force - Turkish English Dictionary
History

force

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Meanings of "force" in Turkish English Dictionary : 54 result(s)

English Turkish
Common Usage
force v. zorlamak
force v. baskı yapmak
force v. mecbur etmek
force n. cebir
force n. kuvvet
force n. güç
force n. zorlama
General
force v. ırzına geçmek
force v. icbar etmek
force v. baskı yapmak
force v. çabuklaştırmak
force v. mecbur etmek
force v. zorlamak
force v. turfanda yetiştirmek
force v. dayatmak
force n. tesir
force n. geçerlilik
force n. nüfuz
force n. baskı
force n. şiddet
force n. tazyik
force n. hüküm
force n. yığın
force n. kütle
force n. kuvve
force n. zecir
force n. zor
force n. etki
force n. angarya
force n. kaba kuvvet
force n. yürürlük
force n. kudret
force n. birlik
force n. güç
force n. kuvvet
force n. zorlama
force n. enerji
Law
force v. icbar etmek
force v. ırzına geçmek
force v. zorlamak
force n. cebir
force n. kuvvet
force n. meriyet
Politics
force n. yasadışı şiddet
Technical
force v. itmek
force v. sıkıştırmak
force n. enerji
force n. güç
Computer
force expr. zorla
Construction
force n. yük
Automotive
force n. kuvvet
Medical
force n. fors
Biochemistry
force n. erk
Military
force n. kuvvet

Meanings of "force" with other terms in English Turkish Dictionary : 500 result(s)

English Turkish
Common Usage
labour force n. işgücü
labor force n. iş gücü
labor force n. işgücü
General
remain in force v. yürürlükte kalmak
force the pace v. hızlandırmak
force one's hand v. zorlamak (birisini birşey yapmaya)
use force v. cebir kullanmak
resort to force v. şiddete başvurmak
enter into force v. geçerlilik kazanmak (yasa vb)
put in force v. yerine getirmek
force to be v. zorlamak
force somebody to do something v. gırtlağına basmak
be in force v. yürürlükte olmak
have the force of law v. kanun hükmünde olmak
enter into force v. yürürlüğe girmek
force the door v. kapıyı zorlamak
force into v. sığdırmak
force back v. kanırmak
force to submit v. boyun eğdirmek
use force v. baskı yapmak
force to v. zorlamak
force somebody to pay money v. haraca bağlamak
force a smile v. zorla gülümsemek
be in force v. hükmü olmak
force one's hand v. dayatmak
force back v. kanırtmak
put a law into force v. kanunu yürürlüğe koymak
resort to force v. kuvvete başvurmak
use force v. zor kullanmak
force the pace v. çabuklaştırmak
bring into force v. yürürlüğe koymak
force out of business v. işini kaybetmeye mecbur bırakmak
come into force v. yürürlüğe girmek
enter in force v. yürürlüğe girmek
force somebody's hand v. zorla yaptırmak
come into force v. yürürlük kazanmak
force pay protection money v. haraca bağlamak
use force v. güç kullanmak
come in force v. yürürlüğe girmek
use force v. güç uygulamak
force the pace v. hız vermek
force (someone) to (do something) v. mecbur bırakmak
use physical force v. fiziksel güç kullanmak
resort to physical force v. fiziksel güç kullanmak
force to resign v. istifaya zorlamak
force someone v. birini zorlamak
be brought into force v. yürürlüğe alınmak
be brought into force v. yürürlüğe konmak
force into marriage v. zorla evlendirmek
force someone to marry v. zorla evlendirmek
force someone to emigrate v. tehcir etmek
apply force v. kuvvet uygulamak
use force v. kuvvet uygulamak
use brute force v. kaba kuvvet kullanmak
resort to brute force v. kaba kuvvete başvurmak
force-feed v. zorla yedirmek
put into force v. yürürlüğe koymak
get by force v. söke söke almak
take by force v. söke söke almak
be in force v. yürürlükte bulunmak
enter by force v. zorla içeri girmek
enter by force v. zorla girmek
force someone to resign v. istifaya zorlamak
order the secretary of defence to use military force v. savunma bakanına askeri güç kullanma emri vermek
use disproportionate force v. orantısız güç kullanmak
feel the force v. gücü hissetmek
force a laugh v. zorla gülmek
force a laugh v. zoraki gülmek
force someone’s hand v. elini zorlamak
the status of labor force n. işgücünün statüsü
force majeure n. fors majör
propulsive force n. itici güç
kilogram force n. kilogramkuvvet
combined task force n. çekiç güç
force majeure n. zorlayıcı neden
magnetizing force n. mıknatıslayıcı kuvvet
labor force n. insan gücü
