tane - Turkish English Dictionary

tane

Meanings of "tane" in English Turkish Dictionary : 26 result(s)

Turkish English
Common Usage
tane piece n.
Kim was wearing several pieces of jewellery at the gala.
Kim galada birkaç tane mücevher takıyordu.

More Sentences
tane grain n.
They developed a robot as small as a grain of rice.
Pirinç tanesi kadar küçük bir robot geliştirmişler.

More Sentences
General
tane bead n.
He had prayer beads made from wood.
Tahtadan yapılmış tespih taneleri vardı.

More Sentences
tane flake n.
The snow was falling in large flakes.
Kar iri taneler halinde yağıyordu.

More Sentences
tane copy n.
I'd like to get three copies of this book.
Bu kitaptan üç tane almak istiyorum.

More Sentences
Mechanic
tane grain n.
They developed a robot as small as a grain of rice.
Pirinç tanesi kadar küçük bir robot geliştirmişler.

More Sentences
Construction
tane grain n.
They developed a robot as small as a grain of rice.
Pirinç tanesi kadar küçük bir robot geliştirmişler.

More Sentences
Automotive
tane bead n.
He had prayer beads made from wood.
Tahtadan yapılmış tespih taneleri vardı.

More Sentences
Food Engineering
tane kernel n.
There wasn't one kernel of truth in his report.
Raporunda bir tane bile doğru şey yoktu.

More Sentences
Gastronomy
tane kernel n.
There wasn't one kernel of truth in his report.
Raporunda bir tane bile doğru şey yoktu.

More Sentences
Botanic
tane grain n.
They developed a robot as small as a grain of rice.
Pirinç tanesi kadar küçük bir robot geliştirmişler.

More Sentences
General
tane legume n.
tane seed n.
tane corn n.
tane berry n.
tane particle n.
tane unit size n.
tane pip n.
tane bean n.
tane item n.
tane Count n.
tane shredding n.
Trade/Economic
tane pcs abrev.
Technical
tane granule n.
Construction
tane granule n.
Food Engineering
tane aril n.

Meanings of "tane" with other terms in English Turkish Dictionary : 150 result(s)

