| English | Turkish | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | clear adj. | belirgin | ||
|
The democratic deficit in open co-ordination is also becoming even clearer. Açık koordinasyondaki demokrasi açığı da daha da belirgin hale gelmektedir. More Sentences |
||||
| Common Usage | clear adj. | net | ||
|
As a lawyer, he makes a clear 150,000 pounds per year. Bir avukat olarak yılda net 150.000 pound kazanıyor. More Sentences |
||||
| Common Usage | clear adj. | berrak | ||
|
I plan to enjoy the sandy beaches and clear waters of the island. Adadaki kumsalların ve berrak suların tadını çıkarmayı planlıyorum. More Sentences |
||||
| Common Usage | clear adj. | açık | ||
|
The sky is clear now, but rain is expected in the afternoon. Şu anda gökyüzü açık, ancak öğleden sonra yağmur bekleniyor. More Sentences |
||||
| Common Usage | clear adj. | temiz | ||
|
Since 11 September, the country has in fact been a caricature of a clear conscience. 11 Eylül'den bu yana ülke aslında temiz bir vicdanın karikatürü haline geldi. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | clear v. | temize çıkarmak | ||
|
Can you produce evidence to clear him? Onu temize çıkaracak kanıtlar sunabilir misiniz? More Sentences |
||||
| General | clear v. | berraklaşmak | ||
|
The liquid cleared after he added certain chemicals. Birtakım kimyasalları ekledikten sonra sıvı berraklaştı. More Sentences |
||||
| General | clear v. | geçmek | ||
|
Mary cleared the platforming section with ease. Mary platform bölümünü kolaylıkla geçti. More Sentences |
||||
| General | clear v. | kaldırmak | ||
|
We are quite happy to help clear obstacles to reach the modal shift. Modal değişikliğe ulaşılması önündeki engellerin kaldırılmasına yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız. More Sentences |
||||
| General | clear v. | kurtarmak | ||
|
The DNA test cleared him of all charges. DNA testi onu tüm suçlamalardan kurtardı. More Sentences |
||||
| General | clear v. | gidermek | ||
|
How, though, may we clear away the doubts that surface again and again, even in the amendments before us? Yine de önümüzde bulunan değişikliklerde bile tekrar tekrar ortaya çıkan şüpheleri nasıl giderebiliriz? More Sentences |
||||
| General | clear v. | açıklamak | ||
|
She made it clear that she didn't like him. Ondan hoşlanmadığını açıkladı. More Sentences |
||||
| General | clear v. | dağılmak | ||
|
The mist is clearing. Sis dağılıyor. More Sentences |
||||
| General | clear v. | boşaltmak | ||
|
Jonathan, clear my schedule for next week, starting with tonight. Jonathan, bu geceden başlayarak gelecek haftanın programını boşalt. More Sentences |
||||
| General | clear v. | açmak | ||
|
It took all night to clear the roads after the snowstorm. Kar fırtınasından sonra yolları açmak bütün gece sürdü. More Sentences |
||||
| General | clear v. | aklamak | ||
|
Mrs. Hastings was cleared of all charges against her. Bayan Hastings kendisine yöneltilen tüm suçlamalardan aklanmıştır. More Sentences |
||||
| General | clear v. | temizlenmek | ||
|
Progress has also been made in clearing mines. Mayınların temizlenmesi konusunda da ilerleme kaydedilmiştir. More Sentences |
||||
| General | clear v. | açılmak | ||
|
The sky has become clear. Gökyüzü açıldı. More Sentences |
||||
| General | clear v. | temizlemek | ||
|
However, there are number of obstacles in our path which we near to clear out of the way. Bununla birlikte, yolumuzda temizlememiz gereken çok sayıda engel vardır. More Sentences |
||||
| General | clear v. | açıklığa kavuşturmak | ||
|
If the criticism was unjustified, as the Commission claims, we would of course clear this up, and all would be well. Eğer Komisyon'un iddia ettiği gibi eleştiriler haksızsa, elbette bunu açıklığa kavuştururuz ve her şey yoluna girer. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | şeffaf | ||
|
Float glass is a term for perfectly flat, clear glass (basic product). Düz cam, tamamen düz, şeffaf cam (temel ürün) için kullanılan bir terimdir. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | emin | ||
|
He seems quite clear about his career path. Kariyer hedefleri konusunda oldukça emin görünüyor. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | belli | ||
|
It is already clear, however, that even short term needs will run into hundreds of millions of dollars. Ancak kısa vadeli ihtiyaçların bile yüz milyonlarca doları bulacağı şimdiden bellidir. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | duru | ||
|
Victoria has clear skin and high cheekbones. Victoria'nın duru bir cildi ve çıkık elmacık kemikleri var. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | bariz | ||
|