moral force n. manevi güç
magnetic line of force n. manyetik kuvvet çizgisi
magnetomotive force n. manyetomotor kuvvet
retarding force n. geciktirici güç
weak interaction force n. zayıf etkileşim gücü
force of gravity n. ağırlık
task force n. geçici bir süre için işbirliği yapanlardan oluşan grup
labour force mobility n. işgücü seyyaliyeti
labor force n. işgücü oranı
force of gravity n. çekim
labor force activity n. işgücü iştirak nispeti
force of circumstances n. durumu gereği
brute force n. kaba kuvvet
expansionary force n. genişleyen güç
force majeure n. mücbir sebepler
labour force mobility n. emek hareketi
seapage force n. sızma kuvveti
private security force n. özel güvenlik kuvveti
nuclear force n. nükleer kuvvet
suction and force pump n. emme basma tulumba
labor force n. işgücü iştirak nispeti
combined task force n. birleşik görev gücü
force pump n. basma tulumba
work force n. çalışanlar
attractive force n. çekici güç
thermodynamic force n. termodinamik kuvvet
brute force n. acı kuvvet
police force n. kolluk kuvveti
police force n. polis kuruluş
line of force n. kuvvet çizgisi
resultant force n. bileşke kuvvet
initial response force n. erken müdahale kuvveti
binding force n. bağlayıcı güç
force of gravity n. ağırlık kuvveti
security force n. güvenlik kuvveti
the status of labor force n. işgücünün meslekteki mevkii
task force n. görev gücü
driving force n. itici güç
labor force n. işgücüne katılma oranı
force unit n. güç birimi
magnetomotive force n. mıknatısla süren kuwet
task force n. tim
mechanical force n. mekanik kuvvet
lift and force pump n. emme basma tulumba
brute force approach n. kaba kuvvet yaklaşımı
force majeure n. forsmajör
mobile striking force n. çevik güç
thermodynamic force n. ısıl devinim kuvveti
force majeure n. zorunlu
tractive force n. çekme gücü
labor force activity n. işgücüne katılma oranı
the force n. polis
labour force mobility n. emek seyyaliyeti
thermodynamic force n. fiksatör
wind force n. rüzgarın beaufort ölçeğiyle ölçülen gücü
police force n. polis kuvveti
wind force n. rüzgar gücü
military force n. askeri kuvvet
life force n. yaşam gücü
deterrent force n. caydırıcı güç
labor force activity n. işgücü oranı
force majeure n. zorunlu sebebler
force majeure n. zorunlu haller
force majeure n. zorunlu hallerde
force majeure n. zorunlu nedenler
work force n. işgücü
municipal police force n. belediye polisi
electromotive force n. elektromotor kuvvet
centrifugal force n. merkezkaç kuvvet
social force n. toplumsal güç
sale force n. satış gücü
force feed n. zorla besleme
force feed n. zorla yedirme
use of force n. güç kullanma
use of force n. güç kullanımı
full force n. tam güç
cohesive force n. yapışma gücü
air force base n. hava kuvvetleri üssü
armed force n. silahlı güç
date of entry into force n. tarihi neşri
date of entry into force n. yürürlüğe giriş tarihi
tour de force n. yetenek gösterisi
tour de force n. güç gösterisi
tour de force n. zoru başarma
tour de force n. beceri ile elde edilen başarı
the law in force n. yürürlükteki yasa
balanced force n. orantılı güç
unproportional force n. orantısız güç
proportional force n. orantılı güç
unbalanced force n. orantısız güç
force of attraction n. çekme kuvveti
force majeure n. zorlayıcı nedenler
force constant n. kuvvet katsayısı
force line n. kuvvet çizgisi
labor-force participation n. işgücü desteği
motion force n. hareket kuvveti
muscular force n. kas kuvveti
motive force n. harekete geçirme kuvveti
physical force n. fiziksel güç
task force n. çalışma kolu
muscle force n. kas gücü
force follow n. ileri falso
removal force n. çıkarma gücü
leading force n. öncü güç
mysterious force n. gizemli güç
force of nature n. doğal fenomen/olay
force of nature n. doğal afet
brute force attack n. kaba kuvvet saldırısı
centrifugal force n. savurma kuvveti
centripetal force n. ortaya çekici kuvvet
centripetal force n. merkezcil çekim kuvveti
in-extremis force n. rehine kurtarma operasyonları gibi zor durumlarda nihai çare olarak kullanılan askeri kuvvet
the legislation in force n. yürürlükteki mevzuat
contact force n. temas gerektiren kuvvet
standing force n. daimi kuvvet/güç
force concept n. kuvvet kavramı
