fresh - Türkçe İngilizce Sözlük

fresh

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

fresh — Definition

Anlamı ve Tanımı:
taze, yeni
Okunuş (IPA):
(AmE /frɛʃ/ – BrE /frɛʃ/)
Terim Türü:
Sıfat
Zamanla yıpranmamış, canlılığını koruyan veya yakın zamanda elde edilmiş durumları tanımlar ve olumlu yenilik çağrışımı taşır. Eski İngilizce fresc kökeni, canlılık ve saflık fikrini dilde kalıcılaştırmıştır.
Eş Anlamlılar:
new, crisp
Zıt Anlamlılar:
stale

"fresh" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 131 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
fresh s. taze
I always use toothpaste with a fresh mint taste.
Her zaman taze nane tadı olan diş macunu kullanırım.

More Sentences
Genel
fresh s. tatlı (su)
The program supports multiple fresh and salt-water aquariums simultaneously.
Program aynı anda birden fazla tatlı ve tuzlu su akvaryumunu destekler.

More Sentences
fresh s. canlı
The vase was painted with fresh colours.
Vazo canlı renklerle boyanmıştı.

More Sentences
fresh s. zinde
A good diet can help you feel fresh.
İyi bir diyet kendinizi zinde hissetmenize yardımcı olabilir.

More Sentences
fresh s. serin
The fresh breeze entered the pub when I opened the door.
Kapıyı açtığımda bara serin bir esinti girdi.

More Sentences
fresh s. yeni yapılmış
The animal tracks on the path were fresh.
Patikadaki hayvan izleri yeni yapılmıştı.

More Sentences
fresh s. taptaze
The flowers he brought were fresh and lively.
Getirdiği çiçekler taptaze ve canlıydı.

More Sentences
fresh s. yeni
I believe she will bring fresh ideas to the project.
Projeye yeni fikirler katacağına inanıyorum.

More Sentences
fresh s. taze
I always use toothpaste with a fresh mint taste.
Her zaman taze nane tadı olan diş macunu kullanırım.

More Sentences
fresh s. temiz
We're running out of fresh water.
Temiz suyumuz bitiyor.

More Sentences
Teknik
fresh s. temiz
We're running out of fresh water.
Temiz suyumuz bitiyor.

More Sentences
fresh s. taze
I always use toothpaste with a fresh mint taste.
Her zaman taze nane tadı olan diş macunu kullanırım.

More Sentences
Meteoroloji
fresh i. taze
I always buy from local farm shops to have fresh vegetables.
Sebzelerimi taze olsunlar diye her zaman yerel çiftlik dükkanlarından satın alıyorum.

