has - Türkisch Englisch Wörterbuch

has

Bedeutungen von dem Begriff "has" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 2 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
has n. ha sesleri
has v. sahip olmak

Bedeutungen von dem Begriff "has" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 20 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
General
has appanage n.
has fief n.
has pure adj.
has unmixed adj.
has appropriate adj.
has proper adj.
has private adj.
has peculiar adj.
has special adj.
has refined adj.
has particular adj.
has inherent in adj.
has exclusive adj.
has blinking adj.
has highbred adj.
has high-bred adj.
has proper to prep.
has peculiar to prep.
Law
has proper adj.
Technical
has real adj.

Bedeutungen, die der Begriff "has" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 128 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
General
japonya'ya has müzikli ve danslı bir çeşit sahne oyunu kabuki n.
has kefal grey mullet n.
kişiye has tavır mannerism n.
bir bölgenin özgün kendine has hayvan yaşamı fauna n.
has kefal striped red mullet n.
yemek (lokantaya has) special n.
solomon adasına has solomonian n.
has altın fine gold n.
has boya fast dye n.
has un fine flour n.
kendine has özellik idiosyncrasy n.
yere has duygu sense of place n.
afrikalılara has bir tür kıvırcık saç nappy hair n.
afrikalılara has bir tür kıvırcık saç afro-textured hair n.
kişiye/nesneye/olaya has özellik badge n.
bir bilim dalına veya uzmanlık alanına has ifade term n.
kendine has özellik twist n.
kendine has bir tarz signature style n.
orta victoria dönemine has yaklaşım mid-victorian n.
köpeğe has özellikler dogship n.
has un pollen [obsolete] n.
bir şeye has özellik flavor n.
-e has olmak pertain to v.
kendine has idiosyncratic adj.
kışa has hibernal adj.
kendine has specific adj.
-e has unique to adj.
kendine has gayesi olan autotelic adj.
kendine has lezzeti olan rancy adj.
kendine has rancy adj.
kendine has unmistakable adj.
kışa has winterly adj.
ona has hers [obsolete] adj.
kendine has biçimi olan idiomorphous adj.
kendine has on one's part adv.
insana has bir tarzda manwise adv.
kendine has anlamına gelen ön ek idio- pref.
tipik, özgü, has anlamı veren son ek eigen- suf.
(kısaca) it has it's expr.
(kısaca) she has she's expr.
where has where's abrev.
who has who's abrev.
Phrases
her dönemin kendine has özelliği var different times, different manners expr.
(birine/bir şeye) has bir şekilde in the manner of somebody/something expr.
(birine/bir şeye) has bir şekilde in the manner of (someone or something) expr.
Colloquial
kendine has a one-off [brit] n.
yaygın görüşe aykırı olsa da kendine has zevkleri olmak know what (one) likes v.
Idioms
kendine has all someone's own expr.
Speaking
am not, is not, are not, has not, have not sözcüklerinin kısa biçimi ain't n.
Trade/Economic
has maliyet specific identification of cost n.
ürünün kendine has özellikleri product personality n.
malzemenin kendine has kusuru defect inherent in the goods n.
kendine has özellikleri olan ve belirli bir ürüne veya hizmete yönelik pazar kitlesi niche market n.
Law
mührü has muhafızı keeper of the privy n.
Politics
kraliyet has şekilde regally adv.
has mühürdar lps (lord privy seal) [uk] abrev.
Technical
has boya fast dye n.
has keten pure linen n.
has ipek all silk n.
ütüye karşı has fast pressing n.
has ipek net silk n.
ütüye karşı has fast ironing n.
has apre fast finish n.
has ipek mulberry silk n.
has ipek pure silk n.
has ipek thrown silk n.
beyazlatmaya karşı has fast bleaching adj.