force of will n. irade gücü
kg-f (kilogram-force) n. kilogram kuvvet
ton-force n. ton-kuvvet
skeleton force n. çekirdek birlik
environmental force n. çevresel kuvvet
in force adj. cari
in force adj. yürürlükte
in force adj. geçerli
in force adj. geçer
by force of adv. sayesinde
by force adv. zorla
by main force adv. var gücüyle
by force adv. cebren
from force of habit adv. alışkanlıkla
without using force adv. güzellikle
by main force adv. zorla
by force adv. yaka paça
by force adv. metazori
by force adv. cebri
by force adv. çatır çatır
by force of adv. icabı olarak etkisiyle
in force adv. büyük kuvvetlerle
by main force adv. cebren
without resort to force adv. zora başvurmadan
in force adv. bütün kuvvetiyle
by force of adv. gereği olarak
by reason of force majeure adv. zorunlu nedenlerle
due to force majeure adv. zorunlu nedenlerle
because of force majeure adv. zorunlu nedenlerle
except the force majeure adv. mücbir sebepler dışında
by force adv. şiddet yoluyla
in force adv. bütün gücüyle
in force adv. tüm gücüyle
by brutal force adv. zorbalıkla
by brutal force pron. salt güce dayanarak
Phrasals
serve as the driving force (behind someone or something) v. (birinin/bir şeyin) arkasındaki itici güç olmak
serve as the driving force (behind someone or something) v. (bir şeyi) körükleyen/teşvik eden etken olmak
serve as the driving force (behind someone or something) v. (bir şeyi) yapmaya sevk/teşvik etmek
serve as the driving force (behind someone or something) v. (birini/bir şeyi) harekete geçiren/teşvik eden etken/güç olmak
serve as the driving force v. (birinin/bir şeyin) arkasındaki itici güç olmak
serve as the driving force v. (bir şeyi) körükleyen/teşvik eden etken olmak
serve as the driving force v. (bir şeyi) yapmaya sevk/teşvik etmek
serve as the driving force v. (birini/bir şeyi) harekete geçiren/teşvik eden etken/güç olmak
force somebody into something v. birini bir şeye zorlamak
force through v. bir şeyi başka bir şeyden geçirmeye çalışmak
force someone out of something v. birini bir yerden zorla/ite kaka çıkarmak
force someone to do something v. birini bir şey yapmaya zorlamak
force upon v. dayatmak
force on v. dayatmak
force out v. dışarı çıkmaya zorlamak
force back v. geri püskürtmek
force into v. zorlamak
force down v. birine zorla bir şey yutturmak
force down v. zorla yedirmek
force down v. birini alaşağı etmek
force down v. birini alt etmek
force down v. aşağı çekmek
force down v. aşağı itmek
force down v. tepetakla etmek
force someone or something down v. birini veya bir şeyi etkisiz hale getirmek
force someone or something down v. birini veya bir şeyi yakalamak
force someone or something down v. birini veya bir şeyi yere yatırmak
force something down v. zorla yutmak
force something down v. zorla yemek
force something down v. kendini yutmaya zorlamak
force something down v. kendini yemeye zorlamak
force something down v. alçalmaya zorlamak
force something down v. inişe zorlamak
force something down v. zorla yutmak
force something down v. kendini yutmaya zorlamak
force (someone or something) in v. (birini/bir şeyi) bir yere girmeye zorlamak
force (someone or something) in v. (birini/bir şeyi) zorla bir yere sokmak
force (someone or something) in v. (birini/bir şeyi) bir yere tıkmak
force (someone or something) in v. (birini/bir şeyi) bir yere sokuşturmak
force (someone or something) in v. (birini/bir şeyi) bir yere dürtmek
force (someone or something) in v. (birini/bir şeyi) ezerek sokmak
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir yerden zorla ayırmak
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir yerden zorla koparmak
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir yerden zorla çıkarmak
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir yerden kalkmaya/çıkmaya ikna etmek
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir yerden zorla kaldırmak
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir gruptan ayrılmaya zorlamak
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir gruptan vazgeçmeye zorlamak
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir yerden el çekmeye zorlamak
force (someone or something) off (of) (something) v. (birini/bir şeyi) bir gruptan ayrılmaya razı etmek