There is clear evidence of breaking and entering. Haneye tecavüze ilişkin bariz deliller mevcut. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | ortada | ||
|
One effect is at any rate clear. Etkilerden biri her halükarda ortadadır. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | kesin | ||
|
I left it with a strong and clear mandate to conclude the enlargement negotiations. Genişleme müzakerelerini sonuçlandırmak üzere güçlü ve kesin bir talimatla görevi bıraktım. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | sakin | ||
|
Let's decide in the morning, with a clear head. Sabahleyin sakin bir kafayla karar verelim. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | bulutsuz | ||
|
Look at the clear sky. Bulutsuz gökyüzüne bak. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | bütün | ||
|
It took a clear day to repair the pipe. Boruyu onarmak için bütün bir gün gerekiyordu. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | anlaşılır | ||
|
From the report, it is clear that less progress has been made in these areas than in the area of the Internet. Rapordan, bu alanlarda İnternet alanına kıyasla daha az ilerleme kaydedildiği anlaşılmaktadır. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | boş | ||
|
Friday is clear; should we meet then? Cuma günü boş; o zaman buluşalım mı? More Sentences |
||||
| General | clear adj. | açık seçik | ||
|
Let me make myself crystal clear. Kendimi açık seçik ifade etmeme izin verin. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | temiz | ||
|
Since 11 September, the country has in fact been a caricature of a clear conscience. 11 Eylül'den bu yana ülke aslında temiz bir vicdanın karikatürü haline geldi. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | parlak | ||
|
Her clear green eyes sparkled with curiosity. Parlak yeşil gözleri merakla parlıyordu. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | aşikar | ||
|
Some years after Barcelona this seems absolutely clear. Barselona'nın birkaç yıl sonrasında, bu kesinlikle aşikâr görünüyor. More Sentences |
||||
| General | clear adj. | net | ||
|
As a lawyer, he makes a clear 150,000 pounds per year. Bir avukat olarak yılda net 150.000 pound kazanıyor. More Sentences |
||||
| General | clear adv. | açıkça | ||
|
I would like to make that very clear at this point. Bu noktada şunu açıkça belirtmek isterim. More Sentences |
||||
| General | clear adv. | uzağa | ||
|
You should keep clear of that side of town. Şehrin o tarafından uzak durmalısın. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | clear v. | boşaltmak | ||
|
Jonathan, clear my schedule for next week, starting with tonight. Jonathan, bu geceden başlayarak gelecek haftanın programını boşalt. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | clear v. | halletmek | ||
|
The sooner you clear the matter up with Tom, the better. Tom'la bu meseleyi ne kadar çabuk hallederseniz o kadar iyi olur. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | clear v. | tahsil etmek | ||
|
Much to our surprise, the bank cleared the cheque yesterday. Bizim için sürpriz oldu ama banka çeki dün tahsil etti. More Sentences |
||||
| Technical | ||||
| Technical | clear adj. | berrak | ||
|
I plan to enjoy the sandy beaches and clear waters of the island. Adadaki kumsalların ve berrak suların tadını çıkarmayı planlıyorum. More Sentences |
||||
| Technical | clear adj. | net | ||
|
As a lawyer, he makes a clear 150,000 pounds per year. Bir avukat olarak yılda net 150.000 pound kazanıyor. More Sentences |
||||
| Technical | clear adj. | parlak | ||
|
Her clear green eyes sparkled with curiosity. Parlak yeşil gözleri merakla parlıyordu. More Sentences |
||||
| Computer | ||||
| Computer | clear v. | silmek | ||
|
The African countries have asked us to clear their debts. Afrika ülkeleri bizden borçlarını silmemizi istediler. More Sentences |
||||
| Computer | clear adj. | açık | ||
|
The sky is clear now, but rain is expected in the afternoon. Şu anda gökyüzü açık, ancak öğleden sonra yağmur bekleniyor. More Sentences |
||||
| Computer | clear adj. | temiz | ||
|
Since 11 September, the country has in fact been a caricature of a clear conscience. 11 Eylül'den bu yana ülke aslında temiz bir vicdanın karikatürü haline geldi. More Sentences |
||||
| Construction | ||||
| Construction | clear adj. | şeffaf | ||
|
Float glass is a term for perfectly flat, clear glass (basic product). Düz cam, tamamen düz, şeffaf cam (temel ürün) için kullanılan bir terimdir. More Sentences |
||||
| Marine | ||||
| Marine | clear v. | boşaltmak | ||
|
Jonathan, clear my schedule for next week, starting with tonight. Jonathan, bu geceden başlayarak gelecek haftanın programını boşalt. More Sentences |
