yerde - Turco Inglés Diccionario

yerde

Significados de "yerde" en diccionario inglés turco : 4 resultado(s)

Turco Inglés
General
yerde on the ground adv.
All those satellites would be linked to a network of control stations on the ground.
Tüm bu uydular yerdeki kontrol istasyonlarından oluşan bir ağa bağlanacaktır.

More Sentences
yerde underfoot adv.
Aeronautic
yerde downstairs adv.
Latin
yerde loc (loco) abrev.

Significados de "yerde" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
(bir yerde) sakin occupant n.
bir yerde oturan/sakin resident n.
General
her yerde hazır olma ubiquitousness n.
yasak yerde avlanan kişi poacher n.
başka yerde iskan relocation n.
bekleme (uçak otobüs gemi veya trenle yolculuk ederken bir yerde) layover n.
kendini rahat hisseden (bir yerde) at home in n.
terkedilip sokakta veya başka bir yerde bulunan bebek foundling n.
ikamet etme (bir yerde) abode n.
anız (biçilmiş ekinin yerde kalan sapları) stubble n.
ataları eski çağlardan beri belirli bir yerde yaşamış olanlar aborigines n.
bulunmama (bulunması gereken yerde) absence n.
her yerde bulunma immanence n.
ara yerde betweenness n.
aynı zamanda birçok yerde mevcut olma ubiquity n.
sakin (bir yerde ikamet eden) inmate n.
kalma (bir yerde) sojourn n.
çok uzun bir eteğin yerde sürünen kısmı train n.
durduk yerde ex nihilo n.
her yerde the world over n.
özellikle tipi nedeniyle havada ve yerde kardan başka hiçbir şey görememe hali white out n.
her yerde birden bulunma omnipresence n.
verimsiz yerde petrol veren kuyu wildcat n.
kiracı olma (bir yerde) tenancy n.
oturan kimse (bir yerde) inhabitant n.
rüzgar tarafından karın bir yerde yığın oluşturması snowdrift n.
suç anında başka yerde olduğu iddiası alibi n.
yolculuğu kesip bir yerde geçici olarak kalma stopover n.
görevli bulunduğu yerde oturmayan (kimse) nonresident n.
başka yerde yenilmek üzere sıcak yemekleri paketlenmiş olarak satan dükkan takeaway n.
tibet'te bir yerde olduğu varsayılan hayali yeryüzü cenneti shangri la n.
suç mahallinden başka yerde alibi n.
aynı anda her yerde bulunma ubiquity n.
kayalık yerde bulunan bahçe rock garden n.
bir yerde oturan kimse calm n.
oyunda yerde toplanan kağıtlar trick n.
her yerde bulunma omnipresence n.
asayişi sağlama (karışıklıklara sahne olan bir yerde) pacification of n.
bağlandığı yerde aşağı yukarı inip çıkan düğüm slipknot n.
bir yerde yerleşmişlik sedentariness n.
aynı anda iki yerde birden olma bilocation n.
her yerde bulunma immanency n.
beşi bir yerde five pieces of gold n.
kadın sakin (bir yerde ikamet eden) inhabitress n.
suç işlendiğinde başka yerde olduğunu kanıtlama alibi n.
bir yerde oturan resident n.
bir yerde yapılan oturma eylemi (protesto amacıyla) sit-in n.
bir yerde oturan kimse habitant n.
bir yerde oturan kimse occupant n.
petrol bölgesi olarak bilinmeyen bir yerde petrol arayan wildcatter n.
daha önce aranmamış bir yerde petrol/maden arayan wildcatter n.
yüksek rakımlı bir yerde bulunan ev eyrie n.
yüksek rakımlı bir yerde bulunan ev aerie n.
yüksek rakımlı bir yerde bulunan ev aery n.
yüksek rakımlı bir yerde bulunan ev eyry n.
olunan zaman veya mekandan farklı bir zamanı ve mekanı işleyen bir eser karşısında anlatılan yerde veya zamanda olunmadığının bilinmesine rağmen okurun istemli bir şekilde kendisini orada ve o anda imiş gibi hissederek eseri anlamaya çalışması the willing suspension of disbelief n.
atın dresajda olduğu yerde tırıs adım kararında hareket etmesi piaffe n.
gizli yerde saklanan şey cache n.
görevli bulunduğu yerde oturmayan (kimse) non-resident n.
her yerde var olma ubiquitous presence n.
aynı anda birçok yerde olma yetisi ubiquity n.
(bir yerde veya zamanda) ölmüş olanların listesi necrology n.
başka yerde yenilmek üzere sıcak yemekleri paketlenmiş olarak satan dükkan take-away n.
bir yerde geçici bir süre kalma tarry n.
herhangi bir ekipmanın başka bir yerde kullanımının yasaklanması cannibalization n.
herhangi bir ekipmanın başka bir yerde kullanımının yasaklanması cannibalisation n.
yüksek rakımlı bir yerde bulunan ev aiery n.
çiftin memleketinden ayrı bir yerde gerçekleştirdikleri düğün destination wedding n.
belirli bir yerde doğmuş veya büyümüş olan erkek için o yerle bağlantılı olarak kullanılan ifade native son n.