force off v. (birini/bir şeyi) bir yerden zorla ayırmak
force off v. (birini/bir şeyi) bir yerden zorla koparmak
force off v. (birini/bir şeyi) bir yerden zorla çıkarmak
force off v. (birini/bir şeyi) bir yerden kalkmaya/çıkmaya ikna etmek
force off v. (birini/bir şeyi) bir yerden zorla kaldırmak
force off v. (birini/bir şeyi) bir gruptan ayrılmaya zorlamak
force off v. (birini/bir şeyi) bir gruptan vazgeçmeye zorlamak
force off v. (birini/bir şeyi) bir yerden el çekmeye zorlamak
force off v. (birini/bir şeyi) bir gruptan ayrılmaya razı etmek
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir yerden zorla ayırmak
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir yerden zorla koparmak
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir yerden zorla çıkarmak
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir yerden kalkmaya/çıkmaya ikna etmek
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir yerden zorla kaldırmak
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir gruptan, komiteden ayrılmaya zorlamak
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir gruptan, komiteden vazgeçmeye zorlamak
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir yerden, komiteden el çekmeye zorlamak
force someone or something off (of) something v. birini/bir şeyi bir gruptan, komiteden ayrılmaya razı etmek
force someone or something off (of) something v. (birini/bir şeyi başka birinin) üstüne atmak
force someone or something off (of) something v. (birini/bir şeyi başka birinin) sorumluluğuna vermek
force someone or something off (of) something v. (birini/bir şeyi başka birinin) sırtına yüklemek
force someone or something off (of) something v. (birini/bir şeyi başka birine) emanet etmek
force someone or something off (of) something v. (birini/bir şeyi başka birinin) üstüne yıkmak
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir yerden zorla ayırmak
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir yerden zorla koparmak
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir yerden zorla çıkarmak
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir yerden kalkmaya/çıkmaya ikna etmek
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir yerden zorla kaldırmak
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir gruptan, komiteden ayrılmaya zorlamak
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir gruptan, komiteden vazgeçmeye zorlamak
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir yerden, komiteden el çekmeye zorlamak
and force someone or something off v. birini/bir şeyi bir gruptan, komiteden ayrılmaya razı etmek
and force someone or something off v. (birini/bir şeyi başka birinin) üstüne atmak
and force someone or something off v. (birini/bir şeyi başka birinin) sorumluluğuna vermek
and force someone or something off v. (birini/bir şeyi başka birinin) sırtına yüklemek
and force someone or something off v. (birini/bir şeyi başka birine) emanet etmek
and force someone or something off v. (birini/bir şeyi başka birinin) üstüne yıkmak
force back v. birini/bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
force back v. birini/bir şeyi bir yerden uzak tutmak
force back v. birini/bir şeyi bir yerden geri çekmek
force back v. birini/bir şeyi bir yere geri döndürmek
force back v. bir şeye geri döndürmek
force back v. duygularını zapt etmek
force back v. kendini tutmaya çalışmak
force back v. kendini tutmak
force back v. duygularını frenlemek
force back v. birini/bir şeyi geri döndürmek
force back v. birini/bir şeyi geri çekmek
force back v. duygularını zapt etmek
force back v. kendini tutmaya çalışmak
force back v. kendini tutmak
force back v. duygularını frenlemek
force back v. kendini zor tutmak
force back v. duygularını göstermemek için zor durmak
force on (someone or something) v. (birine/bir şeye) bir şeyi dayatmak
force on (someone or something) v. (birini/bir şeyi) bir şey yapmak zorunda bırakmak
force on (someone or something) v. (birinin/bir şeyin) sırtına bir şey yüklemek
force on (someone or something) v. (birinin/bir şeyin) üstüne bir şey yıkmak
force on (someone or something) v. (birini/bir şeyi) devam etmeye zorlamak
