ONU - Turco Inglés Diccionario

ONU

Significados de "ONU" en diccionario inglés turco : 11 resultado(s)

Turco Inglés
General
önü in front of adj.
onu her pron.
onu it pron.
onu him pron.
onu herself pron.
onu hir pron.
onu mun [dialect] [uk] pron.
onu he pron.
Colloquial
onu as conj.
Military
önü scud n.
Archaic
onu hem [dialect] pron.

Significados de "ONU" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
abd'de ana yola katılan veya onu kesen bir başka yol crossroad n.
ayın onu dix n.
bir hristiyanın kiliseye vermek üzere ayırdığı gelirinin yüzde onu tithe n.
kişinin karşısındakiyle vedalaşırken onu yanağına değmeden öpmesi air kiss n.
(bir önceki sorunun mealinde onu takip eden) devam/takip sorusu follow-up question n.
konudan türeyerek onu karmaşıklaştıran sorunlar ramifications n.
konudan türeyerek onu karmaşıklaştıran sorun ramification n.
tanışılan kişiye hiçbir şey demeden ortadan kaybolup, onu yoksayma ghosting n.
özellikle sanat yapmada veya onu algılamada, netlik ve tutarlılık beklemeksizin belirsizliği kabul edebilme becerisi negative capability n.
onu arayan birinden kaçıp saklanma hide-and-seek n.
bir grubun veya organizasyonun yeni fikirleri, becerileri ile onu daha verimli kılan üyeleri fresh blood n.
bir abd şirketinin yabancı bir şirketle birleştiği veya onu iktisap ettiği yeniden yapılanma inversion n.
derebeyin hizmetinde olup onu koruyan silahlı kiracı sergeant n.
uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için onu iyi yapamamak be out of practice v.
birine bir şeyi yaptırmak için onu utandırmak embarrass someone into doing something v.
bir şehri ve onu çevreleyen yoğun nüfuslu alanları içeren (bölge) metropolitan adj.
yüzde onu aşan double-digit adj.
ne varsa onu kullanan pickup adj.
onu söyledikten sonra with that adv.
onu yaptıktan sonra with that adv.
onu takiben second adv.
onu gecen in excess of prep.
dişil onu her pron.
(dişil) onu her pron.
(erkek) onu him pron.
onu (erkek) un [dialect] pron.
ki onu which pron.
(araba) onu her pron.
ki onu which conj.
ki onu who conj.
(her nasılsa) onu how conj.
dinleyin onu hear interj.
ne verirsen onu alırsın gigo (garbage in, garbage out) expr.
Phrasals
...den onu bilmek/tanımak tell someone or something by something v.
onu da isterim bunu da isterim diye tutturmak beset with (something) v.
bir şeyin içindekini dökerek onu boşaltmak drain something of something v.
bir şeyi devralıp onu tek başına sürdürmek run with something v.
birine bir şey sunarak/vererek onu kutlamak/onurlandırmak honor someone with something v.
bir şeyi devralıp onu azimle/bağımsız bir şekilde yürütmek run with something v.
birinden bir şeyi alana kadar onu taciz etmek/rahat vermemek worry something out of someone v.
-in içindekini dökerek onu boşaltmak drain of v.
birinin yaşadığı yerin yakınlarına gittiğinde onu aramak/ona haber vermek hunt up v.
(bir hayvanın) acısını/ıstırabını dindirmek için onu öldürmek put down (an animal) v.
bir sporcunun bağlı olduğu takımdan habersiz/izinsiz onu başka takıma transfer olmaya ikna etmeye çalışmak tap up v.
