saf - Türkçe İngilizce Sözlük

saf

"saf" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
saf pure s.
I am wearing a pure silk shirt.
Saf ipekten bir gömlek giyiyorum.

More Sentences
saf pristine s.
Genel
saf line i.
The vet is in the front line of surveillance for indigenous and exotic diseases.
Veteriner hekim, yerli ve egzotik hastalıkların gözetiminde ön saflarda yer almaktadır.

More Sentences
saf rank i.
And stand firm you certainly will, for you know that the whole serried ranks of this House are behind you.
Ve kesinlikle sağlam duracaksınız, çünkü bu Meclis'in tüm saflarının arkanızda olduğunu biliyorsunuz.

More Sentences
saf gullible s.
Consciousness is gullible; it believes everything it hears.
Bilinç saftır; duyduğu her şeye inanır.

More Sentences
saf all s.
You should wear all-cotton activewear while cycling.
Bisiklet sürerken saf pamuklu spor kıyafetleri giymelisin.

More Sentences
saf simple s.
I am not so simple as to believe that.
Buna kanacak kadar saf değilim.

More Sentences
saf naive s.
We are not so naive as to believe that there will be no more conflicts in the world.
Dünyada artık çatışma olmayacağına inanacak kadar saf değiliz.

More Sentences
saf unadulterated s.
Her unadulterated joy was evident in her laughter.
Saf neşesi, kahkahalarından belli oluyordu.

More Sentences
saf ingenuous s.
Mary is an ingenuous student.
Mary, saf bir öğrencidir.

More Sentences
saf credulous s.
Credulous people are easily misled by false advertisements.
Saf insanlar sahte reklamlara kolayca aldanabilir.

More Sentences
saf pure s.
I am wearing a pure silk shirt.
Saf ipekten bir gömlek giyiyorum.

More Sentences
Teknik
saf pure s.
I am wearing a pure silk shirt.
Saf ipekten bir gömlek giyiyorum.

More Sentences
Otomotiv
saf pure s.
I am wearing a pure silk shirt.
Saf ipekten bir gömlek giyiyorum.

More Sentences
Askeri
saf rank i.
And stand firm you certainly will, for you know that the whole serried ranks of this House are behind you.
Ve kesinlikle sağlam duracaksınız, çünkü bu Meclis'in tüm saflarının arkanızda olduğunu biliyorsunuz.

More Sentences
saf line i.
The vet is in the front line of surveillance for indigenous and exotic diseases.
Veteriner hekim, yerli ve egzotik hastalıkların gözetiminde ön saflarda yer almaktadır.

