fresh - Turc Anglais Dictionnaire
Historique

fresh

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Sens de "fresh" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 58 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
fresh adj. taze
General
fresh n. serinlik
fresh n. dirilik
fresh n. acemilik
fresh n. körpelik
fresh n. taravet
fresh adj. yeni olmuş
fresh adj. körpe
fresh adj. acemi
fresh adj. ışıl ışıl
fresh adj. küstah
fresh adj. dumanı üstünde
fresh adj. zinde
fresh adj. giyilmemiş
fresh adj. tuzlu olmayan (su)
fresh adj. canlı
fresh adj. tatlı (su)
fresh adj. yeni yapılmış
fresh adj. yeni olarak yapılmış
fresh adj. dinç
fresh adj. hayat dolu
fresh adj. taze (hava)
fresh adj. taravetli
fresh adj. çiçeği burnunda
fresh adj. taptaze
fresh adj. yaş
fresh adj. serin
fresh adj. diri
fresh adj. yeniden yapılan
fresh adj. serin (hava)
fresh adj. arsız
fresh adj. yüzsüz
fresh adj. kütür kütür
fresh adj. yeni
fresh adj. günlük
fresh adj. taze
fresh adj. tuzsuz (tereyağı)
fresh adj. temiz
fresh adj. iç açıcı
Colloquial
fresh adj. arsız
fresh adj. yüzsüz
fresh adj. yalaka
fresh adj. küstah
fresh adj. edepsiz
fresh adj. saygısız
fresh adj. terbiyesiz
fresh adj. utanmaz
fresh adj. cinsel yönden agresif/saldırgan
fresh adj. libidosu yüksek
fresh adj. azgın
fresh adj. iyi
fresh adj. havalı
fresh adj. güzel
fresh adj. hoş görünen
Technical
fresh adj. körpe
fresh adj. temiz
fresh adj. taze
Meteorology
fresh n. taze

Sens de "fresh" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 310 résultat(s)

Anglais Turc
General
let some fresh air into v. havalandırmak
break fresh ground v. çığır açmak
get fresh with v. sulanmak
get fresh with v. yeşillenmek
remain fresh v. tazeliğini korumak
remain fresh v. taze kalmak
make fresh v. tazeleştirmek
give a fresh impetus to v. canlandırmak
be supplied to the consumer as fresh v. tüketiciye taze olarak sunulmak
go for a walk in the fresh air v. hava almak
breathe fresh air v. hava almak
keep fresh v. taze tutmak
go out for fresh air v. temiz hava almaya çıkmak
get some fresh air v. biraz temiz hava almak
go out for fresh air v. temiz havaya çıkmak
take a fresh look v. yeniden bakmak
give a fresh refill v. (biten bir içeceği) tazelemek
see things from a fresh angle v. olayları farklı açıdan görmek
fresh fruit n. yaş meyve
fresh bean n. taze fasulye
quite fresh n. taze taze
fresh blood n. taze kan
a breath of fresh air n. yeni bir soluk
fresh breeze n. frişka
fresh breeze n. şiddetli rüzgar
fresh water n. tatlı su
fresh water biology n. tatlı su biyolojisi
fresh water trout n. çapak balığı
fresh air n. açık hava
fresh food n. taze besin
fresh money n. yeni para
fresh bread n. taze ekmek
fresh coriander n. taze kişniş
fresh bait n. canlı yem
fresh start n. yeni bir başlangıç
fresh start n. temiz bir sayfa
fresh fruit n. taze meyva
fresh air n. temiz hava
fresh air n. taze hava
fresh water n. tatlısu
fresh water n. yumuşak su
fresh-squeezed orange juice n. taze sıkılmış portakal suyu
day-fresh egg n. günlük yumurta
fresh-squeezed fruit juice n. taze sıkılmış meyve suyu
fresh-water fishing n. tatlı su balıkçılığı
fresh fish n. top ateşiyle ölmesi kuvvetle muhtemel birlik
fresh fish n. savaşa giden askerler (ölme ihtimali ile)
fresh products n. taze ürünler
fresh news n. yeni haberler
fresh air need n. taze hava ihtiyacı
strong fresh brewed tea n. demli çay
fresh state n. yeni/ilk günkü durumu
fresh state n. taze hal
fresh state n. taze haldeki/hali
