chancing - Turco Inglés Diccionario

chancing

chancing — Definition

Significado:
şans, ihtimal, fırsat
Pronunciación (IPA):
(AmE /tʃæns/ – BrE /tʃɑːns/)
Categoría gramatical:
İsim: chance (chances); Fiil: chance (chances – chanced – chancing)
Sinónimo:
possibility, opportunity
Antónimos:
certainty, impossibility

Significados de "chancing" en diccionario turco inglés : 40 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
chance n. ihtimal
What are my chances of getting the job?
İşi alma ihtimalim nedir?

More Sentences
chance n. şans
Leaving nothing to chance, she double-checked the list.
İşi şansa bırakmamak için listeyi tekrar kontrol etti.

More Sentences
chance n. fırsat
I never got the chance to say goodbye.
Hoşça kal deme fırsatı bulamadım.

More Sentences
chance n. olanak
General
chance n. risk
Tom is taking a big chance.
Tom büyük bir risk alıyor.

More Sentences
chance n. fırsat
I never got the chance to say goodbye.
Hoşça kal deme fırsatı bulamadım.

More Sentences
chance n. şans
Leaving nothing to chance, she double-checked the list.
İşi şansa bırakmamak için listeyi tekrar kontrol etti.

More Sentences
chance n. kısmet
Here's my chance.
İşte benim kısmetim.

More Sentences
chance n. imkan
Internet marketing really offers a good chance of earning real money online.
İnternet pazarlaması, çevrimiçi olarak gerçek para kazanma konusunda gerçekten iyi bir imkan sunuyor.

More Sentences
chance n. tesadüf
Evolutionists base their scenarios on natural effects and chance.
Evrimciler senaryolarını doğal etkilere ve tesadüflere dayandırırlar.

More Sentences
chance n. olasılık
The first is to limit the chance of infection.
Birincisi enfeksiyon olasılığını sınırlamak.

More Sentences
chance v. göze almak
Can you take that chance?
Bu riski göze alabilir misin?

More Sentences
chance v. denemek
She decided not to chance her luck in traffic and took the subway.
Şansını trafikte denemek istemeyip metroya bindi.

More Sentences
chance v. tesadüfen olmak
He chanced to be out when they called back.
Geri aradıklarında tesadüfen dışarıdaymış.

More Sentences
chance adj. tesadüfi
A chance encounter at the library led to his first relationship.
Kütüphanedeki tesadüfi bir karşılaşma onun ilk ilişkisine vesile oldu.

More Sentences
chance n. kader
chance n. talih
chance n. rastlantı
chance n. kolpo (bilardo)
chance n. riziko
chance n. baht
chance n. tesadüfi olay
chance n. kaza
chance n. çekiliş
chance n. piyango bileti
chance n. erişim
chance v. riske girmek
chance v. kaderinde olmak
chance v. olacağı tutmak
chance adj. şans eseri olan
Forestry
chance n. ağaç kesme için uygun orman alanı
chance n. ağaç kesme operasyonunu yürüten birim
Sport
chance n. (krikette) saha oyuncusunun elde ettiği vurucuyu dışarı atma fırsatı
Baseball
chance n. (beysbolda) oynama sırası
chance n. (beysbolda) sayı yapma şansı
Archaic
chance n. aksilik
chance n. talihsizlik
chance n. facia
chance adv. şans eseri
chance adv. tesadüfen

