clear - Türkçe İngilizce Sözlük

clear

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

clear — Definition

Anlamı ve Tanımı:
açık, net, berrak, temizlemek, arındırmak
Okunuş (IPA):
(AmE /klɪr/ – BrE /klɪə/)
Terim Türü:
Sıfat: clear; Fiil: clear (clears – cleared – clearing)
Görüşü, algıyı veya anlamayı engelleyen unsurların bulunmadığı durumu; fiil olarak ise bu engelleri ortadan kaldırma eylemini ifade eden çok anlamlı kelimedir. Latince clarus “parlak, seçik” kökünden Fransızca üzerinden İngilizceye geçerek hem somut hem soyut alanlarda merkezî bir kavram hâline gelmiştir.
Eş Anlamlılar:
obvious, transparent
Zıt Anlamlılar:
obscure, cloudy

"clear" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
clear s. belirgin
The democratic deficit in open co-ordination is also becoming even clearer.
Açık koordinasyondaki demokrasi açığı da daha da belirgin hale gelmektedir.

More Sentences
clear s. net
As a lawyer, he makes a clear 150,000 pounds per year.
Bir avukat olarak yılda net 150.000 pound kazanıyor.

More Sentences
clear s. berrak
I plan to enjoy the sandy beaches and clear waters of the island.
Adadaki kumsalların ve berrak suların tadını çıkarmayı planlıyorum.

More Sentences
clear s. açık
The sky is clear now, but rain is expected in the afternoon.
Şu anda gökyüzü açık, ancak öğleden sonra yağmur bekleniyor.

More Sentences
clear s. temiz
Since 11 September, the country has in fact been a caricature of a clear conscience.
11 Eylül'den bu yana ülke aslında temiz bir vicdanın karikatürü haline geldi.

More Sentences
Genel
clear f. temize çıkarmak
Can you produce evidence to clear him?
Onu temize çıkaracak kanıtlar sunabilir misiniz?

More Sentences
clear f. berraklaşmak
The liquid cleared after he added certain chemicals.
Birtakım kimyasalları ekledikten sonra sıvı berraklaştı.

More Sentences
clear f. geçmek
Mary cleared the platforming section with ease.
Mary platform bölümünü kolaylıkla geçti.

More Sentences
clear f. kaldırmak
We are quite happy to help clear obstacles to reach the modal shift.
Modal değişikliğe ulaşılması önündeki engellerin kaldırılmasına yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız.

More Sentences
clear f. kurtarmak
The DNA test cleared him of all charges.
DNA testi onu tüm suçlamalardan kurtardı.

More Sentences
clear f. gidermek
How, though, may we clear away the doubts that surface again and again, even in the amendments before us?
Yine de önümüzde bulunan değişikliklerde bile tekrar tekrar ortaya çıkan şüpheleri nasıl giderebiliriz?

More Sentences
clear f. açıklamak
She made it clear that she didn't like him.
Ondan hoşlanmadığını açıkladı.

More Sentences
clear f. dağılmak
The mist is clearing.
Sis dağılıyor.

More Sentences
clear f. boşaltmak
Jonathan, clear my schedule for next week, starting with tonight.
Jonathan, bu geceden başlayarak gelecek haftanın programını boşalt.

More Sentences
clear f. açmak
It took all night to clear the roads after the snowstorm.
Kar fırtınasından sonra yolları açmak bütün gece sürdü.

More Sentences
clear f. aklamak
Mrs. Hastings was cleared of all charges against her.
Bayan Hastings kendisine yöneltilen tüm suçlamalardan aklanmıştır.

More Sentences
clear f. temizlenmek
Progress has also been made in clearing mines.
Mayınların temizlenmesi konusunda da ilerleme kaydedilmiştir.

More Sentences
clear f. açılmak
The sky has become clear.
Gökyüzü açıldı.

More Sentences
clear f. temizlemek
However, there are number of obstacles in our path which we near to clear out of the way.
Bununla birlikte, yolumuzda temizlememiz gereken çok sayıda engel vardır.

More Sentences
clear f. açıklığa kavuşturmak
If the criticism was unjustified, as the Commission claims, we would of course clear this up, and all would be well.
Eğer Komisyon'un iddia ettiği gibi eleştiriler haksızsa, elbette bunu açıklığa kavuştururuz ve her şey yoluna girer.

More Sentences
clear s. şeffaf
Float glass is a term for perfectly flat, clear glass (basic product).
Düz cam, tamamen düz, şeffaf cam (temel ürün) için kullanılan bir terimdir.

More Sentences
clear s. emin
He seems quite clear about his career path.
Kariyer hedefleri konusunda oldukça emin görünüyor.