fresh walnut n. taze ceviz
fresh soldier n. acemi asker
fresh strawberry n. taze çilek
fresh tea n. yaş çay
fresh tea n. taze çay
fresh coffee n. taze kahve
fresh corn n. taze mısır
fresh mint n. taze nane
fresh cake n. taze pasta
fresh date n. taze hurma
fresh thyme n. taze kekik
fresh graduate n. yeni mezun
a breath of fresh air n. temiz hava
a cake topped off with fresh fruit n. üzeri taze meyve kaplı bir pasta
as fresh as paint adj. cin gibi
as fresh as adj. kadar taze
as fresh as paint adj. zeki
fresh and crisp adj. badem gibi
not fresh adj. kart
as fresh as a daisy adj. dinç
as fresh as paint adj. pırıl pırıl
as fresh as a daisy adj. uyanık
not fresh adj. bayat
as fresh as daisy adj. hayat dolu
as fresh as a daisy adj. taze
as fresh as a daisy adj. canlı
as fresh as a daisy adj. turp gibi
fresh-water adj. deneyimsiz
fresh-water adj. tecrübesiz
fresh-water adj. yeteneksiz
fresh from something adj. henüz bitirmiş
fresh from something adj. yeni bitirmiş
young and fresh adj. terütaze
fresh-eyed adj. meraklı gözlerle bakan
fresh-eyed adj. heyecanla/merakla bakan
fresh-faced adj. genç
fresh-faced adj. zinde ve genç görünen
Phrases
fresh in the minds adj. hafızalarda taze
Colloquial
be as fresh as ever v. ilk günkü tazeliğini korumak
unlimited supply of fresh water n. sınırsız tatlı su kaynağı
fresh meat n. yeni gelen
fresh meat n. yeni gelenler
fresh-faced adj. bıyığı yeni terlemiş
clean and fresh expr. buz gibi
fresh in from expr. -den yeni döndü
Idioms
get fresh with someone v. birine saygısızlık/küstahlık etmek
be fresh out of something v. bitmek
bring a breath of fresh air v. soluk getirmek
make a fresh start v. taze bir başlangıç yapmak
fresh out (of something) v. tüketmek
be fresh out of something v. taze bitmek
be fresh out of something v. tükenmek
bring a breath of fresh air v. yeni bir soluk getirmek
bring a breath of fresh air v. yeni bir soluk katmak
fresh out (of something) v. (elinde) olmamak/kalmamak (henüz tükenmiş)
make a fresh start v. yeni bir başlangıç yapmak
get a fresh start v. yeni bir başlangıç yapma şansı olmak
get a fresh start v. yeni bir başlangıç yapmak
get fresh with (one) v. (birine) kaba davranmak
get fresh with (one) v. (birine) saygısızlık/küstahlık etmek
get fresh with (one) v. (birine) uygunsuz davranmak
get fresh with (one) v. (birine) saygısızca/küstahça cevap vermek
get fresh with (one) v. (birine karşı) libidosu yükselmek
get fresh with (one) v. (birine karşı) azmak
get fresh with (one) v. (birine karşı olan) cinsel isteğini açıkça göstermek/belli etmek
get fresh with (one) v. (birine) yükselmek
get off to a fresh start v. yeni bir başlangıç yapmak
get off to a fresh start v. yeni bir şeye başlamak
give (one) a fresh start v. (birine) yeni bir başlangıç yapma şansı vermek/tanımak
give (one) a fresh start v. (birine) yeni bir şeye başlama şansı vermek
have a fresh start v. yeni bir başlangıç yapma şansı olmak
have a fresh start v. yeni bir başlangıç yapmak
a fresh lick of paint n. boyayı tazeleme
a fresh lick of paint n. baştan boyama
a fresh lick of paint n. yeniden boyama
a fresh lick of paint n. tadilat
a fresh lick of paint n. elden geçirme
a fresh lick of paint n. cilalama
a fresh lick of paint n. rötuş
fresh blood n. taze kan
fresh blood n. bir grubun ya da örgütün yeni üyeleri
fresh blood n. yeni üye
fresh blood n. taze soluk
a fresh pair of eyes n. bir başka incelemeci
a fresh pair of eyes n. bir başka gözlemci
a breath of a fresh air n. derin bir nefes