belirli bir yerde doğmuş veya büyümüş olan kadın için o yerle bağlantılı olarak kullanılan ifade native daughter n.
bir yerde oturmayan kimse noninhabitant n.
belirli bir yerde ikamet etmeme nonresidence n.
hiçbir yerde olmama nullibiety n.
bir yerde veya yuvada yaşayanlar nest n.
bir yerde oturan kimse tenant n.
her yerde birden bulunma totipresence [obsolete] n.
yerde sürüklenen şey trailer n.
her yerde olma/bulunma ubiquitousness n.
her yerde olma/bulunma ubiquity n.
her yerde birden bulunma ubiquitariness n.
belirli bir yerde olma ubication n.
isa'nın her an her yerde var olduğu inancı ubiquitism n.
aynı anda birden fazla yerde olma ubiquitariness n.
belirli bir yerde olma durumu ubeity n.
her yerde var olma ubiquitariness n.
isa'nın her an her yerde var olduğuna inanan, lüteriyen kilisesi mensubu kimse ubiquitist n.
aynı zamanda her yerde bulunma ubiquitariness n.
bataklıkta/sulak yerde yetişen ot marsh grass n.
her yerde bulunan kimse zelig n.
köpek yetiştirilen yerde çalışan adam kennelman n.
her yerde birden bulunma everywhereness n.
her yerde bulunma everywhereness n.
mizah amacıyla sıkılıkla bir sözü ve ifadeyi yanlış yerde kullanan kimse malapropist n.
mizah amacıyla bir sözü ve ifadeyi yanlış yerde kullanma malaprop n.
bir yerde park halindeyken sabit bir konut olarak da kullanılabilen ve çeşitli hizmetleri sağlayabilen mobil ev manufactured home n.
medeniyetten uzak bir yerde yaşayıp avcılık yaparak hayatta kalan ve genelde kaçak olan kimse marooner n.
kıyıda veya gözden uzak bir yerde birkaç gün süren kısa bir yolculuk şeklindeki parti marooning party n.
bir yerde olma whereabout n.
belirli bir yerde olma durumu whereness n.
(bir yerde) sakin residentiary n.
bir yerde kalıp başka bir yerde yemek yiyen kimse mealer n.
bir yerde ikamet eden kadın inhabitress n.
yerde dikdörtgen oluşturan bir salon dansı adımı kombinasyonu box step n.
yerde dikdörtgen oluşturan bir salon dansı adımı kombinasyonu box n.
uzak veya ücra yerde bulunan dükkan hole-in-the-wall n.
uzak veya ücra yerde bulunan dükkan hole in the wall n.
bir yerde yaşayan aile home n.
yerde uzanma humicubation [obsolete] n.
yanlış yerde yapılan vurgu misemphasis n.
hayvanın yerde kazdığı geçit gallery n.
kışı belirli bir yerde geçirme hyemation n.
kamp alanı yada karavan parkı dışında bir yerde çadır kurma wild camping n.
farklı yerde kullanılmaya başlanan sözcük denizen n.
geçici süreliğine bir yerde kalan kimse denizen n.
geçici olarak bir yerde kalan şey denizen n.
belirli bir süre ile bir yerde kalan kimse denizen n.
dansçıların yerde çizdikleri desen ground plan n.
tanrının her zaman ve her yerde olduğu ilkesi immanency n.
her yerde bulunma immanency n.
(aynı anda) her yerde bulunma omnipresency n.
bir yerde bulunma commoration n.
bir yerde kalma commoration n.
(önceden saint petersburg'un inşa edildiği yerde yaşayan) batı fin halkı üyesi inger n.
sözün bittiği yerde olma hali occhiolism n.
etekleri yerde sürünen kadın draggle-tail n.
(tavanda, çatıda veya yerde) kapak şeklinde kapı drop n.
bir yerde vizesinden uzun kalanları geri getirme görevi picket n.
gömülmeden önce halka açık bir yerde sergilenme lying in state n.
bir yerde yaşayan kimse inhabitor n.
bir yerde endemik olan şey inhabitant n.
belirli bir yerde bulunan kimse inhabitant n.
yerde açılan hapishane işlevli delik pit n.
başkasıyla aynı yerde yaşayan kimse coinhabitant n.
(bir yerde) ikamet etme conversation [obsolete] n.
(bir yerde) yaşam sürdürme conversation [obsolete] n.
bir yerde en yüksek statülü aile ff (first family) n.
başka yerde yaşamak için kendi yerinden göç etme out-migration n.
başka yerde yaşamak için kendi yerinden göç etme outmigration n.
yabancı yerde kısa süreliğine kalma peregrinity [obsolete] n.
bir yerde geçici kalma peregrination [obsolete] n.
belgenin uygun zaman ve yerde ibrazı presentment n.
yerde doğal oyuk veya çukur seed n.
yerde yenen yemek sit-down n.
çalıştığı yerde yatan kimse sleep-in n.
(sulu veya çamurlu bir yerde yürürken çıkan) vıç vıç sesi squash n.
(sulu veya çamurlu bir yerde yürürken çıkan) şlap sesi squash n.
ellerin kollar düz bir şekilde yerde tutulduğu ve bacakların zıplayarak içe çekildiği bir hareket squat thrust n.
kollar dik şekilde yerde tutulurken bacakların toplanıp serbest bırakıldığı bir hareket squat thrust n.
bir yerde kalma stand n.
bir yerde durma stand n.