erken - Turc Anglais Dictionnaire

erken

Sens de "erken" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 29 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
erken early adj.
John came 10 minutes early to the appointment.
John randevuya 10 dakika erken geldi.

More Sentences
erken early adv.
Maybe my father's cancer could be cured if it was diagnosed early.
Belki de babamın kanseri erken teşhis edilirse tedavi edilebilir.

More Sentences
General
erken premature adj.
Eating junk food led to his premature death.
Abur cubur yemek erken ölümüne neden oldu.

More Sentences
erken early adj.
John came 10 minutes early to the appointment.
John randevuya 10 dakika erken geldi.

More Sentences
erken soon adj.
The sooner you begin with rehabilitation, the more successful you can be.
Rehabilitasyona ne kadar erken başlarsanız o kadar başarılı olabilirsiniz.

More Sentences
erken earlier adv.
Earlier this morning in France, a train en route from Paris to Vienna caught fire near Nancy.
Bu sabah erken saatlerde Fransa'da, Paris'ten Viyana'ya giden bir tren Nancy yakınlarında alev aldı.

More Sentences
erken soon adv.
The sooner you begin with rehabilitation, the more successful you can be.
Rehabilitasyona ne kadar erken başlarsanız o kadar başarılı olabilirsiniz.

More Sentences
erken ahead of time adv.
I always arrive a little ahead of time.
Her zaman biraz erken gelirim.

More Sentences
erken prematurely adv.
New follicles may help hair maintain thickness and prevent existing hair from falling out prematurely.
Yeni foliküller saçın kalınlığını korumasına yardımcı olabilir ve mevcut saçların erken dökülmesini önleyebilir.

More Sentences
erken preterm adv.
Triplets and more are almost always born preterm.
Üçüzler ve daha fazlası neredeyse her zaman erken doğar.

More Sentences
erken timely adj.
erken matutinal adj.
erken matutinary adj.
erken precocious adj.
erken predecessive adj.
erken sudden [obsolete] adj.
erken betimes adv.
erken before time adv.
erken in good time adv.
erken in time adv.
erken beforetime adv.
erken untimely adv.
erken betime [obsolete] adv.
erken proto pref.
Archaic
erken rathe adj.
erken timeless adj.
erken timely adj.
erken matutine adj.
British Slang
erken early doors expr.