More Sentences
clear s. belli
It is already clear, however, that even short term needs will run into hundreds of millions of dollars.
Ancak kısa vadeli ihtiyaçların bile yüz milyonlarca doları bulacağı şimdiden bellidir.

More Sentences
clear s. duru
Victoria has clear skin and high cheekbones.
Victoria'nın duru bir cildi ve çıkık elmacık kemikleri var.

More Sentences
clear s. bariz
There is clear evidence of breaking and entering.
Haneye tecavüze ilişkin bariz deliller mevcut.

More Sentences
clear s. ortada
One effect is at any rate clear.
Etkilerden biri her halükarda ortadadır.

More Sentences
clear s. kesin
I left it with a strong and clear mandate to conclude the enlargement negotiations.
Genişleme müzakerelerini sonuçlandırmak üzere güçlü ve kesin bir talimatla görevi bıraktım.

More Sentences
clear s. sakin
Let's decide in the morning, with a clear head.
Sabahleyin sakin bir kafayla karar verelim.

More Sentences
clear s. bulutsuz
Look at the clear sky.
Bulutsuz gökyüzüne bak.

More Sentences
clear s. bütün
It took a clear day to repair the pipe.
Boruyu onarmak için bütün bir gün gerekiyordu.

More Sentences
clear s. anlaşılır
From the report, it is clear that less progress has been made in these areas than in the area of the Internet.
Rapordan, bu alanlarda İnternet alanına kıyasla daha az ilerleme kaydedildiği anlaşılmaktadır.

More Sentences
clear s. boş
Friday is clear; should we meet then?
Cuma günü boş; o zaman buluşalım mı?

More Sentences
clear s. açık seçik
Let me make myself crystal clear.
Kendimi açık seçik ifade etmeme izin verin.

More Sentences
clear s. temiz
Since 11 September, the country has in fact been a caricature of a clear conscience.
11 Eylül'den bu yana ülke aslında temiz bir vicdanın karikatürü haline geldi.

More Sentences
clear s. parlak
Her clear green eyes sparkled with curiosity.
Parlak yeşil gözleri merakla parlıyordu.

More Sentences
clear s. aşikar
Some years after Barcelona this seems absolutely clear.
Barselona'nın birkaç yıl sonrasında, bu kesinlikle aşikâr görünüyor.

More Sentences
clear s. net
As a lawyer, he makes a clear 150,000 pounds per year.
Bir avukat olarak yılda net 150.000 pound kazanıyor.

More Sentences
clear zf. açıkça
I would like to make that very clear at this point.
Bu noktada şunu açıkça belirtmek isterim.

More Sentences
clear zf. uzağa
You should keep clear of that side of town.
Şehrin o tarafından uzak durmalısın.

More Sentences
Ticaret/Ekonomi
clear f. boşaltmak
Jonathan, clear my schedule for next week, starting with tonight.
Jonathan, bu geceden başlayarak gelecek haftanın programını boşalt.

More Sentences
clear f. halletmek
The sooner you clear the matter up with Tom, the better.
Tom'la bu meseleyi ne kadar çabuk hallederseniz o kadar iyi olur.

More Sentences
clear f. tahsil etmek
Much to our surprise, the bank cleared the cheque yesterday.
Bizim için sürpriz oldu ama banka çeki dün tahsil etti.

More Sentences
Teknik
clear s. berrak
I plan to enjoy the sandy beaches and clear waters of the island.
Adadaki kumsalların ve berrak suların tadını çıkarmayı planlıyorum.

More Sentences
clear s. net
As a lawyer, he makes a clear 150,000 pounds per year.
Bir avukat olarak yılda net 150.000 pound kazanıyor.

More Sentences
clear s. parlak
Her clear green eyes sparkled with curiosity.
Parlak yeşil gözleri merakla parlıyordu.

More Sentences
Bilgisayar
clear f. silmek
The African countries have asked us to clear their debts.
Afrika ülkeleri bizden borçlarını silmemizi istediler.

More Sentences
clear s. açık
The sky is clear now, but rain is expected in the afternoon.
Şu anda gökyüzü açık, ancak öğleden sonra yağmur bekleniyor.

More Sentences
clear s. temiz
Since 11 September, the country has in fact been a caricature of a clear conscience.
11 Eylül'den bu yana ülke aslında temiz bir vicdanın karikatürü haline geldi.

More Sentences
İnşaat
clear s. şeffaf
Float glass is a term for perfectly flat, clear glass (basic product).
Düz cam, tamamen düz, şeffaf cam (temel ürün) için kullanılan bir terimdir.