More Sentences
Genel
saf simple simon i.
saf pigeon i.
saf gudgeon i.
saf juggins i.
saf train i.
saf gull i.
saf wool i.
saf greenhorn i.
saf country bumpkin i.
saf array i.
saf lineup i.
saf line-up i.
saf cherubimic i.
saf chaste s.
saf taintless s.
saf unsuspecting s.
saf fine s.
saf stark s.
saf innocent s.
saf deceivable s.
saf harmless s.
saf uncontaminated s.
saf unsuspicious s.
saf wideeyed s.
saf undiluted s.
saf echt s.
saf facile s.
saf mere s.
saf raw s.
saf unalloyed s.
saf genuine s.
saf artless s.
saf homespun s.
saf unworldly s.
saf entire s.
saf real s.
saf simon-pure s.
saf immaculate s.
saf spotless s.
saf honest s.
saf white s.
saf unsophisticated s.
saf candid s.
saf simpleminded s.
saf fair s.
saf purer s.
saf dupe s.
saf distilled s.
saf clear s.
saf guileless s.
saf elementary s.
saf clean s.
saf unblended s.
saf refined s.
saf single s.
saf row s.
saf soft s.
saf absolute s.
saf elemental s.
saf undesigned s.
saf sterling s.
saf tried s.
saf axenic s.
saf naif s.
saf straight s.
saf confiding s.
saf dewy-eyed s.
saf dove-like s.
saf simple-hearted s.
saf pure-minded s.
saf neat s.
saf unblemished s.
saf unmixed s.
saf doe-eyed s.
saf aefauld s.
saf refine [obsolete] s.
saf regular s.
saf naked [dialect] s.
saf transparent s.
saf easy s.
saf attical [obsolete] s.
saf unadulterate s.
saf unallayed s.
saf undebauched s.
saf undefiled s.
saf undespoiled s.
saf unjaundiced s.
saf unquestioning s.
saf cherubic s.
saf unsullied s.
saf unvitiated s.
saf unwemmed s.
saf virgin s.
saf virginal s.
saf whole s.
saf vestal s.
saf virginly s.
saf lily-white s.
saf wide-eyed s.
saf mered s.
saf highbred s.
saf high-bred s.
saf honest-to-god s.
saf honest-to-goodness s.
saf rich s.
saf obvious s.
saf deludable s.
saf depurate [obsolete] s.
saf offenseless s.
saf immixed [obsolete] s.
Konuşma Dili
saf dumb bunny i.
saf babe in the wood i.
saf mark i.
saf green s.
Deyim
saf clay pigeon [us/south africa] i.
saf a half-wit i.
saf blue-eyed s.
saf pure in heart s.
saf green as grass [uk] s.
saf as clean as a whistle expr.
saf clean as a whistle expr.
Teknik
saf sheer s.
saf unmixed s.
Mutfak
saf unbrewed s.
Kimya
saf uncut s.
Dini
saf kosher s.
Kısaltma
saf elem s.
Eski Kullanım
saf bubble i.
saf candid s.
saf meer s.
saf entire s.
Argo
saf dumb bunny i.
saf gork i.
saf wet noodle i.

