alone - Turco Inglés Diccionario

alone

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

alone — Definition

Significado:
yalnız
Pronunciación (IPA):
(AmE /əˈloʊn/ – BrE /əˈləʊn/)
Categoría gramatical:
Sıfat; Zarf
Sinónimo:
solitary
Antónimos:
together

Significados de "alone" en diccionario turco inglés : 20 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
alone adj. yalnız
Emma is alone as her last friend in the city moved abroad.
Emma şehirdeki son arkadaşı yurt dışına taşındığı için yalnız.

More Sentences
General
alone adv. yalnızca
The insurance will cost you 1000 dollars per month alone.
Sigorta size yalnızca ayda 1000 dolara mal olacak.

More Sentences
alone adv. yalnız başına
I love eating my dinner alone.
Akşam yemeğimi yalnız başına yemeyi seviyorum.

More Sentences
alone adv. tek
Thus, it is Europe alone that must, at last, create its own economic policy capability.
Dolayısıyla, nihayetinde kendi ekonomi politikası kapasitesini yaratması gereken tek ülke Avrupa'dır.

More Sentences
alone adv. yalnız
You can't estimate how much life makes me feel alone without you.
Sensiz hayatın bana ne kadar yalnız hissettirdiğini tahmin edemezsin.

More Sentences
alone adv. tek başına
He gained all this wealth from scratch alone.
Bütün bu zenginliği tek başına sıfırdan elde etti.

More Sentences
alone adv. sadece
We alone are responsible for the delay in institutional reform.
Kurumsal reformun gecikmesinden sadece biz sorumluyuz.

More Sentences
alone adv. bir başına
Layla died alone in the woods.
Layla ormanda bir başına öldü.

More Sentences
Technical
alone adj. tek başına
He gained all this wealth from scratch alone.
Bütün bu zenginliği tek başına sıfırdan elde etti.

More Sentences
alone adv. sadece
We alone are responsible for the delay in institutional reform.
Kurumsal reformun gecikmesinden sadece biz sorumluyuz.

More Sentences
alone adv. yalnız
You can't estimate how much life makes me feel alone without you.
Sensiz hayatın bana ne kadar yalnız hissettirdiğini tahmin edemezsin.

More Sentences
General
alone adj. bir
alone adj. kimsesiz
alone adj. bikes
alone adj. rakipsiz
alone adj. benzersiz
alone adj. biricik
alone adj. eşsiz
alone adj. diğer faktörlerin etkisinde olmayan
alone adv. kimsesiz