More Sentences
Genel
fresh i. acemilik
fresh i. körpelik
fresh i. taravet
fresh i. dirilik
fresh i. serinlik
fresh i. ilk kısım
fresh i. yeni kısım
fresh i. erken dönem
fresh f. kendi kendine tazelenmek
fresh s. küstah
fresh s. yüzsüz
fresh s. arsız
fresh s. ışıl ışıl
fresh s. tuzlu olmayan (su)
fresh s. dumanı üstünde
fresh s. dinç
fresh s. yeniden yapılan
fresh s. yeni olarak yapılmış
fresh s. giyilmemiş
fresh s. yeni olmuş
fresh s. çiçeği burnunda
fresh s. serin (hava)
fresh s. taze (hava)
fresh s. diri
fresh s. körpe
fresh s. kütür kütür
fresh s. yaş
fresh s. hayat dolu
fresh s. acemi
fresh s. taravetli
fresh s. günlük
fresh s. tuzsuz (tereyağı)
fresh s. iç açıcı
fresh s. alışılmadık
fresh s. farklı
fresh s. sağlıklı görünen
fresh s. kanlı canlı
fresh s. henüz kullanılmamış
fresh s. daha kirlenmemiş
fresh s. pak
fresh s. kirden arınmış
fresh s. saf
fresh s. arı
fresh s. (yenilemek, iyileştirmek amacıyla) yeni uygulanmış
fresh s. yeni varmış
fresh s. dinlenip uzun yolculuğa hazırlanmış (at)
fresh s. genç ve diri görünen
fresh s. özgün
fresh s. orijinal
fresh s. tekrar başlayan (döngü)
fresh s. yıpranmamış
fresh s. buruşturulmamış
fresh s. derli toplu
fresh s. ek
fresh s. ilave
fresh s. öbür
fresh s. ikinci bir
fresh s. değişik
fresh s. ayrı
fresh s. başına buyruk yaşayan
fresh s. alışılmışın dışına çıkan
fresh s. sırnaşık
fresh s. laubali
fresh s. kendini bilmez
fresh s. nezaketsiz
fresh s. kaba
fresh zf. son zamanlarda
fresh zf. yakınlarda
fresh zf. yeni yeni
fresh zf. henüz
fresh zf. taze şekilde
Konuşma Dili
fresh s. arsız
fresh s. yüzsüz
fresh s. yalaka
fresh s. küstah
fresh s. edepsiz
fresh s. saygısız
fresh s. terbiyesiz
fresh s. utanmaz
fresh s. cinsel yönden agresif/saldırgan
fresh s. libidosu yüksek
fresh s. azgın
fresh s. iyi
fresh s. havalı
fresh s. güzel
fresh s. hoş görünen
Teknik
fresh s. körpe
Bilgisayar
fresh s. yalnızca belirli bir sürümün dosya ve ayarlarını içeren (sürüm paketi veya yazılım kurulumu)
Gıda
fresh s. konservelenmemiş
fresh s. dondurulmamış
fresh s. sonradan tüketim için muhafaza edilmemiş
Botanik
fresh s. yeşilliğini koruyan ve kurumamış (bitki materyali)
Tarım
fresh s. hala verimli olan (arazi)
fresh s. verimliliğini henüz kaybetmemiş (arazi)
fresh s. yakın zamanda tarım yapılmış (arazi)
fresh s. süt veren (inek)
fresh s. süt veren (memeli)
Coğrafya
fresh i. denize dökülen akarsu
fresh i. yağmur seli
fresh i. taşkın
fresh i. akarsu
fresh i. kaynak
fresh i. tatlısu birikintisi
fresh i. tuzlu suya dökülen tatlı su akıntısı
fresh i. tatlı su ile tuzlu suyun birbirine karışması
fresh i. akarsuyun veya kıyılarının tuzlu gelgit akıntısı üstünde kalan kısmı
Meteoroloji
fresh s. orta şiddette esen (rüzgar)
fresh s. sertçe esen (rüzgar)
Jeoloji
fresh s. yağmur, rüzgar veya don gibi toprak üstü faktörler tarafından değişime uğramamış (kayaç)
Kuşbilim
fresh s. yeni tüy dökmüş
fresh s. tüyleri yıpranmamış
fresh s. tüyleri bozulmamış
Argo
fresh s. mükemmel
fresh s. birinci sınıf
fresh s. heyecanlı
fresh s. haberdar
fresh s. bilgilendirilmiş
fresh s. güncel