More Sentences
Denizcilik
clear f. boşaltmak
Jonathan, clear my schedule for next week, starting with tonight.
Jonathan, bu geceden başlayarak gelecek haftanın programını boşalt.

More Sentences
Meteoroloji
clear s. açık
The sky is clear now, but rain is expected in the afternoon.
Şu anda gökyüzü açık, ancak öğleden sonra yağmur bekleniyor.

More Sentences
Genel
clear i. boşluk
clear i. boş alan
clear f. kazanmak
clear f. takas etmek
clear f. bilgi vermek
clear f. aydınlatmak
clear f. açık hale getirmek
clear f. kapatmak
clear f. sıyırıp geçmek
clear f. tahliye etmek
clear f. aşmak
clear f. defolmak
clear f. elde etmek
clear f. ödemek
clear f. yerine kaldırmak
clear f. engeli aşmak
clear f. suçsuz çıkarmak
clear f. ışık tutmak
clear f. aydınlığa kavuşturmak
clear f. onayını almak
clear f. onaylamak
clear s. saf
clear s. seçik
clear s. sarih
clear s. vazıh
clear s. engelsiz
clear s. ayan
clear s. pürüzsüz (cilt)
clear s. belirli
clear s. boş (zaman açısından)
clear s. katışıksız
clear s. belgin
clear s. dolu olmayan
clear s. sarahatli
clear s. hudutsuz
clear s. aydın
clear s. meydanda
clear s. saydam
clear s. tam
clear s. peyda
clear s. zeki
clear s. celi
clear s. aydınlık
clear s. işkilsiz
clear s. açık (gök)
clear s. kolaylıkla anlaşılan
clear s. kolaylıkla duyulan
clear s. çetrefilsiz
clear s. kolay işitilir
clear s. pak
clear s. takıntısız
clear s. tiz
clear s. kuşkusu olmayan
clear s. keskin
clear s. zeki
clear s. çabuk algılayan
clear s. kolay algılayan
clear s. mutlak
clear s. salt
clear s. uzaklaşmış
clear s. bağlantısı kesilmiş
clear s. teması kesilmiş
clear s. kesinti sonrası
clear zf. tamamen
clear zf. tüm
clear zf. bütünüyle
clear zf. uzakta
clear zf. tümüyle
Konuşma Dili
clear f. net bir miktar para kazanmak
clear s. sarhoş
clear s. fitil gibi
clear s. dut gibi
clear s. küfelik
clear s. zom
clear s. zilzurna sarhoş
clear zf. sek
Ticaret/Ekonomi
clear f. borcunu ödemek
clear f. borçtan kurtulmak
clear f. gümrükten çekmek
clear f. gümrükten mal çekmek
clear f. kanuni şekle sokmak
clear f. kar etmek
clear f. tahliye etmek
clear f. yük boşaltmak
clear f. (ticaret senedi) takas odasından geçirmek
Teknik
clear s. bulanık olmayan
clear s. bağlantısı ve teması olmayan
clear s. serbest
Bilgisayar
clear i. silme
clear expr. boşalt
clear expr. sil
clear expr. temizle
Denizcilik
clear f. ayrılmak
clear f. geçiş müsaadesi almak
clear f. limanı terk etmek
Dilbilim
clear s. ince
Spor
clear f. (topu) hedeften veya savunma bölgesinden uzaklaştırmak
clear f. (lakros, hokey) topu savunma bölgesinin dışına atmak
Osmanlıca
clear s. zahir