Turkish English
Common Usage
tane büyüklüğü analizi grain size analysis n.
General
tane inceltmesi grain refining n.
tane inceltilmesi grain refining n.
tane mısır sweetcorn n.
tane büyüklüğü analizi grain size analysis n.
iri tane coarse grain n.
tane inceltme grain refining n.
tane (arpa/buğday/mısır vb) grain n.
ileriye doğru iki tane ucu olan ve kolu söküp takılabilen ütü sadiron n.
küçük tane (bitkilerde) drupelet n.
küçük tane (bitkilerde) drupel n.
tane iriliği grain thickness n.
ostenit tane büyüklüğü austenite grain size n.
kaba tane coarse grain n.
tane boyutu dağılımı granulometry n.
iki tane two pieces n.
(bir paket veya kutu içindeki) adet ya da tane Count n.
biri yıkama diğeri kurutma işlevi gören iki tane döner tamburu olan çamaşır makinesi twin-tub n.
tane boyutu, doku gibi özellikleri sebebiyle tohum küspesine benzeyen ürün meal n.
tahıl bitkilerinin tane taşıyan bölümü icker n.
zilyon tane multitude n.
milyon tane eş parçadan biri one-millionth n.
katrilyon tane eş parçadan biri one-quadrillionth n.
(küçük parçalı tane içeren) mineral konsantrasyonu impregnation n.
küçük tane pearl n.
milyon tane million n.
zibilyon tane million n.
bir tane geçiren kimse spanker n.
tane tane yağmak flake v.
tane tane konuşmak speak clearly v.
tane tane konuşmak speak distinctly v.
tane tane söylemek chop one's words v.
hecelerini karıştırmak (tane tane söyleyeceğine) slur v.
tane tane söylemek mouth v.
tane tane söylemek articulate v.
evin üzerinde üç tane ipotek olmak get three mortgages on the house v.
yedi tane olmaktan çıkarmak unseven v.
bir tane patlatmak wop v.
(yumruğu) bir tane çakmak pize [dialect] v.
tane tane ve net konuşmak project v.
tane tane söylemek enunciate v.
tane biçiminde graniferous adj.
bir tane one adj.
tane tane söylenmiş articulate adj.
birkaç tane one or two adj.
bir iki tane one or two adj.
tane veya tohum şeklinde graniform adj.
on iki tane dozen adj.
üç tane olan triple adj.
iki tane two adj.
iki tane two piece of adj.
bir iki (tane) a couple of adj.
bir iki (tane) a couple of adj.
on tane ten adj.
on iki tane twelve adj.
yirmi beş tane olan twenty-five adj.
yirmi yedi tane olan twenty-seven adj.
yirmi tane olan twenty adj.
yirmi üç tane olan twenty-three adj.
yirmi bir tane olan twenty-one adj.
yirmi altı tane olan twenty-six adj.
yirmi iki tane olan twenty-two adj.
yirmi sekiz tane olan twenty-eight adj.
zilyon tane zillion adj.
zilyon tane millionfold adj.
(armacılıkta) üç tane büyük girintisi olan dancy adj.
(armacılıkta) üç tane büyük girintisi olan dancetté adj.
aşırı derecede tane tane söylenmiş over-articulate adj.
iki tane a couple adj.
on altı tane olan sixteen adj.
kırk tane forty adj.
on dört tane fourteen adj.
(roma rakamıyla) doksan tane olan ixc adj.
(roma rakamıyla) dokuz tane olan ix adj.
birkaç tane paucal adj.
üç beş tane paucal adj.
bir tane daha one more adv.
tane ile by the piece adv.
tane tane piece by piece adv.
tane ile parça başına yapılan iş miktarına göre by the piece adv.
tane hesabıyla by tale adv.
birkaç tane daha a few more adv.
günde bir tane one piece a day adv.
günde bir tane one a day adv.
günde bir tane one per day adv.
birer tane one for each adv.
bir tane daha another pron.
bir tane daha another one pron.
tek seferde yalnızca bir tane anlamı veren ön ek mon- pref.
sadece bir tane ile sınırlı anlamı veren ön ek mon- pref.
küçük tane anlamına gelen bir ön ek chondr- pref.
küçük tane anlamına gelen bir ön ek chondro- pref.
küçük tane anlamına gelen bir ön ek chondri- pref.
iki (tane) a brace of expr.
Phrasals
bir tane patlatmak için hedef almak strike at v.
(birine) bir tane patlatmak land (someone) one v.
(birine) bir tane indirmek land (someone) one v.
(birine) bir tane yumruk atmak land (someone) one v.
(birine) bir tane geçirmek land (someone) one v.
(birine/bir şeye) bir tane patlatmak için hedef almak strike at (someone or something) v.
Phrases
beş altı tane five or six n.
Proverb
on tane elim yok. her yere aynı anda koşamam/yetişemem one cannot be in two places at once
Colloquial
bir iki tane one or two n.
iki tane uyku tulumu a couple of sleeping bags n.
tek başına iki tane avantaja sahip olan kimse twofer n.
tek başına iki tane avantaja sahip olan şey twofer n.
iki tane beşlik sıra halinde dizilmiş on şişe şaraptan oluşan paket decimal dozen n.
yedi tane baker's half dozen n.
hızlı bir tane (yeme, içme) fast one n.
zilyon tane skillion n.
milyon tane skillion n.
zibilyon tane dozen n.
zibilyon tane gazillion n.
bir tane vurmak/çakmak/geçirmek paste one v.
(birine) bir tane geçirmek/patlatmak sock (someone) one v.
(birine) bir tane vurmak sock (someone) one v.
bir tane geçirmek swack v.
bir tane patlatmak swack v.
zilyon tane jiggered adj.
herkese sadece bir tane one to a customer expr.
işte bir tane geliyor here comes one expr.
bir tane daha doldur pour me another expr.
buraya bir tane daha sedye one more stretcher over here expr.
bir tane de benden/bizden and one for luck expr.
bir tane de benden/bizden and one more for luck expr.
birkaç tane half a dozen expr.
(sana) her şeyi tane tane anlatmak mı gerekiyor? do I have to draw (you) a picture? expr.
(bir şeyden) bir tane daha ister misin/ister misiniz? care for another (something) expr.
her şeyi tane tane anlatmak mı gerekiyor? do I have to paint a picture? expr.
her şeyi tane tane anlatmak mı gerekiyor? do I have to draw a picture? expr.
Idioms
tamamı kaç tane just how many n.
bin bir tane a hundred and one n.
herkese yalnızca bir tane one per customer n.
bir müşterinin bir üründen sadece bir tane almasına izin veren satış politikası one per customer n.
her müşteriye bir tane one per customer n.
herkese yalnızca bir tane one to a customer n.
bir müşterinin bir üründen sadece bir tane almasına izin veren satış politikası one to a customer n.
her müşteriye bir tane one to a customer n.
bir düzine ve bir tane de ekstra a baker's dozen n.
bir düzine ve bir tane de ekstra a long dozen n.
bir tane geçirmek land somebody one v.
bir tane geçirmek sock somebody one v.
bir tane indirmek sock somebody one v.
bir tane patlatmak sock somebody one v.
bir tane indirmek land somebody one v.
bir tane patlatmak land somebody one v.
bir tane oturtmak/çakmak punch somebody's lights out v.
on tane eli olmamak (one's) only got one pair of hands v.
iki tane eli olmak (one's) only got one pair of hands v.
birine bir tane yapıştırmak pin someone's ears back v.