Phrases
bir şey suistimal edilebilir/edildi diye onu kullanmamazlık edemeyiz wrong use does not preclude proper use expr.
bir şey suistimal edilebilir/edildi diye onu kullanmamazlık edemeyiz abuse/misuse does not remove use expr.
onu o kadar seviyorum ki I love her so much that expr.
onu o kadar seviyorum ki I love him so much that expr.
ne ekersen onu biçersin what you plant now you will harvest later expr.
ne ekersen onu biçersin you do the crime you do the time expr.
onu sen bilirsin you be the judge of that expr.
onu çoktan yaptım been there, done that, bought the T-shirt expr.
canını sıkan ne onu söyle? what's (someone's) beef (with someone or something) expr.
onu bunu geçelim millet but seriously, folks expr.
dinleyin onu (dedikleri doğru) hear hear expr.
Proverb
ne ekersen onu biçersin what goes around comes around
evlilikte de ne ekersen onu biçersin a good husband makes a good wife
evlilikte de ne ekersen onu biçersin a good Jack makes a good jill
ne ekersen onu biçersin as a man sows, so shall he reap
ne ekersen onu biçersin as you sow, so shall you reap
ne ekersen onu biçersin you reap what you sow
ne ekersen onu biçersin whatever goes around comes around
tanrı olmasaydı bile onu icat etmek gerekirdi if god did not exist it would be necessary to invent him
deha/dahilik yüzde onu fikir gerisi gayrettir genius is ten percent inspiration and ninety percent perspiration
birinin iyiliği için onu şimdi üzecek bir şey söylemek you have to be cruel to be kind
maymun düşünmez ne görürse onu taklit eder monkey see monkey do
ne ekersen onu biçersin what you sow is what you reap
ne ekersen onu biçersin he who lives by the sword, shall die by the sword
ne ekersen onu biçersin the weed of crime bears bitter fruit
bir şey seni mutsuz kılıyorsa en iyisi onu hiç bilmemek gerekir where ignorance is bliss, 'tis folly to be wise
ne ekersen onu biçersin hate begets hate
ne ekersen onu biçersin what goes over the devil's back comes under his belly
ne ekersen onu biçersin curses, like chickens, come home to roost
bir şeye itiraz etmezsen onu desteklediğin zannedilir silence means consent
bir şeyi elde etmek için onu istemek gerekir a dumb priest never got a parish
bir şeyin hakkı onu elinde bulundurandadır possession is nine points/tenths of the law
tehlikeyi öngörmek onu önlemenin yarısıdır a danger foreseen is half-avoided
sorun ortaya çıkmadan onu tetikleyecek bir şey yapma don't trouble trouble till trouble troubles you
yasayı bilmiyor olmak onu ihlal etmek için mazeret değildir ignorance of the law is no excuse
ne ekersen onu biçersin the chickens are coming home to roost
ne verirsen onu alırsın you get (back) what you give
ne ekersen onu biçersin you get (back) what you give
Colloquial
bırak onu let alone n.
git bul o zaman onu go find her then n.
anladın sen onu if you take my meaning n.
bir durumu anlamak için onu gözlemleyerek test etme duck test n.
tek yapmanız gereken onu istemek all you need is to want it v.
bir canı var onu korumak için for dear life expr.
ne görüyorsan onu alırsın wysiwyg expr.
ver onu bana give it to me expr.
kimse onu görmemiş nobody has seen him expr.
birisi onu incitmiş somebody hurt her expr.
yasayı bilmiyor olmak onu ihlal etmek için mazeret değildir ignorance of the law is no excuse for breaking it expr.
o zaman onu git bul go find her then expr.
onu da mı söylemeyeyim/yapmayayım excuse me for breathing! expr.
işte onu iyi bildin that's for damn sure expr.
ne verirsen onu alırsın giog (garbage in, garbage out) expr.
anladın sen onu and I think you do expr.
at onu! toss it! expr.
süslemeden/abartmandan/bir şey katmadan ne olduysa onu anlatın just the facts, ma'am expr.
anladın sen onu aityd (and I think you do) expr.
anladın sen onu aityd (and I think you do) expr.
ne verirsen onu alırsın gigo (garbage in, garbage out) expr.
ne verirsen onu alırsın dido (dreck in, dreck out) expr.
ben ne diyorsam onu yap do as I say expr.
onu ben bilirim I'll be the judge of that expr.