force on (someone or something) v. (birinin/bir şeyin) zorla devam etmesini sağlamak
force on (someone or something) v. (birini/bir şeyi) üstelemek
force on (someone or something) v. (birini/bir şeyi) zorlamak
force on (someone or something) v. (birine) tecavüz etmek
force on (someone or something) v. (birinin) zorla ırzına geçmek
force (oneself) on v. (birine) tecavüz etmek
force (oneself) on v. (birinin) zorla ırzına geçmek
force (oneself) upon v. (birine) tecavüz etmek
force (oneself) upon v. (birinin) zorla ırzına geçmek
Phrases
no force adv. sebebi veya sonucu ne olursa olsun
no force adv. hiçbir surette
depending on the direction of force expr. kuvvet yönüne bağlı olarak
by sheer force of will expr. yalnızca irade gücüyle
Proverb
persuasion is better than force ikna etmek zorlamaktan daha iyi sonuç verir
persuasion is better than force zorlamak yerine ikna yöntemiyle başarıya ulaşmak daha olasıdır
persuasion is better than force ikna etme zorlamadan daha iyidir
Colloquial
force an issue v. gündemi zorlamak
force an issue v. konuyu zorlamak
be kicked off the force v. polislikten atılmak
force into a corner v. (kişiyi) köşeye sıkıştırmak
force of habit n. alışkanlık gereği
brute force n. bilek gücü
brute force n. kaba kuvvet
the force n. koli bandı
by force of habit expr. alışkanlıkla
by force of habit expr. alışkanlıktan
Idioms
persuade or force someone to agree with you v. birini hizaya getirmek
persuade or force someone to agree with you v. birini yola getirme
do no force v. hesaba katmamak
do no force v. dikkate almamak
serve as the driving force (behind someone or something) v. arkasındaki neden/sebep/itici güç olmak
serve as the driving force (behind someone or something) v. arkasında olup cesaret/güç vermek
force someone to the wall v. birisini köşeye sıkıştırmak
force someone's hand v. birisini bir şey yapmaya zorlamak/mecbur etmek
put something into force v. bir şeyi yürürlüğe almak
force someone's hand v. birisini istemediği bir şeyi yapmaya zorlamak
be the driving force behind someone v. birinin arkasındaki itici güç olmak
put something into force v. bir şeyi uygulamaya koymak
become the driving force behind someone v. birinin arkasındaki itici güç olmak
put something into force v. bir şeyi yürürlüğe sokmak
force someone off v. birini istifaya zorlamak
force someone off something v. birini istifaya zorlamak
force something down someone's throat v. birine bir şeyi dayatmak
attack in force v. güruh halinde saldırmak
come out in force v. güruh halinde gelmek
be out in force v. hepsi/tümüyle orada olmak
force something up v. fiyatını yükseltmek
bring into force v. işlerlik kazandırmak
force someone out of office v. istifaya zorlamak
be out in force v. tam kadro bulunmak/gelmek
be out in force v. tüm güçleriyle orada olmak
come in full force v. tam kadro gelmek
force someone or something down someone's throat v. zorla kabul ettirmek
force someone or something down someone's throat v. zorla yutturmak
bring into force v. yürürlüğünü sağlamak
force someone or something down someone's throat v. zorla yedirmek
ram/force something down somebody’s throat v. birine bir şeyi dayatmak
ram/force something down somebody’s throat v. ümüğüne çökmek
ram/force something down somebody’s throat v. gırtlağına basmak
ram/force something down somebody’s throat v. birine baskı yapmak
ram/force something down somebody’s throat v. birine bir şeyi empoze etmek
ram/force something down somebody’s throat v. birine bir şeyi zorla kabul ettirmeye/baskı kurarak benimsetmeye çalışmak
serve as the driving force (behind someone or something) v. (birinin/bir şeyin arkasında) kışkırtıcı güç/unsur olmak
serve as the driving force (behind someone or something) v. (birinin/bir şeyin arkasında) motive eden/motivasyon veren güç olmak
serve as the driving force (behind someone or something) v. (birinin/bir şeyin arkasında) yüreklendirici güç/unsur olmak
serve as the driving force v. kışkırtıcı güç/unsur olmak
serve as the driving force v. motivasyon veren/motive eden güç olmak
serve as the driving force v. yüreklendirici güç/unsur olmak
force the issue v. gündemi zorlamak
force the issue v. konuyu zorlamak