fresh fields and pastures new n. değişik yerler
fresh woods and pastures new n. değişik yerler
a breath of fresh air n. hoş bir değişim
a breath of a fresh air n. mutluluk verici
a breath of fresh air n. oh dedirten yenilik
a breath of a fresh air n. rahat bir nefes
a breath of a fresh air n. rahatlık verici
a breath of a fresh air n. rahatlatıcı
a breath of a fresh air n. sıkıntıyı giderici
fresh start n. taze başlangıç
a fresh start n. taze bir başlangıç
fresh off the boat n. toy
fresh woods and pastures new n. yeni eylem alanları
a fresh start n. yeni bir başlangıç
fresh fields and pastures new n. yeni yerler
fresh fields and pastures new n. yeni eylem alanları
fresh woods and pastures new n. yeni yerler
fresh from the oven adj. yepyeni
fresh from the oven adj. taptaze
as fresh as a daisy expr. çiçek kadar taze
as fresh as a daisy expr. çok taze
as fresh as a daisy expr. çok canlı
fresh off the boat expr. henüz gelmiş
fresh off the boat expr. henüz daha yeni gelmiş
fresh off the boat expr. henüz ayak basmış
as fresh as the day it was produced expr. ilk günkü tazeliğini koruyan
as fresh as a daisy expr. taptaze
fresh off the boat expr. tecrübesiz
as fresh as a daisy expr. turp gibi
as fresh as a daisy expr. terütaze
as fresh as daisy expr. taptaze
fresh and sweet expr. tertemiz
as fresh as a daisy expr. tertemiz
fresh off the boat expr. yeni ayak basmış
Speaking
I'll get a breath of fresh air expr. çıkıp biraz hava alacağım
you should go outside and get some fresh air expr. dışarı çıkıp hava almalısın
do you eat fresh fruit and vegetables? expr. taze meyve sebze yiyor musunuz?
are the vegetables fresh or frozen? expr. sebzeler taze mi, dondurulmuş mu?
Trade/Economic
fresh capital n. taze sermaye
fresh money n. taze para
fresh capital n. yeni sermaye
fresh batch n. yeni parti
wholesale markets for fresh fruits and vegetables n. yaş meyve ve sebze toptancı halleri
supplied to the consumer as fresh adj. tüketiciye taze olarak arzedilen
Politics
fresh lending n. yeni kredi verilmesi
Insurance
fresh water damage n. tatlı su hasarı
Technical
compressed powered fresh air hose breathing apparatus incorporating a hood n. basınçlı güç destekli temiz hava hortumlu başlıklı solunum cihaz
powered fresh air system n. güçlendirilmiş taze hava sistemi
fresh water cooler n. ısı alıp veren cihaz
fresh water pump n. içme suyu pompası
fresh water n. kaynak suyu
fresh air flue n. taze hava bacası
fresh air unit n. taze hava ünitesi
fresh concrete n. taze beton
fresh air grille n. taze hava ızgarası
fresh air inlet n. taze hava girişi
fresh water cooling n. taze su soğutması
fresh-water basin n. tatlı su havzası
fresh air cooling n. taze havayla soğutma
fresh oil n. taze yağ
fresh air fan n. taze hava vantilatörü
fresh air n. temiz hava
fresh water system n. tatlı su devresi
fresh water pump n. tatlı su pompası
fresh air inlet n. taze hava emme deliği
fresh air ventilator n. taze hava vantilatörü
fresh air duct n. taze hava kanalı
fresh air hose breathing apparatus n. temiz havanın hortumla sağlandığı solunum cihazı
fresh air flue n. temiz hava bacası
fresh air n. taze hava
fresh mortar n. taze harç
fresh water cooling n. tatlı su ile soğutma
fresh air hose n. taze hava hortumu
fresh-air intake n. taze hava girişi
fresh air inlet n. temiz hava girişi
fresh air make up n. taze hava oranı
fresh water cooling n. tatlı su soğutması
fresh-water basin n. tatlı su bölgesi
fresh-water basin n. tatlı su teknesi
