| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | tickle f. | gıdıklanmak | ||
|
I got tickled the other day. Geçen gün gıdıklandım. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | tickle f. | gıdıklamak | ||
|
Winnie was chasing her sister to tickle. Winnie gıdıklamak için kız kardeşini kovalıyordu. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | tickle i. | gıdıklanma | ||
| Genel | ||||
| Genel | tickle f. | eğlendirmek | ||
|
This joke tickled all of us. Bu fıkra hepimizi eğlendirdi. More Sentences |
||||
| Genel | tickle f. | kaşındırmak | ||
|
This thick wool blouse tickles. Bu kalın yün bluz kaşındırıyor. More Sentences |
||||
| Medikal | ||||
| Medikal | tickle i. | gıcık | ||
|
The tickle throat may be a symptom for Covid 19. Boğazda gıcık Covid 19 belirtisi olabilir. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | tickle i. | gıdıklama | ||
| Genel | tickle i. | kaşıntı | ||
| Genel | tickle i. | heyecan | ||
| Genel | tickle i. | karıncalanma | ||
| Genel | tickle f. | gıcıklamak | ||
| Genel | tickle f. | heyecanlandırmak | ||
| Genel | tickle f. | neşelendirmek | ||
| Genel | tickle f. | hoşnut etmek | ||
| Genel | tickle f. | nazikçe dokunmak | ||
| Genel | tickle f. | hafifçe karıştırmak | ||
| Genel | tickle f. | kamçılamak | ||
| Genel | tickle f. | sopalamak | ||
| Genel | tickle f. | kaşınmak | ||
| Genel | tickle f. | hafifçe uyarmak | ||
| Medikal | ||||
| Medikal | tickle i. | gıcıklanma | ||
| Psikoloji | ||||
| Psikoloji | tickle i. | gıdıklanma | ||
| Balıkçılık | ||||
| Balıkçılık | tickle f. | elle balık yakalamak | ||