||||
| Meteorology | ||||
| Meteorology | clear adj. | açık | ||
|
The sky is clear now, but rain is expected in the afternoon. Şu anda gökyüzü açık, ancak öğleden sonra yağmur bekleniyor. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | clear n. | boşluk | ||
| General | clear n. | boş alan | ||
| General | clear v. | kazanmak | ||
| General | clear v. | takas etmek | ||
| General | clear v. | bilgi vermek | ||
| General | clear v. | aydınlatmak | ||
| General | clear v. | açık hale getirmek | ||
| General | clear v. | kapatmak | ||
| General | clear v. | sıyırıp geçmek | ||
| General | clear v. | tahliye etmek | ||
| General | clear v. | aşmak | ||
| General | clear v. | defolmak | ||
| General | clear v. | elde etmek | ||
| General | clear v. | ödemek | ||
| General | clear v. | yerine kaldırmak | ||
| General | clear v. | engeli aşmak | ||
| General | clear v. | suçsuz çıkarmak | ||
| General | clear v. | ışık tutmak | ||
| General | clear v. | aydınlığa kavuşturmak | ||
| General | clear v. | onayını almak | ||
| General | clear v. | onaylamak | ||
| General | clear adj. | saf | ||
| General | clear adj. | seçik | ||
| General | clear adj. | sarih | ||
| General | clear adj. | vazıh | ||
| General | clear adj. | engelsiz | ||
| General | clear adj. | ayan | ||
| General | clear adj. | pürüzsüz (cilt) | ||
| General | clear adj. | belirli | ||
| General | clear adj. | boş (zaman açısından) | ||
| General | clear adj. | katışıksız | ||
| General | clear adj. | belgin | ||
| General | clear adj. | dolu olmayan | ||
| General | clear adj. | sarahatli | ||
| General | clear adj. | hudutsuz | ||
| General | clear adj. | aydın | ||
| General | clear adj. | meydanda | ||
| General | clear adj. | saydam | ||
| General | clear adj. | tam | ||
| General | clear adj. | peyda | ||
| General | clear adj. | zeki | ||
| General | clear adj. | celi | ||
| General | clear adj. | aydınlık | ||
| General | clear adj. | işkilsiz | ||
| General | clear adj. | açık (gök) | ||
| General | clear adj. | kolaylıkla anlaşılan | ||
| General | clear adj. | kolaylıkla duyulan | ||
| General | clear adj. | çetrefilsiz | ||
| General | clear adj. | kolay işitilir | ||
| General | clear adj. | pak | ||
| General | clear adj. | takıntısız | ||
| General | clear adj. | tiz | ||
| General | clear adj. | kuşkusu olmayan | ||
| General | clear adj. | keskin | ||
| General | clear adj. | zeki | ||
| General | clear adj. | çabuk algılayan | ||
| General | clear adj. | kolay algılayan | ||
| General | clear adj. | mutlak | ||
| General | clear adj. | salt | ||
| General | clear adj. | uzaklaşmış | ||
| General | clear adj. | bağlantısı kesilmiş | ||
| General | clear adj. | teması kesilmiş | ||
| General | clear adj. | kesinti sonrası | ||
| General | clear adv. | tamamen | ||
| General | clear adv. | tüm | ||
| General | clear adv. | bütünüyle | ||
| General | clear adv. | uzakta | ||
| General | clear adv. | tümüyle | ||
| Colloquial | ||||
| Colloquial | clear v. | net bir miktar para kazanmak | ||
| Colloquial | clear adj. | sarhoş | ||
| Colloquial | clear adj. | fitil gibi | ||
| Colloquial | clear adj. | dut gibi | ||
| Colloquial | clear adj. | küfelik | ||
| Colloquial | clear adj. | zom | ||
| Colloquial | clear adj. | zilzurna sarhoş | ||
| Colloquial | clear adv. | sek | ||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | clear v. | borcunu ödemek | ||
| Trade/Economic | clear v. | borçtan kurtulmak | ||
| Trade/Economic | clear v. | gümrükten çekmek | ||
| Trade/Economic | clear v. | gümrükten mal çekmek | ||
| Trade/Economic | clear v. | kanuni şekle sokmak | ||
| Trade/Economic | clear v. | kar etmek | ||
| Trade/Economic | clear v. | tahliye etmek | ||
| Trade/Economic | clear v. | yük boşaltmak | ||
| Trade/Economic | clear v. | (ticaret senedi) takas odasından geçirmek | ||
| Technical | ||||
| Technical | clear adj. | bulanık olmayan | ||
| Technical | clear adj. | bağlantısı ve teması olmayan | ||
| Technical | clear adj. | serbest | ||
| Computer | ||||
| Computer | clear n. | silme | ||
| Computer | clear expr. | boşalt | ||
| Computer | clear expr. | sil | ||
| Computer | clear expr. | temizle | ||
| Marine | ||||
| Marine | clear v. | ayrılmak | ||
| Marine | clear v. | geçiş müsaadesi almak | ||
| Marine | clear v. | limanı terk etmek | ||
| Linguistics | ||||
| Linguistics | clear adj. | ince | ||
| Sport | ||||
| Sport | clear v. | (topu) hedeften veya savunma bölgesinden uzaklaştırmak | ||
| Sport | clear v. | (lakros, hokey) topu savunma bölgesinin dışına atmak | ||
| Ottoman Turkish | ||||
| Ottoman Turkish | clear adj. | zahir | ||