bütün - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

bütün



"bütün" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 59 sonuç

Türkçe İngilizce
Common Usage
bütün all i.
bütün complete s.
bütün entire s.
bütün whole s.
General
bütün aggregate i.
bütün the total i.
bütün continuum i.
bütün totality i.
bütün monolith i.
bütün a whole i.
bütün entirety i.
bütün sum total i.
bütün complement i.
bütün whole i.
bütün utter s.
bütün the whole s.
bütün clear s.
bütün round s.
bütün thorough s.
bütün every s.
bütün unbroken s.
bütün sheer s.
bütün all the s.
bütün omni s.
bütün livelong s.
bütün full s.
bütün gross s.
bütün undivided s.
bütün one and only s.
bütün solid s.
bütün all s.
bütün unitary s.
bütün total s.
bütün complete s.
bütün plenary s.
bütün integral s.
bütün outright s.
bütün entire s.
bütün integrate s.
bütün intact s.
bütün all-out s.
bütün out-and-out s.
bütün grand s.
bütün entirely zf.
bütün in full zf.
bütün all over the ed.
bütün holo ök.
Phrases
bütün hool (whole)
Law
bütün unity
Technical
bütün whole
bütün overall
bütün integer
bütün integral
bütün all
bütün total
Math
bütün integral
Biochemistry
bütün intact
bütün complete
Music
bütün ensemble

"bütün" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

Türkçe İngilizce
General
bütün ihtimalleri düşünmek look around f.
bütün bütün yutmak swallow up f.
elde etmek için bütün gayretiyle çalışmak gun for f.
çözmek (bütün bir yapıyı) disincorporate f.
bütün malını satın almak buy out f.
bütün hisselerini almak buy out f.
bütün dikkatini bir işe çevirmek apply oneself to f.
bütün malını satmak sell out f.
bütün hisseleri satın almak buy out f.
bütün gücünü tüketmek spend oneself f.
bütün oluşturmak form a wholeness f.
bir bütün halinde toplamak embody f.
bütün boyutlarıyla ele almak scrutinize f.
bir şeye bir bütün olarak bakmak keep something in perspective f.
bütün boyutlarıyla ele almak take up in detail f.
bütün işlerini halletmek settle one's affairs f.
bütün boyutlarıyla ele almak consider in detail f.
bütün boyutlarıyla ele almak take up comprehensively f.
bütün kuvvetini tüketmek exhaust f.
bütün boyutlarıyla ele almak discuss something in utter detail f.
bütün boyutlarıyla ele almak discuss something with scrupulous attention to detail f.
bütün olarak ele almak deal with a (subject/matter) entirely f.
bütün olarak ele almak handle something as a whole f.
bütün parayı toplamak (rulette) break the bank f.
bütün parsayı toplamak break the bank f.
birinin bütün kemiklerini kırmak break every bone in somebody's body f.
bütün ödülleri kazanmak clear the deck f.
onun hakkında bütün gerçekleri öğrenmek get the low-down on him f.
bütün gece çalışmak pull an all-nighter f.
bütün haline gelmek coalesce f.
ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak görememek can't see the woods for the trees f.
bütün haline getirmek unify f.
bütün gücünü tüketmek take it out of someone f.
bütün hayatını çocukları üzerine kurmak build one’s whole life around his/her children f.
bütün giysilerini çıkarmak strip the buff f.
bütün gece ayakta kalmak stay up all night f.
bütün gece uyumamak stay up all night f.
bütün gayretini tek noktaya toplamak zero in on f.
bütün olmak become one f.
bir bütün teşkil etmek constitute a whole f.
bir bütün teşkil etmek form a whole f.
bir bütün teşkil etmek make (up) a whole f.
bir bütün teşkil etmek comprise a whole f.
bütün hikayeyi bilmek know the whole story f.
bütün ülkeye yayılmak spread country-wide f.
bütün ülke sathına yayılmak spread country-wide f.
bütün detayları anlatmak tell every detail f.
bütün sorumluluğu kabul etmek assume full responsibility f.
bütün sorumluluğu üstlenmek assume full responsibility f.
bütün sorumluluğu almak assume full responsibility f.
bütün dikkatini vermek focus on f.
bütün dikkatini vermek give full attention/focus to something f.
(köpek) bütün gece ulumak howl all night long f.
(telefon) bütün hafta sonu susmak bilmemek not stop ringing all weekend f.