fresh martensite n. taze martensit
fresh air pipe n. taze hava borusu
fresh water cooling kit n. tatlı su soğutması kiti
fresh air fan n. taze hava fanı
fresh-water adj. tatlı suda yaşayan
Construction
compacted fresh concrete n. sıkıştırılmış taze beton
workable life and correction time of fresh mortar n. taze harcın işlenebilme ve düzeltilme süresi
consistency of fresh concrete n. taze beton kıvamı
fresh concrete n. taze beton
consistence of fresh mortar n. taze harç kıvamı
sampling of fresh concrete n. taze betondan numune alma
fresh concrete test n. taze beton deneyi
Automotive
fresh air heating system n. dış hava ısıtıcısı
Aeronautic
fresh wind n. sınırlı yüzey rüzgarı
Marine
fresh breeze n. frışka
fresh water n. taze su
certificate for the fresh water generator n. tatlı su jeneratoru sertifikası
fresh water n. temiz su
Medical
fresh gas flow n. taze gaz akımı
fresh frozen plasma n. taze donmuş plazma
fresh solution n. yeni hazırlanmış solüsyon
Food Engineering
fermented milk and fresh cheese n. fermente süt ve taze peynir
fresh pasta n. kurutulmamış (taze) makarna
brass exposed to fresh or saline waters n. tatlı veya tuzlu sulara maruz kalan pirinç
fresh-cut adj. doğranmış
fresh-chilled adj. taze soğutulmuş
fresh-frozen adj. taze dondurulmuş
fresh-cut adj. tüketime hazır (meyve sebze)
fresh-cut adj. yıkanmış
Gastronomy
halva with cream, fresh cheese and walnuts n. hoşmerim
vegetable farci with egg, dill and fresh cheese filing in olive oil n. kıstırma
semolina dessert with fresh cheese n. peynir tatlısı
fresh peas n. taze bezelye
fresh fruit basket n. taze meyve sepeti
fresh pea n. taze bezelye
fresh broad bean n. taze bakla
fresh okra n. taze bamya
fresh cheese n. taze peynir
fresh caviar n. taze siyah havyar
fresh kasar cheese n. taze kaşar
fresh vegetable n. taze sebze
fresh fish n. taze balık
pilaf with fresh butter n. tereyağlı pilav
fresh fig n. taze incir
fresh bread n. taze ekmek
fresh fruits n. taze meyve
fresh butter n. tereyağlı
fresh pepper n. taze biber
fresh-water fish n. tatlı su balığı
fresh cheese n. taze kaşar
fresh bagel n. taze simit
fresh kasseri n. taze kaşar
fresh chicken n. taze piliç
fresh artichoke n. taze enginar
fresh yeast n. yaş maya
fresh grape n. yaş üzüm
fresh peas n. yeşil bezelye
fresh french beans n. zeytinyağlı çalı fasulyesi
very fresh adj. taptaze
fresh and crips expr. badem gibi
Marine Biology
shallow fresh waters n. su tatlı sular
fresh water n. tatlısu
fresh frozen adj. taze donmuş
Zoology
fresh-water duck n. tatlısu ördeği
Breeding
fresh feed n. taze yem
Environment
fresh water n. tatlı su
fresh snow n. taze kar
Geography
fresh gale n. sert fırtına
Meteorology
fresh breeze n. sert briz
fresh breeze n. şiddetli rüzgar
fresh water n. tatlı su
Military
fresh target n. yeni hedef
Hunting
fresh magazine n. yeni şarjör
Football
fresh leg n. oyunun gidişatını değiştirmek için sonradan oyuna dahil edilen oyuncu
fresh leg n. yedek oyuncu
Slang
look fresh to death v. gıcır gıcır/yepyeni görünmek
fresh off the boat n. bir ülkeye yeni ayak basmış kişi
fresh mouth n. çok bilmiş
fresh fish n. çömez mahkum
cold stupid fresh n. ekstra yeni
fresh fish n. hapishaneye yeni gelmiş mahkum
fresh off the boat n. mülteci
fresh off the boat n. muhacir
fresh mouth n. saygısız
fresh mouth n. ukala
funky-fresh adj. çok havalı
funky-fresh adj. çok iyi
funky-fresh adj. çok güzel
cold stupid fresh expr. çok iyi
fresh off the boat expr. göçmen
fresh and sweet expr. hapisten yeni çıkmış