doing - Turco Inglés Diccionario

doing

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

doing — Definition

Significado:
yapma, davranış
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈduːɪŋ/ – BrE /ˈduːɪŋ/)
Categoría gramatical:
İsim: doing (doings)
Sinónimo:
action
Antónimos:
inaction

Significados de "doing" en diccionario turco inglés : 15 resultado(s)

Inglés Turco
General
doing n. yapma
I would like to ask that this be noted and consideration given to the possibility of doing something about this.
Bunun not edilmesini ve bu konuda bir şeyler yapma olasılığının dikkate alınmasını rica ediyorum.

More Sentences
doing n.
What does concern me is the political aspect.
Beni endişelendiren şey işin siyasi boyutu.

More Sentences
doing n. etme
What about us though? Are we doing enough?
Peki ya biz? Yeterince çaba sarf ediyor muyuz?

More Sentences
doing n. zımbırtı
doing n. yapılan iş
doing n. faaliyet
doing n. meydana getirme
doing n. şey
doing n. icra
doing n. birisinin yaptığı iş
doing n. sıkı çalışma
doing n. sosyal faaliyetler
doing n. sosyal aktiviteler
doing interj. sert yüzeye çarpıp zıplama sesi
doing N. davranış

Significados de "doing" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
persons doing agricultural activity n. tarımsal faaliyette bulunanlar
doing away with n. tasfiye
well-doing n. iyi gitme
learning by doing n. yaparak öğrenme
easy way of doing something n. bir işi yapmanın kolay yolu
doing someone's impression n. birinin taklidini yapma
depose to doing something v. ifade vermek
be occupied with doing v. meşgul olmak
railroad into doing v. zorlamak
be somebody's doing v. başının altından çıkmak
be incapable of doing something v. aciz olmak
have scruples about doing something v. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek
be occupied with doing v. uğraşmak
make a practice of doing something v. bir şeyi adet edinmek
keep someone from doing something v. birini bir şey yapmaktan alıkoymak
feel like doing v. canı yapmak istemek
take the liberty of doing something v. izin istemeden bir şeyi yapmak
jib at doing v. direnmek
bludgeon someone into doing something v. birini bir şey yapmaya zorlamak
be sticky about doing something v. isteksiz olmak
argue somebody in doing something v. razı etmek
be worth doing something v. değmek
be occupied in doing v. uğraşmak
incapable of doing something v. aciz kalmak
railroad into doing v. mecbur etmek
depose to doing something v. tanıklık etmek
have no business doing something v. birinin bir şey yapmaya hakkı olmamak
do what one feel likes doing v. kendi havasında olmak
give up doing v. elini çekmek
be incapable of doing something v. acze düşmek
cajole somebody in doing something v. razı etmek
be bent on doing something v. bir şeyi yapmaya azmetmek
start doing v. el atmak
doing well v. iyi kazanmak
doing well v. iyi gitmek
doing well v. iyi dinlenmiş olmak
doing well v. iyi olmak
doing well v. becermek
have difficulty in doing something v. bir şeyi yapmakta zorluk yaşamak
fail (at doing something) v. çuvallamak
put one's heart and soul in doing something v. canla başla çalışmak
persist in doing the opposite v. zıt gitmek
give up the idea of (doing something) v. vazcaymak
ask how someone is doing v. halini hatırını sormak
have the prerogative of doing something v. bir şey yapma ayrıcalığı olmak
start doing something v. işe el atmak
start doing something v. işe elatmak
be bent on doing something v. bir şey yapmayı kafaya takmak
press-gang somebody into doing something v. zorlamak
be on the point of doing v. yapmak üzere olmak
have the honour of doing something v. şerefine erişmek
set one's mind on doing something v. kafaya koymak
set one's mind on doing something v. kafasına koymak
look forward to doing v. yapmayı dört gözle beklemek
prevent someone from doing her/his job v. işini yapmasına engel olmak
look forward to (doing something) v. (bir şeyi) iple çekmek
prevent someone from doing her/his job v. işinden alıkoymak
keep on doing v. yapmaya devam etmek
argue someone into doing something v. birini bir şey yapmaya ikna etmek
think before doing something v. tartıp biçmek
blackmail someone into doing something v. birisine şantaj yapmak
take pleasure in doing something v. -den keyif almak
take pleasure in doing something v. (bir şeyi) yapmaktan keyif almak
be intent on doing something v. bir şeyi yapmaya kafayı takmak
torment someone into doing something v. birisine zorla/zor kullanarak bir şey yaptırmak
begin by doing something v. bir şey yaparak başlamak
talk someone out of doing something v. birisini bir şeyi yapmaması konusunda ikna etmek
hold off from doing something v. bir şeyi yapmaktan çekinmek
aid someone in doing something v. birisine bir şeyde yardım etmek
go a long way toward doing something v. çok yararlı olmak
become accustomed to doing something v. bir şeyi yapamaya alışmak
set about doing something v. bir şeyi yapmaya girişmek
go a long way in doing something v. çok yararlı olmak
grow accustomed to doing something v. bir şeyi yapamaya alışmak
