fault - Turc Anglais Dictionnaire

fault

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

fault — Definition

Signification:
hata, kusur, fay hattı
Prononciation (IPA):
(AmE /fɔːlt/ – BrE /fɔːlt/)
Partie du discours:
İsim: fault (faults)
Synonymes:
flaw, error
Antonymes:
perfection

Sens de "fault" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 60 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
fault n. fay
A sudden slip on a North fault caused an earthquake.
Kuzey fayındaki ani bir kayma depreme neden oldu.

More Sentences
fault n. arıza
There might be a fault in the microphone.
Mikrofonda bir arıza olabilir.

More Sentences
fault n. hata
His opponent served a double fault.
Rakibi çifte hata yaptı.

More Sentences
fault n. kabahat
The fault for this lies entirely with Europe.
Bunun kabahati tamamen Avrupa'ya aittir.

More Sentences
fault n. kusur
It's so naive of you to think he has no faults.
Onun hiç kusuru olmadığını düşünmeniz çok safça.

More Sentences
General
fault n. kabahat
The fault for this lies entirely with Europe.
Bunun kabahati tamamen Avrupa'ya aittir.

More Sentences
fault n. suç
This is the fault neither of France nor of Germany.
Bu ne Fransa'nın ne de Almanya'nın suçudur.

More Sentences
fault n. aksaklık
As with every security measure, Zynga security measures are also experiencing some faults.
Her güvenlik önleminde olduğu gibi Zynga güvenlik önlemlerinde de bazı aksaklıklar yaşanıyor.

More Sentences
fault n. kusur
It's so naive of you to think he has no faults.
Onun hiç kusuru olmadığını düşünmeniz çok safça.

More Sentences
fault v. kusur bulmak
It’s hard to fault what she did for her children.
Çocukları için yaptıklarına kusur bulmak güç.

More Sentences
fault v. suçlamak
You can't fault a man for trying.
Bir erkeği denediği için suçlayamazsın.

More Sentences
Trade/Economic
fault n. kusur
It's so naive of you to think he has no faults.
Onun hiç kusuru olmadığını düşünmeniz çok safça.

More Sentences
Law
fault n. hata
His opponent served a double fault.
Rakibi çifte hata yaptı.

More Sentences
fault n. kusur
It's so naive of you to think he has no faults.
Onun hiç kusuru olmadığını düşünmeniz çok safça.

More Sentences
Technical
fault n. arıza
There might be a fault in the microphone.
Mikrofonda bir arıza olabilir.

More Sentences
Computer
fault n. hata
His opponent served a double fault.
Rakibi çifte hata yaptı.

More Sentences
Textile
fault n. hata
His opponent served a double fault.
Rakibi çifte hata yaptı.

More Sentences
General
fault n. yanlış
fault n. yanlışlık
fault n. gedik
fault n. ayıp
fault n. günah
fault n. yanılgı
fault n. eksiklik
fault n. kusur (karakterinde)
fault n. çatlak
fault n. noksan
fault n. bozukluk
fault n. kırık
fault n. noksanlık
fault n. karakter zayıflığı
fault n. sorumluluk
fault n. suçluluk
fault n. kusurluluk
fault n. kafa bulanıklığı
fault v. hatası olmak
fault v. kınamak
fault v. ayıplamak
fault v. suçu olmak
fault v. fay oluşturmak
fault v. hata yapmak
fault v. hataya düşmek
fault v. yanılmak
fault v. berbat etmek
fault v. becerememek
fault v. yüzüne gözüne bulaştırmak
fault N. fay hattı
Law
fault n. itham
fault v. itham etmek
Technical
fault n. bozulma
fault n. kaçak
fault n. yanılgı
Computer
fault n. bozma
Electric
fault n. kısa devre
Textile
fault n. defo
Geography
fault n. kırık
Geology
fault v. fay oluşturacak şekilde kaymak
Hunting
fault n. av sırasında kokunun kaybedilmesi
Tennis
fault n. servis hatası
fault v. servis hatası yapmak

