for i. gitmek üzere
leather bound book i. deri ciltli kitap
soft-bound i. ciltsiz kitap
bound to be i. mahkum
custom-bound carpet i. özel sipariş halı
be bound up with f. ilgili olmak
be bound up with f. bağlı olmak
be deeply bound up with f. derinden bağlı olmak
duty-bound f. manen kendini borçlu hissetmek
be bound at the limit f. limite bağlı olmak
be bound up f. ilgili olmak
be bound up f. ilişkisi olmak
be bound up f. bağlı olmak
be bound up f. ait olmak
bound one’s wrists f. bileklerini bağlamak
be bound f. doğal/kaçınılmaz/mahkum olmak
be bound to start f. başlayacağı kesin olmak
bound [obsolete] f. sektirmek
bound [obsolete] f. zıplatmak
bound by an oath s. antlı
homeward bound s. memleket yolunda
homeward bound s. evine dönen
well bound s. yolunda giden
east bound s. doğuya giden
homeward bound s. yurda geri gelmekte olan
bound by contract s. sözleşmeye bağlanmış
duty-bound s. vazifesine müdrik
duty-bound s. görevine bağlı
not-bound s. bağlı değil
muscle-bound s. kaslı
bound for s. yönelmiş
rule-bound s. kurallara bağlı
root-bound s. kökleri düğümlenmiş
root-bound s. kök-salmış
context-bound s. içerik bağımlı
context-bound s. bağlam bağımlı
space-bound s. uzaya doğru/uzaya
culture-bound s. kültüre bağlı
wheelchair-bound s. tekerlekli sandalyeye bağlı
bound up (with) s. (ile) ilişkili
bound up (with) s. (ile) ilgili
bound up (with) s. -e bağlı
bound to be s. muhakkak
bound to be s. kesin
tradition-bound s. geleneklere bağlı
tradition-bound s. geleneğe bağlı
word-bound s. kelimelerle kısıtlı
word-bound s. akıcı olmayan
word-bound s. kelimelerle sınırlandırılmış
word-bound s. akıcı konuşamayan
bound (on) [us] s. kararlı
bound (by) s. …. ile yükümlü
homeward-bound s. eve yönelmiş
homeward-bound s. eve yönelik
honour-bound s. şeref sözü vermiş
honour-bound s. ahlaklı
muscle-bound s. katılık ile karakterize olan
muscle-bound s. esnek olmama ile karakterize olan
muscle-bound s. (aşırı egzersiz yapma sonucunda) elastik olmayan aşırı gelişmiş kasları olan
muscle-bound s. aşırı gelişmiş kaslarla engellenen
muscle-bound s. katı
gold-bound s. altınla çevrili
rock-bound s. kayalarla çevrili
rock-bound s. sert
rock-bound s. ulaşılmaz
rock-bound s. erişilmez
rock-bound s. boyun eğmez
outward-bound s. dışa doğru olacak şekilde bağlı
outward-bound s. (açık denizde) yola koyulmuş
outward-bound s. yabancı parçalara bağlı
outward-bound s. dışa bağlı
outward-bound s. (açık denize) yola çıkmış
bound by s. ile bir arada tutulan
bound by s. ile bir araya getirilen
bound by s. ile birleştirilen
spell-bound s. büyülenmiş
spell-bound s. aklı başından gitmiş
spell-bound s. çok etkilenmiş
spell-bound s. hipnoz edilmiş
at a bound zf. bir hamlede
homeward-bound zf. eve doğru
bound to ed. zorunlu
bound to ed. mutlaka
bound to ed. kesinlikle
-bound snk. ilerlemesi engellenmiş anlamı veren son ek
-bound snk. bağlı anlamı veren son ek
Öbek Fiiller
bound off f. bir noktadan diğerine bağlamak
Atasözü
talk of the devil and he is bound to appear iyi insan lafının üstüne gelirmiş
talk of the devil and he is bound to appear iti an çomağı hazırla
Konuşma Dili
chair-bound paper-pusher i. sandalyesinden kalkmadan sıkıcı evrak işleriyle uğraşan memur
in honour bound expr. namus borcu görerek