"fresh" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
a breath of fresh air i. yeni bir soluk
fresh bean i. taze fasulye
fresh fruit i. yaş meyve
quite fresh i. taze taze
fresh water biology i. tatlı su biyolojisi
fresh breeze i. frişka
fresh breeze i. şiddetli rüzgar
fresh food i. taze besin
fresh air i. açık hava
fresh water i. tatlı su
fresh blood i. taze kan
fresh water trout i. çapak balığı
fresh money i. yeni para
fresh bread i. taze ekmek
fresh bait i. canlı yem
fresh coriander i. taze kişniş
fresh start i. yeni bir başlangıç
fresh start i. temiz bir sayfa
fresh fruit i. taze meyva
fresh air i. temiz hava
fresh water i. tatlısu
fresh air i. taze hava
fresh water i. yumuşak su
fresh-squeezed orange juice i. taze sıkılmış portakal suyu
fresh-squeezed fruit juice i. taze sıkılmış meyve suyu
fresh-water fishing i. tatlı su balıkçılığı
day-fresh egg i. günlük yumurta
fresh fish i. top ateşiyle ölmesi kuvvetle muhtemel birlik
fresh fish i. savaşa giden askerler (ölme ihtimali ile)
fresh products i. taze ürünler
fresh news i. yeni haberler
fresh air need i. taze hava ihtiyacı
strong fresh brewed tea i. demli çay
fresh state i. yeni/ilk günkü durumu
fresh state i. taze hal
fresh state i. taze haldeki/hali
fresh walnut i. taze ceviz
fresh soldier i. acemi asker
fresh strawberry i. taze çilek
fresh tea i. yaş çay
fresh tea i. taze çay
fresh coffee i. taze kahve
fresh corn i. taze mısır
fresh mint i. taze nane
fresh cake i. taze pasta
fresh date i. taze hurma
fresh thyme i. taze kekik
fresh graduate i. yeni mezun
a breath of fresh air i. temiz hava
a cake topped off with fresh fruit i. üzeri taze meyve kaplı bir pasta
fresh blood i. bir grubun veya organizasyonun yeni fikirleri, becerileri ile onu daha verimli kılan üyeleri
fresh and dry weight i. yaş ve kuru ağırlık
fresh water i. bol miktarda tuz içermeyen su
fresh water resources i. tatlı su kaynakları
be supplied to the consumer as fresh f. tüketiciye taze olarak sunulmak
get fresh with f. sulanmak
break fresh ground f. çığır açmak
remain fresh f. tazeliğini korumak
go for a walk in the fresh air f. hava almak
get fresh with f. yeşillenmek
let some fresh air into f. havalandırmak
remain fresh f. taze kalmak
make fresh f. tazeleştirmek
give a fresh impetus to f. canlandırmak
breathe fresh air f. hava almak
keep fresh f. taze tutmak
get some fresh air f. biraz temiz hava almak
go out for fresh air f. temiz havaya çıkmak
go out for fresh air f. temiz hava almaya çıkmak
take a fresh look f. yeniden bakmak
give a fresh refill f. (biten bir içeceği) tazelemek
see things from a fresh angle f. olayları farklı açıdan görmek
fresh [obsolete] f. tazelenmek
fresh [obsolete] f. tazelemek
stay fresh f. taze kalmak
stay fresh f. tazeliğini korumak
as fresh as a daisy s. taze
fresh and crisp s. badem gibi
as fresh as daisy s. hayat dolu
as fresh as s. kadar taze
as fresh as a daisy s. dinç
not fresh s. kart
as fresh as a daisy s. canlı
as fresh as paint s. cin gibi
as fresh as paint s. pırıl pırıl
as fresh as paint s. zeki
not fresh s. bayat
as fresh as a daisy s. uyanık
as fresh as a daisy s. turp gibi
fresh-water s. tecrübesiz
fresh-water s. yeteneksiz
fresh-water s. deneyimsiz
fresh from something s. henüz bitirmiş
fresh from something s. yeni bitirmiş
young and fresh s. terütaze
fresh-eyed s. heyecanla/merakla bakan
fresh-eyed s. meraklı gözlerle bakan
fresh-faced s. genç
fresh-faced s. zinde ve genç görünen
box-fresh s. kutudan yeni çıkmış
box-fresh s. hiç kullanılmamış
box-fresh s. bozulmamış
box-fresh s. yepyeni
fresh [scotland] s. alkolün etkisinde olmayan
fresh air s. (özellikle yoksul) çocuklar için kır veya açık hava aktiviteleri sağlayan
fresh-faced s. temiz yüzlü
fresh-water [obsolete] s. tecrübesiz
fresh-water s. az bilinen
fresh [dialect [uk] s. çakırkeyif
fresh-water s. yalnızca tatlı suya alışkın olan
fresh-new s. denenmemiş
fresh-cut s. yeni kesilmiş
fresh [dialect [uk] s. yarı sarhoş
fresh-new s. acemi
fresh [scotland] s. ayık
fresh-water s. bölgesel önemi olan
fresh-water s. önemsiz
fresh-new s. deneyimsiz
fresh-water [obsolete] s. eğitimsiz
fresh- ök. yeni anlamını veren bir ön ek
fresh- ök. yakında olmuş anlamını veren bir ön ek
fresh- ök. son anlamını veren bir ön ek
İfadeler
fresh in the minds s. hafızalarda taze
Konuşma Dili
unlimited supply of fresh water i. sınırsız tatlı su kaynağı
fresh meat i. yeni gelenler
fresh meat i. yeni gelen
fresh-air fiend i. temiz hava tutkunu
fresh-air fiend i. açık mekan düşkünü
be as fresh as ever f. ilk günkü tazeliğini korumak
get fresh (with somebody) f. (birine) yükselmek
get fresh f. yeşillenmek
get fresh f. sulanmak
get fresh (with somebody) f. (birine karşı) azmak
get fresh (with somebody) f. (birine) uygunsuz davranmak
get fresh (with somebody) f. (birine) kaba davranmak
get fresh (with somebody) f. (birine karşı olan) cinsel isteğini açıkça göstermek/belli etmek
get fresh (with somebody) f. (birine) saygısızlık/küstahlık etmek
fresh-faced s. bıyığı yeni terlemiş
clean and fresh expr. buz gibi
fresh in from expr. -den yeni döndü
Deyim
a breath of fresh air i. hoş bir değişim
a breath of fresh air i. oh dedirten yenilik
fresh woods and pastures new i. yeni yerler
fresh fields and pastures new i. değişik yerler
fresh fields and pastures new i. yeni yerler
fresh woods and pastures new i. yeni eylem alanları
fresh woods and pastures new i. değişik yerler
fresh fields and pastures new i. yeni eylem alanları
a breath of a fresh air i. rahatlatıcı
a breath of a fresh air i. rahatlık verici