göreve has koruyucu sistem mopp (mission-oriented protective posture) abrev.
Textile
has ipek mulberry silk n.
has apre fast finish n.
çekmeye karşı has resistant to shrinking n.
has ipek net silk n.
has ipek thrown silk n.
has ipek pure silk n.
has keten pure linen n.
genellikle zamkla boyanmış has ipek marabout n.
genellikle zamkla boyanmış has ipekten yapılan kumaş marabout n.
ağartmaya karşı has resistant to bleaching adj.
kaynatmaya karşı has resistant to boiling adj.
kaynatmaya karşı has fast to boiling adj.
buharlamaya karşı has resistant to ageing adj.
beyazlatmaya karşı has fast to bleaching adj.
Architecture
has oda privy chamber n.
sivri kemerlerin baskın olduğu 13. yüzyıl ingilteresi'ne has bir mimari tarz lancet architecture n.
Construction
has yarıiletken intrinsic adj.
Dyeing
has boya grain n.
Medical
yarısı anneden yarısı babadan gelen o türe has kromozom hücresi diploid n.
hastalığa has belirtilerin kendini göstermesi manifestation n.
Anatomy
sinirlere has özellik neurility n.
Gastronomy
italyanlara has bir çeşit hamur işi tagliatelle n.
kefal has grey mullet n.
Math
has olmayan integral improper integral n.
has değer latent value n.
has değer latent root n.
Physics
yapıya has magnetizasyon intrinsic magnetization n.
Biology
bir yere özgü, oraya has organizmalar indigenous organisms n.
Marine Biology
abd'nin güneyine has bir kaya balığı tetard (eleotris gyrinus) n.
abd'nin güneyine has bir kaya balığı sleeper n.
Botanic
kolay işlenebilen ahşabı için önem verilen yeni zelanda'ya has yaprak dökmeyen bir ağaç new zealand dacryberry (dacrycarpus dacrydioides) n.
kolay işlenebilen ahşabı için önem verilen yeni zelanda'ya has yaprak dökmeyen bir ağaç podocarpus dacrydioides n.
kolay işlenebilen ahşabı için önem verilen yeni zelanda'ya has yaprak dökmeyen bir ağaç new zealand white pine n.
kolay işlenebilen ahşabı için önem verilen yeni zelanda'ya has yaprak dökmeyen bir ağaç kahikatea n.
Social Sciences
uzak doğululara has olan far eastern adj.
Linguistics
belirli bir bölge veya topluluğa has konuşma biçimi dialect n.
avustralya ingilizcesine has özellik australianism n.
iskoç ingilizcesine has özellik scottishism n.
iskoç ingilizcesine has özellik scoticism n.
iskoç ingilizcesine has özellik scotticism n.
(kısaca) there has there's v.
(kısaca) that has that's abrev.
has not hasn't abrev.
has not hasnt abrev.
History
has odabaşı master of the robes n.
Environment
göreve has koruyucu sistem mission oriented protective posture n.
Geology
belirli bir bölgeye has olan özgün zemin katmanı dizisi type section n.
her biri kendine has gelişim sürecine sahip dağ sırası polygenetic mountain range n.
Military
göreve has korunma mission specific protection n.
göreve has koruyucu sistem mission-oriented protective posture n.
Music
musevilere has harp benzeri bir enstrüman nebel n.
Abbreviation
(kısaca) there has there's expr.
Ornithology
kendisine has iki uzun kuyruğu olan bir cennet kuşu standard-wing n.
Reptiles
amerika kıtasının tropikal bölgelerine has, teyugiller familyasından olan uzun kuyruklu kertenkelelere verilen ad teiid n.
amerika kıtasının tropikal bölgelerine has, teyugiller familyasından olan uzun kuyruklu kertenkelelere verilen ad teiid lizard n.
Slang
zencilere has özellik ve davranışlar niggerism n.
zencilere has özellik ve davranışlar negroism n.
kişinin kendine has/özgün tarzını yansıtan kıyafet lewk n.
amerika'nın güneyine has özellikler taşıyan/gösteren southern-fried adj.
Modern Slang
has siktir a la chingada [mexican] exclam.