Significados de "alone" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
water-alone n. sadece su
alone time n. yalnız başına geçirilen vakit
alone time n. baş başa geçirilen vakit
leave alone v. kendi haline bırakmak
let alone v. olduğu gibi bırakmak
let alone v. dokunmamak
let alone v. kendi haline bırakmak
leave alone v. olduğu gibi bırakmak
leave alone v. rahat bırakmak
let somebody alone v. kendi haline bırakmak
be left alone v. düdük gibi kalmak
leave alone v. dokunmamak
leave alone v. yalnız bırakmak
let well enough alone v. olanla yetinmek
leave somebody alone v. yalnız bırakmak
fly alone v. yalnız uçmak
let alone v. karışmamak
live alone v. yalnız yaşamak
let alone v. rahat bırakmak
be all alone v. yapayalnız olmak
leave something/somebody alone v. kendi haline terketmek
leave something/somebody alone v. kendi haline bırakmak
come to power alone v. tek başına iktidar olmak
leave someone alone v. yalnız bırakmak
be alone v. yalnız kalmak
let someone alone v. yalnız bırakmak
stand alone v. yalnız kalmak
be alone v. tek başına olmak
act alone v. yalnız hareket etmek
be alone together v. başbaşa kalmak
be alone with v. başbaşa kalmak
be alone v. yalnız olmak
go out alone v. yalnız dışarı çıkmak
sleep alone v. yalnız uyumak
let alone someone v. sözünü etmemek
let alone someone v. dikkate almamak
let alone someone v. hesaba katmamak
leave somebody alone v. birisini yalnız bırakmak
leave somebody alone v. birisini rahat bırakmak
travel alone v. yalnız seyahat etmek
travel alone v. tek başına gezmek
travel alone v. tek başına seyahat etmek
reconcile oneself to living alone v. kendini yalnız yaşamaya alıştırmak
feel alone v. kendini yalnız hissetmek
live alone v. tek başına yaşamak
be all/completely alone (in the world) v. kimi kimsesi olmamak
walk home alone v. eve tek başına yürümek
be alone at home v. evde yalnız olmak
be home alone v. evde yalnız olmak
walk alone at night v. gece yalnız yürümek
work alone v. yalnız çalışmak
be left alone v. tek başına kalmak
be left alone v. yapayalnız kalmak
leave alone v. uzak durmak
let alone v. yalnız bırakmak
let alone v. bahsetmemek
let alone v. artık düşünmemek
let alone v. hakkında konuşmamak
let alone v. göz önünde bulundurmamak
let alone v. gündeminden çıkarmak
be left alone v. yalnız kalmak
stand alone v. en iyisi olmak
stand alone v. kendi kendini idare etmek
stand alone v. tek başına ayakta kalmak
stand alone v. (diğerlerinden) ayrı durmak
stand alone v. tek başına durmak
stand alone v. diğerlerinin arasında sivrilmek
stand alone v. yalnız başına devam etmek
stand alone v. kendine yetmek
stand alone v. bağımsız durmak
all alone adj. yapayalnız
all alone adj. kimsesiz
stand-alone adj. özerk
stand-alone adj. tekil
all alone adv. kimsenin yardımı olmaksızın
let alone adv. bir yana
all alone adv. kendi kendisine
all alone adv. bir başına
water-alone adv. sadece suyla
let alone adv. bir yana bırak
leave me alone! interj. beni rahat bırak!
Phrases
alone at home adj. evde yalnız
let alone expr. şöyle dursun
honesty, let alone honor, was not in him expr. şeref şöyle dursun
with that courtesy which is his alone expr. kendine özgü nitelikle
let alone expr. çok az
let alone expr. çok az bir yana
let alone expr. bırak
let alone expr. şöyle dursun!
for that reason alone expr. sadece bu nedenle bile
for that reason alone expr. sırf bu yüzden
for that reason alone expr. sırf bu sebeple
for that reason alone expr. sırf bu nedenle
forever alone expr. sonsuza dek yalnız
let alone expr. kaldı ki
you will never walk alone expr. asla yalnız yürümeyeceksin
let alone do something expr. yapmak şöyle dursun
alone in the dark expr. karanlıkta yalnız başına
alone in the dark expr. karanlıkta tek başına
alone and unhappy expr. yalnız ve mutsuz
alone at home expr. evde yalnız başına
leave it alone expr. oluruna bırak
troubles never come alone expr. sorunlar üst üste gelir
trouble never comes alone expr. sorunlar üst üste gelir
trouble never comes alone expr. aksilikler üst üste gelir
troubles never come alone expr. aksilikler üst üste gelir
eo ipso (by that fact alone) expr. sadece bu gerçek nedeniyle
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone expr. gülersen bütün dünya seninle birlikte güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
let alone someone or something expr. bırak birini/bir şeyi
let alone someone or something expr. biri/bir şey bir yana
let alone someone or something expr. biri/bir şey şöyle dursun
Proverb
laugh and the world laughs with you, weep and you weep alone iyi günde herkes yanında olur, ama kötü günde yanında kimse kalmaz
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın
man cannot live by bread alone insan sadece ekmekle yaşayamaz
he travels fastest who travels alone insan tek başına olursa daha çok yol alır
man cannot live by bread alone yalnız ekmekle yaşanmaz
man does not live by bread alone hayat sadece yemekten ibaret değildir
man cannot live by bread alone hayat sadece yemekten ibaret değildir
man cannot live by bread alone insan sadece ekmekle yaşamaz
man does not live by bread alone insan sadece ekmekle yaşamaz
man does not live by bread alone yalnız ekmekle yaşanmaz
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gülersen herkes seninle güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
your mother alone will wail on you ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar
he travels (the) fastest who travels alone insan tek başına olursa daha çok yol alır
laugh and the (whole) world laughs with you(; weep and you weep alone) gülersen herkes seninle güler(, ağlarsan yalnız ağlarsın)
laugh and the (whole) world laughs with you(; weep and you weep alone) gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün(, ağlarsan, yalnız ağlarsın)
laugh and the (whole) world laughs with you(; weep and you weep alone) gülersen bütün dünya seninle birlikte güler(, ağlarsan yalnız ağlarsın)
laugh and the (whole) world laughs with you(; weep and you weep alone) iyi günde herkes yanında olur(, ama kötü günde yanında kimse kalmaz)
misfortunes never come alone insanın bir kere ters gitmeye görsün işi muhallebi yerken kırılır dişi
misfortunes never come alone aksilikler üst üste gelir
smile and the (whole) world smiles with you(;cry and you cry alone) gülersen herkes seninle güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
smile and the (whole) world smiles with you(;cry and you cry alone) gülersen bütün dünya seninle birlikte güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
smile and the (whole) world smiles with you(;cry and you cry alone) gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın
smile and the (whole) world smiles with you(;cry and you cry alone) iyi günde herkes yanındadır, kötü günde yalnız kalırsın
Colloquial
let alone n. bırak onu
an old lady living alone n. tek başına yaşayan yaşlı bir kadın
leave well alone v. ilişmemek
let well alone v. kendini uzak tutmak
leave well alone v. rahat bırakmak
let well alone v. bir şeye karışmamak
leave well alone v. kendini uzak tutmak
let well alone v. fazla kurcalamamak
leave well alone v. fazla kurcalamamak
let well alone v. ilişmemek
leave well alone v. bir şeye karışmamak
let well alone v. rahat bırakmak
leave someone alone at the cave v. birisini mağarada yalnız bırakmak
home-alone adj. evde yalnız bırakılmış (çocuk)
let him alone expr. bırak işine karışma
let alone expr. şöyle dursun