walking - Turco Inglés Diccionario

walking

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

walking — Definition

Significado:
yürüyüş, yürüyen
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈwɔːkɪŋ/ – BrE /ˈwɔːkɪŋ/)
Categoría gramatical:
İsim/Sıfat
Sinónimo:
ambulation
Antónimos:
running, inactivity

Significados de "walking" en diccionario turco inglés : 15 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
walking n. yürüyüş
She is three times walking champion.
Üç kez yürüyüş şampiyonu oldu.

More Sentences
walking n. yürüme
Tom took his time walking home.
Tom eve yürümekte acele etmedi.

More Sentences
walking adj. yürüyen
General
walking n. yürüme
Tom took his time walking home.
Tom eve yürümekte acele etmedi.

More Sentences
Sport
walking n. yürüyüş
She is three times walking champion.
Üç kez yürüyüş şampiyonu oldu.

More Sentences
General
walking n. yürüyüş (tarzı)
walking n. gezme
walking n. döşeme
walking n. asa
walking adj. yürüyen
walking adj. ayaklı
walking adj. canlı
walking adv. yayan
Technical
walking adj. ileri geri hareket edebilen
Basketball
walking n. steps yapma

Significados de "walking" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
walking stick n. baston
by walking adv. yürüyerek
by walking adv. yayan
General
walking lame n. topallama
walking papers n. aforozname
walking gentleman n. figüran
walking tour n. genellikle birkaç gün süren ve yürüyüşle geçen tatil
tightrope walking n. ip üzerinde yürüme (sirk)
walking library n. ayaklı kütüphane
walking tour n. yürüyüş turu
walking encyclopaedia n. ayaklı kütüphane
walking distance n. yürüme mesafesi
tightrope walking n. ipte yürüme (sirk)
walking distance n. yürüyüş mesafesi
walking dictionary n. canlı sözlük
walking staff n. baston
walking shoe n. yürüyüş ayakkabısı
walking speed n. yürüme hızı
walking dictionary n. ayaklı sözlük
walking-track n. yürüyüş parkuru
walking-sticks n. baston
walking part n. hareketli kısım
street walking n. bir fahişenin fuhuş maksadıyla geceleri sokaklarda dolaşması
walking platform n. yürüme platformu
walking on air n. mutluluk
walking on air n. büyük mutluluk
walking boots n. tırmanma botu
walking boots n. yürüyüş botu
night walking n. gece yürüyüşü
wooden walking stick n. tahta baston
walking trail n. yürüyüş yolu
walking track n. yürüyüş parkuru
walking dead n. zombi
walking dead n. aylak
walking dead n. yürüyen ölü
brisk walking n. tempolu yürüyüş
walking plane n. yürüyen uçak
walking club n. yürüyüş kulübü
mall walking n. alışveriş merkezi ve civarında egzersiz amaçlı yürüme aktivitesi
manner of walking n. yürüyüş şekli
walking bipedally n. iki ayak üzerinde yürüme
fell-walking [uk] n. tepelik bölgelerde koşu yapan kimse
fell-walking [uk] n. bayır koşucusu
power walking n. bir çeşit kardiyopulmoner egzersiz
disability of walking n. yürümeyi engelleyen sakatlık
start walking v. ayaklanmak
take out walking v. gezdirmek
walking about v. dolanmak
keep on walking v. yürümeye devam etmek
continue walking v. yürümeye devam etmek
keep on walking v. yürümeye devam etmek
walking disabled adj. yürüme engelli
walking disabled adj. yürüme özürlü
within walking distance adv. yürüme mesafesinde
within walking distance adv. yürüyüş mesafesinde
at walking pace adv. yürüyüş hızıyla
Colloquial
keep walking expr. yürümeye devam et
walking under a ladder brings bad luck expr. merdivenin altından geçmek uğursuzluk getirir
like walking a tightrope expr. ince ip üstünde yürümek gibi
someone is walking over (one's) grave expr. (birinin) içi ürperdi
someone is walking over (one's) grave expr. (birini) şeytan dürttü
someone is walking over (one's) grave expr. (birine) bir titreme geldi
Idioms
walking-papers n. işten çıkarılma kağıdı
walking dead n. yaşayan ölü
a walking n. insan şekline bürünmüş/insan şeklinde (bir şey)
a walking (something) n. canlı (bir şey)
a walking encyclopedia n. canlı ansiklopedi
a walking (something) n. insan şekline bürünmüş (bir şey)
a walking (something) n. yürüyen (bir şey)
a walking encyclopedia n. insan şekline bürünmüş ansiklopedi