in honour bound expr. kendi sorumluluğunda görerek
in honour bound expr. onur meselesi yaparak
in honour bound expr. namus borcu olarak
I dare be bound [obsolete] expr. eminim
Deyim
all oak and iron bound i. sapasağlam
be bound hand and foot f. eli kolu bağlı olmak
be bound hand and foot f. hiçbir şey yapamaz durumda olmak
be honour bound to do something f. (birşeyi yapmayı) onur meselesi haline getirmek
feel honor bound to do something f. (birşeyi yapmayı) onur meselesi haline getirmek
be honour-bound to do something f. (bir şeyi yapmayı) onur meselesi haline getirmek
feel honour-bound to do something f. (bir şeyi yapmayı) onur meselesi haline getirmek
be honor-bound to do something f. (bir şeyi yapmayı) onur meselesi haline getirmek
feel honor-bound to do something f. (bir şeyi yapmayı) onur meselesi haline getirmek
be bound and determined f. çok azimli olmak
be bound and determined f. çok kararlı olmak
be duty bound to do f. görev icabı/gereği yapmak
be duty bound to do f. bir şeyi yapmaya zorunlu olmak/hissetmek
be bound up in (something) f. (kendini bir şeye) kaptırmak
be bound up in (something) f. derinlemesine uğraşmak
be bound up in (something) f. (bir işe) dalmak
take the ball before the bound f. dereyi görmeden paçaları sıvamak
take the ball before the bound f. bir beklentiyle acele/tedbirsiz/dikkatsiz davranmak
take the ball before the bound f. aceleci davranıp batırmak
take the ball before the bound f. çalıştığı yerden çıkmamak
take the ball before the bound f. sekmeden önce topu almaya/topa vurmaya çalışmak
feel duty/honour bound to do something [uk] f. bir şeyi kendine görev edinmek
be duty/honour bound to do something [uk] f. bir şeyi kendine görev edinmek
take the ball before the bound f. aceleci davranmak
take the ball before the bound f. topa erken çıkmak
feel duty bound to (do something) [us] f. (bir şeyi yapmayı) görevi olarak görmek
feel duty bound to (do something) [us] f. (bir şeyi yapmaya) zorunlu hissetmek
be bound to (be or do something) f. kesin (bir şey olacak/yapacak) olmak
be bound to (be or do something) f. muhtemelen (bir şey olacak/yapacak) olmak
be bound to (be or do something) f. (bir şey olmaya/yapmaya) eğilimli olmak
be bound to (be or do something) f. (bir şey olacağı/yapacağı) muhtemel olmak
be bound to (be or do something) f. muhakkak (bir şey olacak/yapacak) olmak
be duty bound f. zorunlu olmak
be duty bound f. zorunda olmak
be duty bound f. görevi olmak
be duty bound f. mesul olmak
be honor-bound f. namus meselesi olmak
be honor-bound f. onur meselesi olmak
be honor-bound f. şeref meselesi olmak
be/feel duty/honour bound to do something [uk] f. bir şeyi yapmayı onur meselesi haline getirmek/olarak kabul etmek
be/feel duty/honour bound to do something [uk] f. bir şeyi yapmayı kendine görev edinmek/bilmek
be/feel duty/honor bound to do something [us] f. bir şeyi yapmayı kendine görev edinmek/bilmek
be/feel duty/honor bound to do something [us] f. bir şeyi yapmayı onur meselesi haline getirmek/olarak kabul etmek
be/feel duty/honor bound to do something [us] f. bir şeyi yapmayı şeref meselesi haline getirmek/olarak kabul etmek
be/feel duty/honour bound to do something [uk] f. bir şeyi yapmayı şeref meselesi haline getirmek/olarak kabul etmek