(birlikte) çalıştığı herkesle/bütün insanlara arkadaş olmak istemek make friends with all the people he/she work with f.
bütün ailesini kaybetmek lose one's entire family f.
bütün ailesini bir kazada kaybetmek lose one's entire family in an accident f.
bütün ailesini bir kazada yitirmek lose one's entire family in an accident f.
anlamlı bir bütün oluşturmak constitute a meaningful whole f.
anlamlı bir bütün oluşturmak create a meaningful whole f.
bütün boyutlarıyla ele almak scrutinise f.
bütün gün bilgisayarda olmak be on the computer all day f.
bütün gün bilgisayar/bilgisayarın başında olmak be on the computer all day f.
bütün gün bilgisayarda takılmak be on the computer all day f.
bütün gün evde oturmak sit at home all day f.
bütün dünyada bilinmek be known all over the world f.
bütün imkanları tüketmek exhaust all possibilities f.
bir bütün olmak be a one f.
bütün malını satın alma buyout i.
bütün dünyada the world over i.
bütün fileto whole loin i.
bütün sistem systemwide i.
bütün şey integral i.
bütün siyasi gücü elinde tutan grup oligarchy i.
bütün vatandaşlar citizenry i.
bütün eserler complete works i.
bütün dünya whole world i.
parça bütün ilişkisi meronymy i.
bütün kapıları açan anahtar passkey i.
bir bütün halinde toplama embodying i.
bir bütün halinde toplayan embodier i.
bütün gün a clear day i.
bütün sözcükler/kelimeler (bir dilde bulunan) vocabulary i.
bütün kötülüklerin anası the roots of evilness i.
papazdan başka bütün halk laity i.
bütün siyasi gücü elinde tutan kişiler oligarchy i.
bütün yaşam ve tabiatın görünmez ve sonsuz olanın ruhani simgeleri ve anlamlarıyla dolu olduğuna inanan bir görüş sacramentalism i.
ulusun bütün tanrıları pantheon i.
türlü çeşitleri içeren bir bütün assortment i.
bütün gün whole day i.
bütün dünya entire world i.
bütün odaları arka arkaya sıralanan tek bir oda genişliğindeki ev shotgun i.
bütün renklere hassas film panchromatic film i.
bütün vücudu one's whole body i.
bütün engellere rağmen a slim chance i.
yazarın bütün masrafları karşılaması şartıyla kitabın yayınlanması vanity publishing i.
yazarın bütün masrafları karşılaması şartıyla kitabı yayınlayan yayınevi vanity publisher i.
yazarın bütün masrafları karşılaması şartıyla kitabı yayınlayan yayınevi vanity press i.
bütün plan whole plan i.
bütün plan entire plan i.
bütün aile entire family i.
bütün süreç whole process i.
bütün vucut maruz kalması whole-body exposure i.
bir bütün olarak boru veya borular tubing i.
bütün yaz whole summer i.
bütün zaman whole time i.
bölünmez bütün indivisible integrity i.
ayrılmaz bir bütün an inseparable whole i.
ayrılmaz bir bütün an indivisible whole i.
bütün noktalar all the points i.
bütün dönem whole/entire period i.
dünyanın bütün zamanı all the time of the world i.
bütün vücut entire body i.
bütün vücut whole body i.
bütün sebep whole reason i.
bütün gezegen whole planet i.
(bütün) ömrü boyunca one's entire lifetime i.
bütün şarkı the entire song i.
bütün ekip the whole team i.
bütün sorumluluğu kabul etme assuming full responsibility i.
bütün birimler all units i.
ingilizce'deki bütün kelimeler all the words in english i.
bütün köy the whole village i.
bütün hafta entire week i.
anlamlı bir bütün a meaningful whole i.
dünyadaki bütün çocuklar all the children in the world i.
ölürken kişinin bütün hayatını hatırlaması life review i.
bütün mevsimler all seasons i.
bütün bir gün a whole day i.
bütün dünyanın birbirine bağlı ve bağımlı olması ve insanların buna uygun davranması one-world i.
bütün insanlar all people i.
bütün insanlar all the people i.
sorduğumuz bütün sorular all the questions we asked i.
bütün yurttaşlar citizenry i.
bütün yurttaşlar citizenry i.
bütün bir muzun üzerine birkaç top dondurma, aromalı şurup, meyve ve fındık kremşanti ile servis edilen tatlı banana split i.
dini bütün prayerful s.
bütün üyelerin hazır bulunduğu plenary s.
bütün dünyayı kapsayan global s.