go a long way toward doing something v. bir şeye çok katkıda bulunmak
set about doing something v. bir şeye girişmek
hold off from doing something v. bir şeyi yapmayı ertelemek
be accustomed to doing something v. bir şeyi yapmaya alışmak
be intent on doing something v. bir şeyi yapmaya kararlı olmak
talk someone out of doing something v. birisini (kararında vb) vazgeçirmek
have something doing v. yapacak işleri olmak
tease someone into doing something v. birine tatlı sözlerle veya yoğun ısrarla ve sıkboğaz ederek bir işi yaptırmak
embarrass someone into doing something v. birine bir şeyi yaptırmak için onu utandırmak
embarrass someone into doing something v. birini mahcup ederek ona bir şeyi yaptırmak
pretend to be busy doing something else v. başka bir işle meşgulmüş gibi davranmak
wind up by doing something v. bir şey yaparak bitirmek/sonuçlandırmak
end up by doing something v. bir şey yaparak bitirmek/sonuçlandırmak
give up the idea of (doing something) v. bir şeyi yapma fikrinden vazgeçmek
pretend to be doing something v. yapar gibi görünmek
be used to doing something v. bir şey yapmaya alışık olmak
get used to doing something v. bir şeyi yapmaya alışmak
be forced into doing something v. bir şey yapmaya zorlanmak
be forced into doing something v. bir şey yapmak zorunda kalmak
accuse somebody (of doing something) v. ithamda bulunmak
cannot help doing v. engel olamamak
be doing the legwork for someone v. birinin ayak işlerini yapmak
begin by doing v. (bir şey) yaparak başlamak
make the mistake of doing something v. bir şey yaparken hata yapmak
averse to doing adj. yapmaktan çekinen
averse to doing adj. yapmak istemeyen
up and doing adj. faal
up and doing adj. meşgul
worth doing adj. yapılmaya değer
committed to doing adj. yapmaya kendini adamış
by doing that adv. bunu yapmak suretiyle
far from doing this adv. bir yana
far from doing so adv. şöyle dursun
far from doing this adv. bunu yapmak şöyle dursun
by doing so adv. bunu yaparak
after doing adv. yaptıktan sonra
by doing so adv. böyle yapmakla
by doing this adv. böyle yapmakla
nothing doing! interj. yağma yok
Phrasals
aid someone in doing something v. birisine yardım etmek
catch someone doing something v. birini bir şey yaparken/iş üzerinde yakalamak
incite someone into doing something v. birini (bir şey yapması için) kışkırtmak
sucker somebody into something/into doing something v. (birini birşey yapması için) kandırmak
torment someone into doing something v. bir şeyi birine zorla/tehdit ile yaptırmak
accuse somebody of doing something v. birini bir şeyi yapmakla suçlamak
accuse somebody of doing something v. birini bir şey yapmakla suçlamak
put off doing something v. bir şeyi yapmayı ertelemek
beat someone into (doing) something v. (birine bir şeyi) kaba kuvvetle yaptırmak
beat someone into (doing) something v. (birini bir şey) yapmaya zorlamak
beat someone into (doing) something v. (birine bir şeyi) zorla yaptırmak
beat someone into (doing) something v. (birine bir şeyi) döve döve yaptırmak
beat someone into (doing) something v. (birine bir şeyi) tehditle yaptırmak
beguile (someone) into (doing something) v. (birini bir şey) yapması için ayartmak
beguile (someone) into (doing something) v. (birine bir şey) yaptırmak için her türlü çareye başvurmak
beguile (someone) into (doing something) v. (birini bir şey) yapmaya ikna etmek
beguile (someone) into (doing something) v. (birini bir şey) yapması için kandırmak
beguile (someone) into (doing something) v. allem etmek kallem etmek
burst out doing something v. birdenbire/aniden (bir şey) yapmaya başlamak
continue by doing something v. bir sonraki adıma geçerek (bir şeyi yapmaya) devam etmek
repay (one) by (doing something) v. (bir şey yaparak) ödeşmek/karşılığını ödetmek
continue by (doing something) v. (başka bir şeyi yaparak) devam etmek
satisfy (someone, something, or oneself) by (doing something) v. (bir şeyi yapmak) birinin hoşuna gitmek/birini hoşnut etmek
oblige (one) by (doing something) v. (biri) için (bir şey yapma) iyiliğini göstermek
gain (something) by (doing something) v. (bir şey) yapmanın yararını görmek
satisfy (someone, something, or oneself) by (doing something) v. (bir şeyi yaparak) inandırmak/ikna etmek
oblige (one) by (doing something) v. (birinin) isteğini/ricasını yerine getirmek
continue by (doing something) v. bir sonraki adıma geçerek (bir şeyi yapmaya) devam etmek
continue by (doing something) v. diğerine geçmek
repay (one) by (doing something) v. cezasını (bir şey yaparak) vermek
oblige (one) by (doing something) v. (birine bir şey yapma) lütfunda bulunmak
repay (one) by (doing something) v. (bir şey yaparak) ödeşmek
repay (one) by (doing something) v. karşılığında (bir şey) yapmak/(birine bir şeyi) layık görmek
oblige (one) by (doing something) v. (birine) iyilik/yardım etmek
repay (one) by (doing something) v. (bir şey yaparak) karşılığını ödemek/vermek
satisfy (someone, something, or oneself) by (doing something) v. (bir şeyi yaparak) bir zorunluluğu yerine getirmek/koşulları sağlamak
oblige (one) by (doing something) v. (birine bir şey) lütfetmek