Significados de "chancing" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
by chance adv. tesadüfen
by chance adv. gelişigüzel
by chance adv. kazara
General
chance event n. tesadüfi olay
dog's chance n. eşek şansı
chance of marriage for somebody n. kısmet
off chance n. bir ihtimal
game of chance n. kumar oyunu
a bare chance n. zayıf bir ihtimal
chance variable n. rastlantı değişkeni
game of chance n. şans oyunu
good chance n. büyük olasılık
a remote chance n. uzak bir ihtimal
fair chance n. eşit şans
chance meeting n. tesadüf
a remote chance n. ufak bir olasılık
the main chance n. kişisel çıkar
chance failure n. arızi yetersizlik
the main chance n. menfaat
off chance n. zayıf bir ihtimal
a fighting chance n. başarı şansı
a fair chance n. başarı şansı
a matter of chance n. şans işi
a slim chance n. bütün engellere rağmen
a slim chance n. az şans
games of chance n. şans oyunları
buckley's chance n. nerdeyse sıfır şans
second chance n. ikinci şans
fair chance n. geniş olanak
new chance n. yeni bir başlangıç
new chance n. temiz bir sayfa
last chance n. son şans
slender chance n. zayıf ihtimal
minimal chance n. zayıf ihtimal
slim chance n. zayıf ihtimal
slight chance n. zayıf ihtimal
bare chance n. zayıf ihtimal
million-to-one chance n. milyonda bir şans
a slim chance n. uzak ihtimal
fat chance n. uzak ihtimal
a poor chance n. zayıf ihtimal
little chance n. düşük ihtimal
slender chance n. düşük ihtimal
slight chance n. düşük ihtimal
slight chance n. uzak ihtimal
the merest chance n. uzak ihtimal
the merest chance n. düşük ihtimal
minimal chance n. küçük şans
slim chance n. düşük ihtimal
low chance n. düşük ihtimal
little chance n. uzak ihtimal
slight chance n. küçük şans
minimal chance n. uzak ihtimal
slim chance n. uzak ihtimal
minimal chance n. düşük ihtimal
little chance n. küçük şans
the merest chance n. küçük şans
slim chance n. küçük şans
slender chance n. uzak ihtimal
slender chance n. küçük şans
chance games n. şans oyunları
chance ball n. şans topu
chance of a lifetime n. hayatının fırsatı/şansı
chance cause n. tesadüfi neden
a slight chance n. az şans
a slight chance n. yok denecek kadar az şans
even chance n. eşit şans
the chance of an asteroid hitting the earth n. bir asteroitin dünya'ya çarpma olasılığı
a counterattack chance n. bir karşı atak şansı
chance of success n. başarı şansı
pure chance n. salt şans
chance of a lifetime n. hayatının fırsatı
chance remark n. laf arasında söylenen fakat duyan kişi üzerinde beklenmeyen etki yapan bir söz
chance interpreter n. iki dilde de yeterli olup gönüllü tercumanlık yapan alaylı kimse
double chance n. çifte şans
double chance n. çift şans
chance to use n. kullanım şansı
chance to use n. kullanım imkanı
chance to use n. kullanım olanağı
chance of finding n. bulma şansı
chance-medley n. tesadüf
chance-medley n. rastgele ve gelişigüzel eylem
chance [dialect] n. büyük miktar, sayı veya mesafe
chance [dialect] n. örnek
chance-medley n. beklenmedik olay
chance [dialect] n. örneklem
even chance n. tahmin edilemeyen olay
last chance saloon n. ahlaksız ve rezil kimselerin uğrak yeri olan mekan
last chance saloon n. başarmak için son çare olduğu düşünülen durum
main chance n. bir kimsenin karşısına çıkan en büyük fırsat
main chance [obsolete] n. bir kimsenin hayattaki esas çıkarı
main chance [obsolete] n. geçim
main chance [obsolete] n. kişisel çıkar
happy chance n. beklenmedik talih
mum-chance n. kartlarla sessizce oynanan bir risk oyunu
mum-chance n. sessiz ve aptal kimse
fighting chance n. mücadele verilmesi halinde mevcut olan kazanma ihtimali
chance meeting n. tesadüfen karşılaşma
take the chance v. riske girmek
take a chance v. rizikoyu göze almak
chance upon v. tesadüfen bulmak
meet by chance v. rastlamak
muff a chance v. fırsat kaçırmak
take a chance v. kendini riske atmak
meet by chance v. tesadüf etmek
chance on v. tesadüfen karşılaşmak
give chance v. şans vermek
take one's chance v. şansını denemek
meet by chance v. rast gelmek
have a chance v. şansı olmak
chance upon v. tesadüf etmek
have a dog's chance v. eşek şansı olmak
give chance v. imkan sağlamak
give no chance to recover v. göz açtırmamak
not to have a dog's chance v. hiç şansı olmamak
take a chance v. riske girmek
give (someone) a chance (to do something) v. meydan vermek
chance on v. tesadüf etmek
give chance v. fırsat tanımak
muff a chance v. fırsat tepmek
take a chance on v. riskli bile olsa birşeyi denemek
meet by chance v. rastlaşmak
take a chance on v. şans tanımak
give a chance v. fırsat tanımak
chance on v. rastlamak
have an eye on the main chance v. fırsat kollamak
give chance v. fırsat vermek
take a chance v. denemek
have an eye for the main chance v. fırsat kollamak
give a chance v. fırsat sunmak
chance on v. tesadüfen bulmak
take a chance v. riski göze almak
take the chance v. göze almak
chance upon v. rastlamak
take a chance on someone v. birisine şans vermek
give (someone) no chance do anything else v. göz açtırmamak
give no chance or respite v. göz açtırmamak
give (someone) a chance do something v. meydana bırakmak
give (someone) a chance (do something) v. meydan vermek
not get a chance to speak v. laf ağzında kalmak
not give (someone) a chance (do something) v. meydan vermemek
provide with a chance v. fırsat tanımak
provide with a chance v. fırsat sunmak
give somebody a chance v. olanak sağlamak
give somebody a chance v. olanak sunmak
give chance v. olanak sağlamak
be in with a chance v. şans bulmak
get a chance v. şans bulmak
have a chance v. şans bulmak
take a chance v. şans yakalamak