anladın sen onu if you get my meaning expr.
sen onu gel de bana sor who are you telling? expr.
onu ne ilgilendirir? what's it to him/her? expr.
ne gerekiyorsa/durum ne gerektiriyorsa onu yapmak lazım you have to do what you have to do expr.
ne gerekiyorsa/durum ne gerektiriyorsa onu yapmak lazım you got to do what you got to do expr.
ne gerekiyorsa/durum ne gerektiriyorsa onu yapmak lazım you gotta do what you gotta do expr.
ne gerekiyorsa/durum ne gerektiriyorsa onu yapmak lazım you've gotta do what you've gotta do expr.
ne gerekiyorsa/durum ne gerektiriyorsa onu yapmak lazım you've got to do what you've got to do expr.
Idioms
eskiden sanıkların masum olup olmadığını anlamak için yakılarak yargılandığı (masumsa tanrı'nın onu kurtaracağı düşünülürdü) bir yöntem ordeal by fire n.
onu harekete geçirmek shake someone up v.
birinin yüzüne gülerek onu hor görmek laugh in one's face v.
bir hayvanın acılarına son vermek amacıyla onu uyutmak put an animal down v.
birine zor bir iş vererek onu zor durumda bırakmak throw somebody in at the deep end v.
birinin üstüne giderek onu sinirlendirmeye çalışmak poke a bear v.
birinin üstüne giderek onu sinirlendirmeye çalışmak poke the bear v.
birine bir şeyi onu kırmadan söylemek let (one) down easy v.
birine ummadığı bir anda ilk kez onu sevdiğini söylemek drop the l-bomb v.
(biri) ne derse/yaparsa onu takip etmek snap (one's) fingers v.
(birinin) gelecekte onu bekleyen bir şeyi olmak have something in store (for someone) v.
parası çok olup onu idare edecek akla sahip olmamak have more money than sense v.
parası çok olup onu düzgünce harcayacak akla sahip olmamak have more money than sense v.
(birini/bir şeyi birinden) alıp onu yükten kurtarmak take (someone or something) off (one's) hands v.
birini/bir şeyi birinden alıp onu yükten kurtarmak take someone or something off someone'shands v.
(birini/bir şeyi birinden) alıp onu rahatlatmak/özgür bırakmak take (someone or something) off (one's) hands v.
birini/bir şeyi birinden alıp onu rahatlatmak/özgür bırakmak take something/somebody off somebody’s hands v.
birini/bir şeyi birinden alıp onu yükten kurtarmak take something/somebody off somebody’s hands v.
birini/bir şeyi birinden alıp onu rahatlatmak/özgür bırakmak take someone or something off someone'shands v.
(birine) acıyıp/merhamet edip onu öldürmek put (one) out of (one's) misery v.
bir mahkumun her bir uzvunu bir ata bağlayıp atları ayrı yönlere göndererek onu öldürmek draw and quarter v.
bir bankada bulunan hesabındaki miktarı aşan bir çek yazıp onu başka bir bankada bozdurmak fly kites v.
birine doğru bilgiyi vererek onu düzeltmek set straight v.
ne ekersen onu biçersin as you sow, so you shall reap expr.
ne ekersen onu biçersin so shall you reap expr.
ne ekersen onu biçersin as you sow, you shall reap expr.
ne ekersen onu biçersin as you sow, so shall you reap expr.
ne ekersen onu biçersin one reaps what one sows expr.
arzuyu yenmenin en iyi ilacı onu tatmin etmektir the best way to overcome a desire is to satisfy it expr.
sen onu benim külahıma anlat a likely story expr.
ne ekersen onu biçersin have made one's bed and have to lie in it expr.
onu yapamıyorsan bari şunu yap fish or cut bait expr.
ne ekersen onu biçersin as you sow so you shall reap expr.
zafer onu hak edenindir none but the brave deserve the fair expr.
ne ekersen onu biçersin what goes around comes around expr.
ne ekersen onu biçersin chickens coming home to roost expr.