force the issue v. konunun üstüne gitmek
force the issue v. bir konuda karar vermeye zorlamak
force the issue v. zorla konuyu gündeme getirmek
force the issue v. bir konuda yüzleşmek
force the issue v. bir konuda meydan okumak
force the issue v. karar vermek zorunda bırakmak
force the issue v. hızlıca bir karar vermeye zorlamak
force the issue v. hızlıca karar vermeye mecbur etmek
force the issue v. konuyu karara bağlamak zorunda bırakmak
force the issue v. konuyu gündeme getirmek
force the issue v. konunun üstüne gitmek
force the issue v. bir konuda insanları acele ettirmek
force the issue v. bir konuda insanları acele karar vermeye zorlamak
force a price up v. fiyatını artırmak/yükseltmek
force a price up v. fiyat artırmak/yükseltmek
force a price up v. fiyatları şişirmek
force the price up v. fiyatını artırmak/yükseltmek
force the price up v. fiyat artırmak/yükseltmek
force the price up v. fiyatları şişirmek
put in force v. onaylanmış olmak
put in force v. onaylamak
put in force v. yürürlüğe sokulmak
put in force v. yürürlüğe sokmak
the driving force behind n. ardındaki itici güç
the driving force behind n. arkasındaki itici güç
driving force n. cesaret veren kişi
driving force n. destekçi
a tour de force n. güç gösterisi
spent force n. harcanmış güç
a force to reckon with n. hafife alınmaması gereken kişi/şey
a force to be reckoned with n. hafife alınmaması gereken kişi/şey
driving force n. itici güç
heavy-handed force n. kaba kuvvet
driving force n. olayın arkasındaki insan
spent force n. tükenmiş güç
spent force n. yitik güç
a tour de force n. yetenek gösterisi
the moving force n. (bir şeyin) itici gücü
the moving force n. (bir şeyin ardındaki) itici güc
force of numbers n. birlikte hareket eden insanların çok sayıda olmasından doğan güç
force of numbers n. sayı çokluğuyla sağlanan güç
force of numbers n. sayıların gücü
force of numbers n. istatistiksel verilerin bir araya geldiğinde yarattığı etki
the force n. gizli güçler
the force n. görünmez güçler
display of force n. güç gösterisi
display of force n. göz dağı
spent force adj. eski gücünü kaybetmiş
by main force expr. bedensel gücünü kullanarak
by main force expr. tüm enerjisini kullanarak
in force/strength expr. güruh halinde
in force/strength expr. çok sayıda
Speaking
I tried to force a smile expr. gülmeye çalıştım
don't force yourself expr. kendini zorlama
there is force what he says expr. söylediği boş değil
Trade/Economic
use force v. cebir kullanmak
enter into force v. yürürlüğe koymak
be law in force v. yürülükte olmak
labour force n. aktif nüfus
labor force idle n. atıl durumdaki işgücü
binding force n. bağlayıcı güç
labor force n. beşeri sermaye
field force n. belli bir saha da belli bir iş için yetiştirilmiş ve organize olmuş kadro
low skilled labour force n. düşük vasıflı işgücü
reduction-in-force n. eleman sayısının azaltılması
force account n. emanet usulü yapılan işler
reduction in-force n. eleman çıkarma
labour force n. faal nüfus
force majeure n. fors majör
labor force n. faal nüfus
actual labor force n. gerçek işgücü
actual labor force n. halen çalışsın veya çalışmasın iş arayan insanların sayısı
work force n. işgücü
mobility of the work force n. işgücü hareketliliği
labour force participation n. işgücüne katılım
labour force participation rate n. iş gücüne katılma oranı
not in labour force n. işgücüne dahil olmayanlar
labour force n. işçi sınıfı
labour force n. işgücü
work force n. işçi mevcudu
labor-force participation rate n. işgücü katılım oram
business environment simplification task force procedure n. iş ortamının basitleştirilmesine yönelik faaliyet grubu
mobility of the work force n. işgücünün hareketliliği
labor force participation rate n. iş gücüne katılım oranı
task force n. iş gücü
task force n. iş ekibi
laboring force n. işgücü
labor force n. işgücü arzı
whether or not having the force of law n. kanun hükmünde olsun olmasın
female labor force participation rate n. kadınların işgücüne katılım oranı
force majeure n. kaçınılmaz durum
financial action task force on money laundering n. kara para aklamayla mücadelede mali eylem görev gücü
female labor force participation rate n. kadın işçi katılım oranı