a walking (something) n. bir şeyin canlı örneği
a walking encyclopedia n. yürüyen ansiklopedi
a walking n. bir şeyin canlı örneği
a walking (something) n. ayaklı (bir şey)
a walking n. yürüyen (bir şey)
a walking n. ayaklı (bir şey)
a walking encyclopedia n. ayaklı ansiklopedi
walking dandruff n. bir çeşit akar hastalığı (köpek ve kedilerde)
a walking thesaurus n. ayaklı sözlük
a walking disaster n. yürüyen felaket
a walking encyclopedia n. canlı ansiklopedi
a walking encyclopedia n. yürüyen ansiklopedi
a walking encyclopedia n. ayaklı ansiklopedi
a walking disaster n. ayaklı felaket
a walking dictionary n. ayaklı sözlük
a walking disaster n. ayaklı bela
a walking thesaurus n. canlı sözlük
a walking dictionary n. yürüyen sözlük
a walking thesaurus n. yürüyen sözlük
a walking dictionary n. canlı sözlük
one's walking papers n. işten çıkış kağıdı/evrakları
one's walking papers n. işten çıkışı
walking on eggs n. ayağını denk alma
walking on eggs n. dikkatli olma
walking on eggs n. dikkat etme
walking on eggs n. temkinli davranma
give (an employee) his walking papers v. tezkeresini eline vermek
get one's walking papers v. işten atılmak
get one's walking papers v. yol verilmek
give somebody their walking papers v. birisini işten çıkarmak
give somebody their walking papers v. birisinin işine son vermek
be walking on air v. çok sevinmek
be walking on air v. sevinçten havaya uçmak
be walking on air v. sevinçten uçmak
be walking on air v. çok mutlu olmak
be walking on air v. sevinçten bulutların üzerinde gezmek
get one’s walking papers v. işten çıkarılmak
be (walking) on thin ice v. büyük risk altında olmak
be (walking) on thin ice v. tehlikeli sularda yüzmek
be (walking) on thin ice v. riskli bir iş yapmak
be (walking) on thin ice v. tehlike altında olmak
be (walking) on thin ice v. ince buz üzerinde yürümek
be walking on eggshells v. hareketlerine çok dikkat etmek
be walking on eggshells v. ağzından çıkana dikkat etmek
be walking on eggshells v. iki kere düşünüp konuşmak
be walking a tightrope v. temkinli hareket etmek
be walking a tightrope v. bıçak sırtında olmak
be walking a tightrope v. ince bir çizgide olmak
be walking on eggshells v. ağzından çıkana dikkat etmek
be walking on eggshells v. ayağını denk almak
be walking on eggshells v. iki kere düşünüp konuşmak
be walking on eggshells v. (birini kırmamak/bir durumu bozmamak için) çok dikkatli olmak
be walking a tightrope v. ip üstünde yürümek
be walking on eggshells v. hareketlerine çok dikkat etmek
be walking a tightrope v. ince ip üstünde yürümek
be walking on eggshells v. ince buz üzerinde yürümek
be walking on eggshells v. (birini kırmamak/bir durumu bozmamak) için diken üstünde olmak
be walking on eggshells v. çok temkinli/nazik olmak
give (one) (one's) walking papers v. (birine) yol vermek
give (one) (one's) walking papers v. (birini) işten kovmak
give (one) (one's) walking papers v. (birini) kapının önüne koymak
give (one) (one's) walking papers v. (birini) kovmak
give someone their walking papers v. birine yol vermek
give someone their walking papers v. birini kapının önüne koymak
give someone their walking papers v. birini işten çıkarmak
give someone their walking papers v. birinin işine son vermek
as trees walking adv. belirsiz bir şekilde
as trees walking adv. net bir tanım olmaksızın
as trees walking adv. net bir çerçeve çizilmeden
like walking in the park expr. çok kolay
like walking in the park expr. tereyağından kıl çeker gibi
dead man walking expr. ölümüne ramak kalmış kimse
dead man walking expr. bir işi sıçıp batırmış kişi
dead man walking expr. başı belada olan kimse
dead man walking expr. eceli gelmiş kişi
dead man walking expr. ölüm kapıya dayanmış kişi
dead man walking [us/south africa] expr. idam edilmek üzere infaz alanına yürüyen erkek mahkum
dead man walking [us/south africa] expr. ölü adam yürüyor
dead man walking expr. ölmüş de haberi yok
within walking distance (of someone or something) expr. (birine/bir şeye) yürüyerek gidilebilecek mesafede