bütün millete ait nationwide s.
bütün üyelerin hazır bulunduğu (toplantı/kurul) plenary s.
bütün borçlarını ödeyebilen (kimse) solvent s.
dini bütün pious s.
dini bütün religious s.
bütün kiliseleri temsil eden ecumenic s.
dini bütün devout s.
daha bütün sheerer s.
bütün engellere rağmen not likely to happen s.
bütün gece süren (bir olay) all-night s.
dini bütün god-fearing s.
bütün yıl boyunca year-round s.
bütün yıl devam eden year-round s.
bütün olasılıkları içeren blanket s.
bütün vücutla ilgili systemic s.
bütün boyutlardaki of all sizes s.
bütün kızlar gibi like all girls s.
bütün halde olan unitive s.
ve bütün benzerleri and all s.
bütün bütün altogether zf.
bütün kuvvetiyle in full blast zf.
bütün vakit right along zf.
bütün tehlikelere rağmen at all hazards zf.
bütün eşyası ile bag and baggage zf.
bütün ömrümde in all my experience zf.
bütün civarda for many miles around zf.
bütün olarak as a whole zf.
bütün olan bitenden sonra after all zf.
bütün bütün for good zf.
bütün kuvvetiyle for dear life zf.
bütün hayatım boyunca in all my experience zf.
bütün yıl all the year round zf.
bütün hızıyla with all speed zf.
bütün dünyada throughout the world zf.
bütün gece all night long zf.
bütün olarak in the lump zf.
bütün bütün totally zf.
bütün varlığıyla body and soul zf.
bütün bütün thru and thru zf.
bütün dünyayı verecek olsalar for all the world zf.
bütün ayrıntılarıyla warts and all zf.
bütün bütün up to the hilt zf.
bütün kuvvetiyle in force zf.
bir bütün olarak as a whole zf.
bütün bütün utterly zf.
bütün bütün whole zf.
bir bütün olarak in the aggregate zf.
bütün yıl boyunca year by year out zf.
bütün bütün through and through zf.
bütün zorluklara rağmen come hell or high water zf.
bütün kalbiyle from one's heart zf.
genellikle bütün ayrıntılarıyla at large zf.
bütün gün boyunca all day long zf.
bütün olarak totally zf.
bütün hızı ile in full career zf.
bütün bütün completely zf.
bütün yıl through the year zf.
dini bütün bir şekilde prayerfully zf.
bütün eşyasıyla bag and baggage zf.
bütün kapsamı ile in the large zf.
bütün suçlamalardan uzak beyond all blame zf.
bütün olarak outright zf.
bütün gün all day zf.
bütün gün early and late zf.
bütün çıplaklığıyla without hiding anything zf.
bütün ömrümde in all my born days zf.
bölünmez bir bütün olarak holistically zf.
bütün hızıyla in full course zf.
bütün ayrıntılarıyla at large zf.
bütün dünyada worldwide zf.
bütün olarak undividedly zf.
bütün olarak sheerly zf.
bütün bütün sheerly zf.
bütün bir yıl all year round zf.
bütün gün all day long zf.
bütün gün day long zf.
bütün bunların yanında besides all these zf.
bütün bunlara rağmen even then zf.
bütün bunlara rağmen notwithstanding zf.
bütün bunlara rağmen despite all zf.
bütün bunlara rağmen even so zf.
bütün bunlara rağmen nevertheless zf.
bütün bunlara rağmen for all that zf.
bütün bunlara rağmen still zf.
dünyanın bütün ülkelerinde in all the countries of the world zf.
bütün risklere karşı against all risks zf.
bütün gün full time zf.
bütün kuvvetiyle all-out zf.
bütün halinde bodily zf.
bütün olarak bodily zf.
bütün yıl boyunca year round zf.
bütün olarak in full zf.
bütün dünyada all over the world zf.
bütün diğer zamanlarda at all other times zf.
yarın bütün gün all day tomorrow zf.
bütün hayatımda in whole of my life zf.
bütün yaşamımda in whole of my life zf.
bütün yönleriyle thoroughly zf.
bütün yanlarıyla fully zf.
bütün yönleriyle absolutely zf.
bütün yönleriyle at all point zf.
bütün yönleriyle completely zf.
bütün yanlarıyla entirely zf.
bütün yönleriyle in its entirety zf.
bütün yönleriyle fully zf.
bütün yönleriyle altogether zf.
bütün yanlarıyla in all its aspects zf.