Sens de "fault" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
General
fault tree analysis n. hata ağacı analizi
earthquake fault model n. deprem fay modeli
fault finding n. arıza bulma
basic fault n. temel hata
active fault n. aktif fay
reverse slip fault n. ters atımlı fay
longitudinal fault n. boyuna fay
fault current n. kaçak akım
fault tree n. hata ağacı
a fault n. bir hata
grounding fault n. topraklama hatası
fault correction n. kusur düzeltme
one's own fault n. kendi suçu
fault tracing n. hata izleme
genuine fault n. asli hata
genuine fault n. asli kusur
fault line n. kıyas hattı
determinate fault n. kalıcı aksama
fault masking n. kusur maskeleme
fault analysis n. kusur çözümlemesi
fault tolerance n. kusur hoşgörüsü
fault analysis n. arıza çözümlemesi
manufacturing fault n. fabrikasyon hatası
fault report form n. arıza bildirim formu
contributory fault n. hatadan sorumlu olma
contributory fault n. meydana gelen olumsuz durumda pay sahibi olma
his/her own fault n. kendi hatası
finding fault with n. kusur bulma
fault-management mechanism n. hata yönetim mekanizması
fault status n. arıza durumu
fault condition n. arıza durumu
magnetic fault n. manyetik hata
pick-fault n. hata arayan kimse
pick-fault n. kusur arayan kimse
fault [obsolete] n. yetersizlik
fault [obsolete] n. nadirlik
fault [obsolete] n. ihmal
fault [obsolete] n. yükümlülüğünü yerine getirmeme
fault [obsolete] n. yoksunluk
fault-finder n. müşkülpesent
fault-finder n. her şeyde hata arayan kimse
fault [obsolete] n. hazır bulunmayış
fault [obsolete] n. gereksinme
fault line n. (örgütte, partide) çatlak
fault [obsolete] n. ilgisizlik
fault-finder n. tenkitçi
fault [obsolete] n. azlık
fault-finding n. dırdırlanma
fault [obsolete] n. gıyap
fault [obsolete] n. mahrumiyet
fault-finding n. hata arama
fault-finding n. kusur bulma
fault [obsolete] n. kıtlık
fault line n. toplulukta radikal ve yıkıcı bölünme
fault-finding n. mızmızlanma
fault [obsolete] n. yokluk
fault [obsolete] n. az bulunurluk
fault [obsolete] n. savsaklama
fault [obsolete] n. enderlik
fault-finding n. beğenmeme
find fault with v. kusur bulmak
tell his fault to his face v. ayıbını yüzüne vurmak
be found at fault v. kabahatli çıkmak
find fault v. hata bulmak
be at fault v. kabahatli olmak
be at fault v. kusur etmek
find fault v. kusur bulmak
find fault with v. kulp takmak
be found at fault v. kabahatli bulunmak
commit a fault v. kabahat etmek
find a fault in everything v. armutun sapı üzümün çöpü var demek
find fault with v. hata bulmak
find fault with v. kabahat bulmak
not accept any fault v. hata kabul etmemek
rectify the fault v. hatayı gidermek
repair the fault v. hatayı gidermek
correct the fault v. hatayı gidermek
fix the fault v. hatayı gidermek
encounter a fault v. hatayla karşılaşmak
accept one's fault v. hatasını kabul etmek
find fault with v. yanlış bulmak
fault someone for something v. birini birşey için suçlamak
fault lie with v. kusurun sorumlusu olmak
find fault with v. ayıplamak
find fault v. yakınmak
find fault with v. sorumlu tutmak
find fault v. söylenmek
find fault v. sızlanmak
fault find v. mızmızlanmak
fault find v. hata aramak
fault find v. müşkülpesentlik yapmak
fault find v. kusur bulmak
find fault v. armudun sapı üzümün çöpü diye eleştirmek
find fault v. eleştiri yağmuruna tutmak
find fault v. sürekli eleştirmek
find fault v. her şeye kulp takmak
at fault adj. şaşırmış
at fault adj. yanılmış
fault tolerant adj. hatadan etkilenmez
fault tolerant adj. hata kaldırır
at fault adj. hatalı
in fault adj. hata işlemiş
at fault adj. kabahatli
in fault adj. kusur etmiş
at fault adj. kusurlu
fault tolerant adj. kusura dayanıklı
fault tolerant adj. bozulmaya dayanıklı
fault-free adj. hatasız
fault-finding adj. hata bulan
fault-tolerant adj. arıza kaldırılabilir
fault-finding adj. kusur bulmaya meyilli
fault-finding adj. dırdırlanmaya meyilli
fault-finding adj. durduk yere hataları büyüten
fault-finding adj. hataları gereksiz yere göze sokan
fault-finding adj. mızmızlanmaya meyilli
fault-finding adj. eleştirmeye meyilli
to a fault adv. ifratla
to a fault adv. aşırılıkla
to a fault adv. aşırı derecede
for fault of [obsolete] expr. eksikliğinden
for fault of [obsolete] expr. yokluğundan dolayı
for the fault of [obsolete] expr. onun yerine
for fault of [obsolete] expr. yokluğunda
for the fault of [obsolete] expr. yokluğunda
for fault of [obsolete] expr. hazır bulunmadığı için
for fault of [obsolete] expr. onun yerine
for the fault of [obsolete] expr. yokluğundan dolayı
for the fault of [obsolete] expr. hazır bulunmadığı için
for the fault of [obsolete] expr. eksikliğinden
Proverb
he who looks for a friend without fault, remains without a friend ayıpsız dost arayan dostsuz kalır
a fault confessed is half redressed tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir
a fault confessed is half redressed zararın neresinden dönersen kardır
he who seeks a friend without fault, remains without one ayıpsız dost arayan dostsuz kalır
everyone can find fault, few can do better eleştirmek/hata bulmak kolaydır, önemli olan/zor olan yapıcı olmaktır
everyone can find fault, few can do better herkes eleştirir, önemli olan/zor olan yapıcı olmaktır
everyone can find fault, few can do better herkes hata bulabilir, önemli olan/zor olan yapıcı olmaktır
Colloquial
find fault (with somebody/something) v. (birine/bir şeye) kusur bulmak
find fault (with someone or something) v. (birine/bir şeye) kabahat bulmak
find fault (with somebody/something) v. (birine/bir şeye) kabahat bulmak
find fault (with someone or something) v. (birinin/bir şeyin) yanlışını bulmak
find fault (with somebody/something) v. (birine/bir şeye) hata bulmak
find fault (with somebody/something) v. (birine/bir şeye) kulp takmak
find fault (with someone or something) v. (birine/bir şeye) kulp takmak
find fault (with someone or something) v. (birine/bir şeye) kusur bulmak
find fault (with someone or something) v. (birine/bir şeye) hata bulmak
find fault (with somebody/something) v. (birinin/bir şeyin) yanlışını bulmak
loyal to a fault adj. sonuna kadar sadık
people think it's your fault expr. insanlar senin hatan olduğunu düşünüyor
ain't my fault expr. benim hatam değil
at fault expr. afallamış