"saf" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
saf olmayan impure s.
Genel
saf cıva raw mercury i.
saf ispirto raw spirits i.
saf olmama impurity i.
saf konuşma prattling i.
saf altın pure gold i.
saf altın free gold i.
saf alkol plain spirits i.
saf olmama nonabsoluteness i.
saf altın parçacığı nugget i.
saf güzellik pure beauty i.
saf ırk pure race i.
saf çinko pure zinc i.
saf su distilled water i.
saf su pure water i.
saf olmama impureness i.
saf orman pure forest i.
saf aşk pure love i.
saf kan true blood i.
gülüşündeki saf sıcaklık pure warmness in one's smile i.
gülüşündeki saf sıcaklık pure heartiness in one's smile i.
saf bilinç pure consciousness i.
saf hayat pure life i.
saf görme pure insight i.
saf ispirto absolute alcohol i.
ön saf sağlık çalışanı frontline health worker i.
saf mükemmellik pure excellence i.
saf tehlike pure danger i.
saf ve kolay kanan kimse babe i.
saf sevgi agape love i.
saf kimse lamb i.
saf kimse naif i.
saf kimse naïve i.
masum ve saf olma naturalness i.
saf kimse thimblewit [usa] i.
ahlaken saf ve erdemli kimse altar boy [us] i.
saf hayranlık pure adoration i.
potalı fırında magnezyum kristallerini saf magnezyum haline getiren kimse melter i.
saf kimse chouse [obsolete] i.
saf jelatin içeren yarı transparan beyazımsı bir madde ichthyocolla i.
saf jelatin içeren yarı transparan beyazımsı bir madde ichthyocol i.
saf jelatin içeren yarı transparan beyazımsı bir madde ichthyocoll i.
saf ve katıksız olan şey dew i.
saf kimse inexperienced person i.
saf kimse inexpert i.
saf erkek ingenu i.
saf ve nazik insan dove i.
engellenmemiş saf ışık dry light i.
saf kimse innocent i.
saf kimse innocence i.
saf değiştirmek için rüşvet alma cooptation i.
saf şey puir [scotland] i.
saf kimse rook i.
cahil veya aşırı saf kimse simple i.
kokaini saf içen kimse freebaser i.
saf kokain hazırlayan kimse freebaser i.
ön saf forefront i.
tanrı'nın saf ruhtan ibaret olduğu doktrini psychotheism i.
eritip saf bir hale getirmek (yağı) render f.
saf hale getirmek purify f.
saf saf konuşmak prattle f.
saf güzelliği yansıtmak reflect the pure beauty f.
saf dışı etmek put out of action f.
saf dışı bırakmak eliminate f.
saf dışı etmek eliminate f.
saf dışı bırakmak put out of action f.
saf tutmak support f.
saf tutmak take sides f.
saf tutmak take a stand f.
saf değiştirmek change sides f.
cevherdeki yabancı maddeleri çıkarıp saf maden elde etmek reduce f.
yakarak ve dumanını soluyarak saf kokain kullanmak base f.
saf hale getirmek epurate f.
saf bir görünüm vermek whiten f.
çıkar için (birini) saf dışı bırakmak compass [obsolete] f.
cevherdeki yabancı maddeleri çıkarıp saf maden elde etmek smelt f.
daha saf purer s.
saf (kan) pure s.
saf kan fullblooded s.
saf ve tecrübesiz unsophisticated s.
saf dışı (oyuncu/asker) out of action s.
yeterince saf pure enough s.
saf hale getirici depuratory s.
saf kan full blooded s.
en saf purest s.
saf olmayan nonabsolute s.
(maden) saf fine s.
saf kan full-blooded s.
saf olmayan adulterated s.
saf (ve temiz) intemerate s.
saf kalpli pure-hearted s.
aşırı saf ultrarefined s.
saf olmayan unchaste s.
saf olmayan unpure [obsolete] s.
ruhani olarak saf olan holy s.
aşırı derecede saf hyperpure s.
tamamen saf hyperpure s.
neredeyse saf rich s.
saf hale getiren depurate [obsolete] s.
aşırı saf overfacile s.
saf saf bakan rubbernecking s.
saf inancı ortadan kaldıran disillusioning s.
saf numarası yapan disingenuous s.
saf kıza ait ingenue s.
saf kız rolüne ait ingenue s.
saf kıza uygun ingenue s.
saf kız ile ilgili ingenue s.
saf kız rolüne uygun ingenue s.
saf kız rolü ile ilgili ingenue s.
büyükbaş sürüsündeki belirli bir hayvanı saf dışı bırakmak için eğitilen (at) cutting s.
masum ve saf numarası yapan faux-naïf s.
saf salak fleeceable s.
(kant) saf aklın eleştirisi eserinin yayımı öncesi precritical s.
saf dışı bırakılan sick s.
bol miktarda saf renk tonu içeren full s.
saf ve masum childlike s.
saf saf in rows zf.
saf bir şekilde credulously zf.
saf saf innocently zf.
saf saf naively zf.
saf saf in ranks zf.
saf olarak purely zf.
saf bir şekilde unadulteratedly zf.
saf olmayan bir şekilde unchastely zf.
saf olmadan unpurely zf.
saf olmayan bir şekilde unpurely zf.
(inanç, kabul) saf saf hook line and sinker zf.
saf gibi blissfully zf.
saf biçimde purely zf.
saf kişi (informal) boob N.
saf genç kadın ingenue N.
saf kişi booby N.
saf kişi dodo N.
saf kişi chump N.
saf kimse willy N.
saf sonuç net N.
saf değiştirme defection N.
saf köylü rube N.
Öbek Fiiller
destekleme amacıyla arkasında saf tutmak line up behind f.
saf değiştirmek defect to f.
saf dışı bırakmak take down f.
birini/bir şeyi bir şeyden saf dışı bırakmak eliminate someone or something from something f.
(birini/bir şeyi bir şeyden) saf dışı bırakmak eliminate (someone or something) from (something) f.
(birini/bir şeyi) saf dışı etmek dispose of (someone or something) f.
birini/bir şeyi saf dışı etmek get around someone or something f.
saf dışı bırakmak take out f.
birini bir şeyden saf dışı bırakmak cancel someone out of something f.
saf değiştirmek defect to something f.
den saf dışı bırakmak eliminate from f.
yavaş yavaş saf dışı bırakmak nudge out f.