bütün yanlarıyla thoroughly zf.
bütün yönleriyle wholly zf.
bütün yanlarıyla at all point zf.
bütün yanlarıyla in its entirety zf.
bütün yönleriyle entirely zf.
bütün yönleriyle totally zf.
bütün yanlarıyla wholly zf.
bütün yanlarıyla totally zf.
bütün yanlarıyla absolutely zf.
bütün yönleriyle in all its aspects zf.
bütün yanlarıyla altogether zf.
bütün yanlarıyla completely zf.
bütün gücüyle in force zf.
bütün sabah all morning zf.
bütün olarak completely zf.
bütün ciddiyetiyle in all seriousness zf.
bütün izleriyle birlikte with every trace zf.
bütün bir yıl boyunca for a whole year zf.
bütün olarak as a whole zf.
bütün yaşamı boyunca for life zf.
bütün yönleriyle agreed zf.
bütün bunların yanında apart from all these ed.
bütün bunlara rağmen howbeit bağ.
bütün nedeni all because bağ.
bütün mesele burada there it is ünl.
bir bütün a one
Phrasals
bütün kalbiyle ve hiç sorgulamaksızın inanmak buy into
(nesneler için) bir bütün oluşturmak belong together
bütün dikkatini bir şey üzerinde toplamak zero in on something
Phrases
sevgi bütün kalpleri yumuşatır love makes all hearts gentle
bütün kalbimle with my whole heart
bütün kuvvetimle as far as in me lies
bütün kalbimle with all my soul
bütün kalbimle with all my heart
bütün engellere rağmen in spite of the low chances
olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu to be, or not to be, that is the question
bütün çabuklukla with all despatch
bütün yıl boyunca all the year round
bütün bunlara rağmen in spite of all these things
bütün hayatımda in my whole life
bütün yaşamımda in my whole life
bütün yaşamımda in my entire life
bütün hayatımda in my entire life
bütün yanlarıyla in every way
bütün yönleriyle in every way
bütün dünyada all over the earth
bütün bu nedenler düşünüldüğünde when all these reasons are taken into consideration/account
bütün bu nedenler düşünüldüğünde considering all these reasons
bütün bunlardan sonra after all of this
bütün bunlardan önce before all of this
dünyanın bütün işçileri, birleşin! proletarier aller länder, vereinigt euch!
dünyanın bütün işçileri, birleşin! workers of all lands, unite!
bütün zaman entire time
bütün sene boyunca all year long
bütün yıl all year long
bütün şartlar karşılanırsa if all conditions are met
bütün olarak (bir mülkiyetin devredilmesinde) rump and stump
dünyadaki bütün şeylerin dışında out of all the things in the world
Proverb
gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone
karanlıkta bütün kediler gridir all cats are gray in the dark
bugün burada yarın bütün dünyaca (tanınacak/bilinecek) today here tomorrow the world
Colloquial
bütün engellere rağmen against the chances
bütün gücüyle like blue murder
bütün gücüyle flat out
bütün dikkatiyle all eyes
bütün gücüyle vurmak smite hip and thigh
bütün gün twenty four hours a day
bütün gücüyle all out
bütün cesaretini toplamak screw up one's courage
bütün bunlar olup biterken meantime
bütün bunlar olup biterken meanwhile
mevcut olan bütün imkanları kullanarak by any means necessary
mevcut olan bütün imkanları kullanarak by all available means
bütün bunlara rağmen in spite of all
bütün bunlara rağmen despite all
bütün hayatımda in whole of my life
bütün yaşamımda in my whole life
bütün hayatımda in my whole life
bütün hayatımda in my entire life
bütün yaşamımda in whole of my life
bütün yaşamımda in my entire life
bütün gün all the livelong day
bütün gözler üstümde all eyes are on me
bütün gözler üstümde all eyes on me
bütün gün from dawn to dusk
bütün ekibini öldürmek murder one’s entire team
bu bütün gecenizi alır it'll take you all night
bütün bunları unutun forget about all this
dikkat dikkat bütün birimler attention all units
bütün birimlerin dikkatine all units be advised
bütün birimlerin dikkatine attention all units
dikkat dikkat bütün birimler all units be advised
hayattaki bütün sorunlar all the problems in life
bütün çıkışları tutun cover all the exits
Idioms
bütün hayatı boyunca man and boy
bütün engellere rağmen against the clock
bütün kozlar oynandığında when the chips are down
bütün parayı kazanmak break the bank
bütün oluşturmak make up
bütün bütün for good and all
bütün gücünü harcamak bust a gut
bütün gün the livelong day
bütün olarak (değerlendirildiğinde) all in all
gerçeği bütün açıklığıyla söylemek come clean