"clear" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
be clear f. belli olmak
become clear f. belli olmak
Genel
clear conscience i. vicdan rahatlığı
clear span i. serbest açıklık
a clear conscience i. gönül rahatlığı
clear water i. duru su
clear weather i. açık hava
clear thinker i. mantıklı düşünen kimse
clear ice i. cam buz
a clear majority i. büyük bir çoğunluk
all clear i. tehlike geçti işareti
clear lumber i. kusursuz kereste
clear opening i. serbest açıklık
clear syrup i. beyaz şurup
a clear day i. bütün gün
becoming clear i. tebarüz
clear stance i. açık tavır
clear identity i. açık kimlik
one that become clear i. belirginleşen
(a) clear understanding i. net (bir) anlayış
(a) clear understanding i. net (bir) kavrayış
(a) clear understanding i. net (bir) kavrama
clear understanding i. tam olarak anlama
clear understanding i. net olarak kavrama
clear water i. berrak su
clear distance i. temiz açıklık
clear opening i. net açıklık
clear channel i. şifresiz kanal
clear data i. şifresiz veri
clear spacing i. temiz açıklık
clear glass i. saydam cam
clear-water reservoir i. temiz su deposu
clear-air turbulence i. açık hava türbülansı
clear-headedness i. ayıklık
crystal-clear fact i. su götürmez gerçek
clear box tape i. şeffaf koli bandı
clear packing tape i. şeffaf koli bandı
clear box sealing tape i. şeffaf koli bandı
clear tape i. şeffaf bant
clear packaging tape i. şeffaf koli bandı
a clear message i. açık bir mesaj
a clear mind i. salim kafa
a clear mind i. zihin açıklığı
clear book i. şeffaf dosya klasörü
clear bag i. şeffaf çanta
clear defect i. açık ayıp
clear-thinking i. mantıklı düşünme
clear voice i. berrak ses
clear voice i. net ses
clear and unambiguous definition i. açık ve belirsizliğe yer vermeyen tanım
clear and unambiguous definition i. açık ve belirsizliğe mahal vermeyen tanım
clear-headedness i. akıllılık
a clear picture i. net bir resim
clear account i. bakiyesiz hesap
clear thinking i. açık düşünme
clear picture i. net resim
clear answer i. net cevap
clear introduction i. net giriş
clear evidence i. kesin kanıt
clear writing i. açık yazı
clear night i. bulutsuz gece
clear threat i. açık tehdit
clear plastic i. şeffaf plastik
clear-up i. hesap tasfiyesi
clear-sightedness i. muhakeme becerisi
clear-up i. hesap mutabakatı
clear-sightedness i. idrak becerisi
clear-sightedness i. ayırt etme becerisi
clear off f. bitirmek
make something clear f. bir şeyi belli etmek
stand clear f. uzak durmak
become clear f. durulmak
get clear of f. el çekmek
clear out f. tahliye etmek
clear away f. toplamak
clear up f. gidermek (hastalığı)
clear up f. esrar perdesini kaldırmak
make clear f. belirginleştirmek
clear off f. ortadan kaldırmak
be in the clear f. izin vermek
be in the clear f. kapatmak (borcu)
be in the clear f. kaldırmak (bir şeyi bir yerden)
be in the clear f. açılmak
clear away f. toparlamak
clear up f. çözümlemek
clear away f. dağılmak
make clear f. durultmak
clear up f. halletmek
be in the clear f. gitmek (sis)
clear away f. yok olmak
clear up f. toplamak
clear away f. etrafı toparlamak
clear up f. bilgi vermek
clear through customs f. gümrükten geçirmek
clear up f. çözülmek
clear something up f. düzene sokmak
clear away f. kaybolmak
clear away f. açmak
clear land f. arazi açmak
be in the clear f. uzaklaştırmak (bir şeyi bir yerden)
make clear f. adını koymak
clear away f. kaldırmak
clear off f. defolmak
clear up f. aydınlanmak
keep clear of f. sakınmak
clear up f. açıklığa kavuşturmak
clear away f. ortadan kaldırmak
clear the table f. sofrayı kaldırmak
be in the clear with f. izin almak (birinden bir şey için)
stand clear of f. birinden uzak kalmak
be in the clear f. açılmak (gökyüzü/hava)
clear off f. ortadan kaybolmak
clear of f. arındırmak
clear away f. temizlemek
clear out f. ortadan kaybolmak
be in the clear f. yok etmek (bir şeyi bir yerden)
clear the ball f. topu uzaklaştırmak
keep clear of f. çekinmek
be in the clear f. gidermek (bulutları/sisi)
be in the clear f. şüphe altında olmamak
clear out f. boşaltmak
clear through the customs f. gümrükten çıkarmak
make clear f. belli etmek
become clear f. berraklaşmak
become clear f. tebarüz etmek
clear out of f. toz olmak
clear out f. defolmak
stand clear of f. sakınmak
stand clear of f. bir şeyi kullanmamak
clear up f. parlatmak
stand clear of f. bir şeyden zarar görmeyecek kadar bir mesafede durmak
clear something up f. toparlamak
make something clear f. bir şeyi belirtmek
stand clear f. bir şeyden zarar görmeyecek kadar bir mesafede durmak
stand clear of f. uzak durmak
clear up f. düzene koymak
clear up f. geçmek (hastalık)
clear up f. tasfiye etmek
make clear f. netleştirmek
clear the air f. şüpheleri gidermek
make something clear f. açıklamak
clear up f. etrafı toparlamak
clear up f. çözmek
clear up f. açmak
clear out f. toz olmak
clear something away f. kaldırmak
clear up f. bulmak
clear off f. tabanları yağlamak
clear up f. parlaklaşmak
become clear f. belirginleşmek