Sens de "erken" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
daha erken olan prior adj.
General
erken menopoz premature menopause n.
erken olma earliness n.
erken puberte precocious puberty n.
erken öğle yemeği early lunch n.
sabahın erken saatleri the wee hours n.
erken düşük early abortion n.
erken seçim early election n.
erken müdahale kuvveti initial response force n.
erken malullük early unfitness for work n.
erken kalkan kimse early riser n.
erken oluşma prematurity n.
erken kullanılma prolepsis n.
erken doğum preterm birth n.
erken gelişme precocity n.
erken malullük premature disability n.
erken uyarı early warning n.
erken uyarı sistemi early warning system n.
erken yetişme precociousness n.
erken olma forwardness n.
erken gelişmişlik precociousness n.
erken gelişme forwardness n.
sabahın erken saatleri early morning hour n.
erken vuru premature beat n.
erken doğum premature birth n.
erken yetişme precocity n.
erken uyarı distant signal n.
erken gelişmişlik precocity n.
acil durum erken dönemi emergency phase n.
erken doğum preemie n.
erken saatler the wee hours n.
erken çocukluk early childhood n.
erken çocukluk öğretmenleri early childhood teachers n.
erken öğrenme beceri analizi early learning skills analysis n.
erken çocukluk eğitimi early childhood education n.
erken çözüm early solution n.
erken teslim early delivery n.
erken sonlanma early termination n.
erken rezervasyon early reservation n.
erken dönem early period n.
geç varış ve erken kalkış late arrival and early departure n.
erken son bulma early termination n.
erken iptal early termination n.
erken yaşta evlilik early marriage n.
erken bunama early dementia n.
erken kariyer early career n.
erken müdahale early intervention n.
erken başlama günü early start time n.
erken bitirme günü early finish time n.
erken uyarı radarı early-warning radar n.
erken boşalma pre-ejaculation n.
erken cumhuriyet dönemi early republican period n.
erken katılaşma premature stiffening n.
erken tanı early diagnosis n.
erken evlilik early marriage n.
erken kilise konsüllerini inceleyen bilim patrology n.
erken doğmuş bebek premature baby n.
erken kilise kaynaklarını inceleyen bilim dalı patrology n.
erken doğan bebek premature baby n.
sabahın erken saatleri wee hours of the morning n.
erken gelişim early development n.
erken hıristiyanlık yazılarını inceleyen bilim dalı patrology n.
erken zaman early time n.
erken kayıt early registration n.
erken kayıt early enrollment n.
belirli bir durumun genetik doğasının erken belirlenmesi early identification of the genetic nature of a given condition n.
erken tarihi early history of n.
erken bastıran kış an early winter n.
erken gelen yaz an early summer n.
erken ölüm premature death n.
erken modern dönem early modern period n.
erken bildirim early notice n.
erken eylem early action n.
erken başlangıç early start n.
erken tahliye early release n.
erken başvuru early application n.
erken bahar early spring n.
erken yaş early age n.
erken tecrübe early experience n.
erken deneyim early experience n.
erken anlatı mis en abyme n.
erken yaşam early life n.
erken uyarı sinyalleri early warning signals n.
erken kutlama early celebration n.
hastalığın/enfeksiyonun erken evrede durdurulması abortion n.
erken doğan yavru castling [dialect] n.
daha erken bir tarih antedate n.
erken benimseyen kimse early adopter n.
erken olgunlaşan meyve ya da çiçek early n.
erken dönem early days n.
erken olan şey early n.
erken dönemde olma youthhood n.
gelişimin erken dönemi youth n.
günün erken saatinde içilen içki eyeopener n.
yaşamın en erken dönemi womb n.
erken olgunlaşan meyve hasting n.
erken olgunlaşan sebze hasting n.
erken olgunlaşan meyveler hastings [dialect] [uk] n.
erken olgunlaşan sebzeler hastings [dialect] [uk] n.
erken başlama head start n.
tören vesilesiyle erken saatte yenen yemek breakfast n.
yarışa erken başlama breakaway n.
sabah erken saatte avcıları çağırmak için çalınan ezgi hunt's-up n.
gelişimi erken bir evrede kesintiye uğramış kimse rudiment n.
canlının yalnızca gelişiminin erken bir safhasında veya atalarında işlevini koruyan parçasının kalıntıları rudiment n.
erken başlangıç inchoate [rare] n.
amerika'nın erken koloni dönemine ait evlerde öne doğru çıkıntı yapan ikinci katın altındaki dikey kalasın ucu drop n.
erken döneme ait kitap cunabula n.
erken dönem sanat eseri cunabula n.
erken inceleme süreci fast track n.
erken değerlendirme gerektiren süreç fast track n.
evrim sürecinde erken gelişim özelliklerine gerileme paedomorphosis n.
evrim sürecinde erken gelişim özelliklerine gerileme pedomorphosis n.
erken çiçek açan bir tür bitki pepper-and-salt n.
erken dönem forepart n.
zaman diliminin ilk veya en erken kısmı forepart n.
erken ödeme forepayment n.
erken tarihli posta pulu primitive n.
erken tarihli pullu zarf primitive n.
gelişiminin erken aşamasında olan şey primitive n.
erken çiçeklenme precocity n.
(kümes hayvanlarında) erken cinsel olgunluk precocity n.
(bitki) erken kızarma precocity n.
erken gelişme predevelopment n.
erken kalkınma predevelopment n.
erken çürüme predecay n.
erken teslim etme predelivery n.
erken geliştirme predevelopment n.
erken ölüm predecease n.
erken sindirim predigestion n.
erken dönem hominin türü prehuman n.
erken patlayan top mermisi premature n.
erken olgunlaşma prematurity n.
erken çiçeklenme prematurity n.
(bebek) erken doğma prematurity n.
erken doğan bebek premie n.
erken büyüme prematurity n.
(bebek) erken gelme prematurity n.
erken gelen şey premature n.
erken tahliye etme prerelease n.
(yahudi tarihinin pers ve erken yunan dönemlerinde) hukukçu erkek sınıfı scribe n.
(yahudi tarihinin pers ve erken yunan dönemlerinde) hukuk eğitimi alan erkekler grubu scribe n.
(yahudi tarihinin pers ve erken yunan dönemlerinde) hukukçu erkek sınıfı sopher n.
(yahudi tarihinin pers ve erken yunan dönemlerinde) hukuk eğitimi alan erkekler grubu sopher n.
(zaman diliminde) erken kısım shank n.
erken dönem fresh n.
erken dönem tarihçisi protohistorian [obsolete] n.
erken gelişme dönemi springtime n.
erken gönderim early shipment n.
erken sevkiyat early shipment n.