bütün gün aralıksız uyumak sleep the clock round
bütün çevrede far and wide
bütün kalbiyle body and soul
bütün benliğiyle body and soul
bütün hızıyla at full lick
bütün varlığıyla body and soul
bütün parasını almak bleed someone white
bütün gece içmek go on a bat
bütün yollar roma'ya çıkar all roads lead to rome
bütün insanlar all the world and his wife
bütün gün ve gece çalışmak work round the clock
dünyanın bütün nimetleri ayaklarının altında the world is one's oyster
amaca ulaşmak için bütün yolları denemek play the angles
bütün bütün neck and crop
bütün dünyaya ilan etmek scream something from the rooftops
bütün dünyaya ilan etmek shout something from the rooftops
bütün engellere rağmen against all the odds
bütün engellere rağmen against all odds
bütün herkes anybody who is anybody
bütün hızıyla at full tilt
bütün hızıyla at full pelt
bütün hızıyla at full steam
bir tartışmada karşıdakinin bütün yanlışlarını tek tek bulup söylemek pick holes in an argument
bütün her şeyi/işi yapan olmak do all the running
bütün her şeyi/işi yapan olmak make all the running
bütün umutlarını birşeye bağlamak build one's hopes on something
bütün varlığıyla desteklemek throw one's weight behind something
bütün varlığıyla desteklemek put one's weight behind something
bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de to cap it all
bütün gün ofiste çakılı kalmak be stuck behind a desk all day
bütün öğleden sonra the whole afternoon
(bütün dünya) ayaklarına kapanmak the world fall at one’s feet
çektiği bütün zahmete karşın for all one's trouble
bütün çabalarına rağmen for all one's trouble
bütün olanaksızlıklara rağmen against the odds
bir bütün halinde gitmek go in a body
bir bütün halinde in a body
bir bütün halinde ayrılmak leave in a body
bütün gün çene çalmak chew the fat all day
birini yaptığı işe bütün enerjisini ve dikkatini vermeye zorlamak keep somebody on their toes
bütün gece yapmak make a night of it
bütün ...'nin bayıldığı/hayran olduğu/kaldığı kişi olmak be the toast of
bütün dünya the world at large
bütün parasını bir şey için harcamak shoot the works
bütün yükü üstlenmek/kendi omuzlarına almak take something on oneself
bütün yükü üstlenmek/kendi omuzlarına almak take something upon oneself
oyunu üzerinde bütün parti ve adayların yer aldığı birleşik oy pusulası ile kullanmak vote a split ticket
bütün parti ve adayları görerek oy kullanmak vote a split ticket
her yönüyle/bütün detaylarıyla ele almak go into the ins and outs
(olup) olabilecek bütün özellikler bells and whistles
bütün dikkatleri üzerine çekmek take one's place in the spotlight
bütün gün ofiste tıkılı kalmak be stuck behind a desk all day
bütün dünyada (all) the world over
bütün hayatı boyunca in all (one's) puff
bütün yoğunluğunu bir işe vermiş (deep) in the weeds
bütün yoğunluğunu bir işe vermiş (deep) into the weeds
Speaking
bütün gün bana dur durak yok i am on my legs all day
bütün gün ayaktayım i am on my legs all day
bütün umutlarım suya düştü all my hopes were dashed to the ground
bütün söylediklerimiz all we have said
bütün gün ayaktaydım i've been on my feet all day
bütün düşündüğü bu that's all he cares about
bütün gün havadan sudan konuştuk we talked sweet nothings all day long
bütün bunlar senin eserin it's all your fault
bütün bunlar senin hatan it's all your fault
yarın bütün gün çalışmak zorundayım i have to work all day tomorrow
bütün gün seni düşünüyorum i think of you all day long
bütün yapabileceğim bu it is all I can do
bütün yapabileceğim bu this is all I can do
bütün yapabileceğim bu that is all I can do
bütün gece gözünü bile kırpmadı he hasn't slept a wink
(çabuk ol) bütün gün bekleyemem I haven't got all day
bütün bunlarla nasıl başa çıkıyorsun? how are you handling all this?
bütün gördüğümüz bu that's all we saw
bütün hafta nerelerdeydin? where you been all week?
bütün her şey büyük bir sınav gibi the whole thing is like one big test
bütün beklentin bu mu? is it everything you expected?
bütün bunları ne zaman yaptın? when did you do all this?
bütün gün ayaktaydım I've been on my feet all day
bütün gün ayakta durdum I've been on my feet all day
bütün gece hasta bir arkadaşla ilgilenmek zorunda kaldım (bahane olarak söylenir) I was up all night with a sick friend
bütün silahları geri aldın mı? did you get all the guns back?
şu anda bütün dünya neler hissettiğini bilmek istiyor the whole world wants to know what you're feeling right now
bütün bunları nasıl biliyorsun? how do you know all that?
bütün gün seni görmedim i haven't seen you all day
bütün bildiğim bu that's all i know
bütün bildiklerim bunlar that's all i know
bütün kadınlar güzeldir all women are beautiful
bütün kötülüklerin anası the mother of all evil
bütün bunlar için ne kadar çok çalıştığını biliyorum i know how hard you worked for all of this
bütün gün seni bekleyemem i can't wait for you all day
bütün gün seni bekleyemem i don't have all day
bütün gece whole night
bütün gece throughout the whole night
bütün gün aklımdaydın you've been on my mind all day
dün bütün gün evdeydim i was home all day yesterday
bütün akşam burada oturacağıma oraya gitmeyi tercih ederim i'd rather go there than sit here all evening
bütün bir ay gece gündüz day and night for a whole month
bütün bunları kendiniz mi yaptınız? did you do all this yourself?
bunu yapmak için bütün gece uyumadık we stayed up all night making this
bütün gün burada olamayız we can’t be here all day
bütün bu yaşananlardan sonra after all that's happened
bütün bu yaşananlardan sonra after all that we have been through
bütün mesele bu this is the whole point
bütün bunlardan bir anlam çıkaramıyorum I can’t make heads or tails of it all
bütün gece neredeydin? where have you been all night?
bütün işi sen yapıyorsun you do all the work
bütün istediği buydu this is all he wanted
bütün dünyam yerle bir oldu my whole world just blew up
bütün yaz birlikteydik we've been together all summer
bütün yaz birlikteydik we've been together whole summer
bütün akşam şarap içip kafayı buldular they boozed on wine all evening
bütün gün yağmur yağdı it rained all day
bütün gün yağmur yağdı it has rained all day
bütün gün yağmur yağdı it rained all day long
bütün fotoğrafları kendim çektim i took all the photos by myself
bütün diyeceğim bu that's all i'm saying
Slang
biri hakkında bütün gerçekleri öğrenmek get the low-down on someone
üstüne bütün şarjörü boşaltmak unload on someone
bütün o söyledikleri neydi öyle? what the hell was he talking about?
bütün bu saçmalık da ne what is all that shit
bütün her şey boka sardı all this is fucked up
bütün yıl spor yapmayı umut ederek senenin ilk günü spora yazılan kimse resolutionist
Trade/Economic
bankaların bütün işlemleri için aldığı para agiotage i.
bir iş yerinin bütün çalışanları personnel
haczedilebilen bütün mal ve haklar attachable assets and rights
bütün gelirlerin içinde toplandığı fon consolidated fund
bütün vergi dilimlerine aynı oranda uygulanan vergi flat tax
bir işletmenin bütün müşterileri cientele
işletmenin bütün müşterileri clientele
diğer bütün şeyler sabitken yapılan varsayım ceteris paribus assumption
bütün risklere karşı against all risks
bütün masraflar kapsayan fiyat all round price
bütün rizikolar sigortası all risks insurance
bütün haklar all rights
bütün avaryalar hariç free of all average
bütün üyelerin hazır bulunduğu plenary
bütün masrafları ihtiva eden fiyat overhead price
bütün masraflar all expenses
bütün taşıma kapasitesi all told
bankaların bütün işlemleri için aldığı para agio
bütün gün çalışmak work full time
bir fabrikanın bütün ürünleri all products of a factory
bütün sorumluluk satıcıya ait olmak üzere caveat venditor
bütün yük complete cargo
bütün yük full cargo
bütün yük whole cargo
bütün kişisel eşyalar goods and chattels
tek elden teslim avantajından yararlanmak ve işlemi ucuza getirmek üzere çeşitli şahıslar tarafından aynı yere sevk edilecek malın bir bütün halinde sevk edilmesi consolidated carload shipment
bütün üretim araçlarını topluma mal etmeyi savunan iktisadi kuram collectivism