late - Turc Anglais Dictionnaire

late

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

late — Definition

Signification:
geç, merhum, son dönem
Prononciation (IPA):
(AmE /leɪt/ – BrE /leɪt/)
Partie du discours:
Sıfat/Zarf
Antonymes:
early, punctual

Sens de "late" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 40 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
late adj. gecikmiş
The plane was late due to the weather.
Uçak hava koşulları nedeniyle gecikti.

More Sentences
late adv. geç
There are numerous cases in which, for objective reasons, the European Commission may be late submitting a study.
Avrupa Komisyonu'nun objektif nedenlerden dolayı bir çalışmayı geç sunabildiği çok sayıda vaka vardır.

More Sentences
General
late adj. rahmetli
She usually talks about her late husband.
Genelde rahmetli kocasından bahsediyor.

More Sentences
late adj. ölen
The old man wants to be buried beside his late wife.
Yaşlı adam ölen karısının yanına gömülmek istiyor.

More Sentences
late adj. son
Kyoto was Japan’s capital city from the late 8th Century to the late 19th Century.
Kyoto, 8. yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın sonlarına kadar Japonya'nın başkentiydi.

More Sentences
late adj. geç
I will be working the late shift this week.
Bu hafta geç vardiyada çalışacağım.

More Sentences
late adj. son zamanlardaki
The number of students who come late to class has lately been increasing.
Sınıfa geç gelen öğrencilerin sayısı son zamanlarda artmaktadır.

More Sentences
late adj. gecikmiş
The plane was late due to the weather.
Uçak hava koşulları nedeniyle gecikti.

More Sentences
late adj. (belirli bir yaş aralığının) sonlarında
A woman in her late fifties asked about you yesterday.
Dün ellili yaşlarının sonunda bir kadın sizi sordu.

More Sentences
late adv. geç
There are numerous cases in which, for objective reasons, the European Commission may be late submitting a study.
Avrupa Komisyonu'nun objektif nedenlerden dolayı bir çalışmayı geç sunabildiği çok sayıda vaka vardır.

More Sentences
late adv. geç vakte kadar
You might have to work late on weekends.
Hafta sonları geç vakte kadar çalışmanız gerekebilir.

More Sentences
late adv. geç vakit
The inspector arrived at the school late on Monday morning.
Müfettiş pazartesi sabahı okula geç vakit geldi.

More Sentences
late adv. sonlarında
Methadone first appeared in the EU in the late 1960s in response to emerging opiate use.
Metadon AB'de ilk olarak 1960'ların sonlarında ortaya çıkan opiat kullanımına yanıt olarak ortaya çıkmıştır.

More Sentences
late adv. gecikmeli olarak
The bus will arrive about 30 minutes late because of the traffic.
Otobüs trafik yüzünden yaklaşık 30 dakika gecikmeli olarak varacak.

More Sentences
Colloquial
late adj. sonlarında
Methadone first appeared in the EU in the late 1960s in response to emerging opiate use.
Metadon AB'de ilk olarak 1960'ların sonlarında ortaya çıkan opiat kullanımına yanıt olarak ortaya çıkmıştır.

More Sentences
Technical
late adj. gecikmiş
The plane was late due to the weather.
Uçak hava koşulları nedeniyle gecikti.

More Sentences
General
late adj. ölmüş
late adj. geçen
late adj. merhum
late adj. geç kalan
late adj. ölü
late adj. müteveffa
late adj. tehirli
late adj. son zamanlarda olan
late adj. sabık
late adj. eski
late adj. yeni
late adj. geç kalmış
late adj. en son
late adj. yeni
late adj. taze
late adj. önceki
late adj. merhum
late adj. yaşlılıkta
late adj. yakın geçmişte olan
late adj. yakın zamanda olan
late adj. geç saatte olan
late adj. son dönem
late adv. geçenlerde
late adv. son zamanlarda

Sens de "late" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
be late v. gecikmek
be late v. geç kalmak
General
being late n. geç kalma
late breakfast n. geç kahvaltı
late hours n. geç saatler
late developer n. geç gelişen
late spark n. gecikmeli ateşleme
late history n. yakın tarih
late morning n. kuşluk
late night hour n. gecenin geç saatleri
the late n. rahmetli
late ignition n. gecikmeli ateşleme
being late n. geri kalma
late riser n. uykucu
the late n. merhum
late summer n. yazın sonu
late delivery n. geç teslim
late arrival and early departure n. geç varış ve erken kalkış
late hour n. geç saat
late antiquity n. geç antik çağ
late marriage n. geç evlilik
late comer n. geç kalan
late time n. geç zaman
late hittite period n. geç hitit çağı
late hittite period n. geç hitit dönemi
feeling of being late n. geç kalma duygusu
late reply n. geç cevap
late reply n. geç verilen cevap
late return n. geç dönüş
late modern period n. geç modern dönem
late bloomer n. geç serpilen
late father n. rahmetli baba
late mother n. rahmetli anne
late start n. geç başlangıç
late wife n. rahmetli (ölmüş) eş
late husband n. rahmetli (ölmüş) eş
late ejaculation n. geç boşalma
late seral forest n. balta girmemiş orman
late-breaking information n. son bilgiler
late-breaking information n. son dakika bilgileri
late-breaking information n. son bilgi
late adulthood n. ileri yetişkinlik
late-wake [uk] n. cesedin başında tutulan gece nöbeti
stay late v. geç saate kadar kalmak
cause to be late v. geç kalmasına neden olmak
be late for school v. okula geç kalmak
go home late v. eve geç gitmek
come to the job late v. işe geç gelmek
stay up late v. gece geç saatlere kadar uyanık kalmak
be late v. geç kalınmak
be late v. geç olmak
wake up late v. geç kalkmak
pay late v. geç ödemek
get late v. geç kalmak
be late for v. -e gecikmek
be late for v. -e geç kalmak
keep late hours v. geç saate kadar ayakta kalmak
be up late v. geç vakte kadar kalmak
work until very late v. gece geç saatlere kadar çalışmak
work or study late into the night v. gece geç saatlere kadar çalışmak
reply late v. geç cevap vermek
answer late v. geç yanıtlamak
answer late v. geç cevap vermek
reply late v. geç yanıtlamak
turn up late v. geç gelmek
work until late v. geç saatlere kadar çalışmak
work until late v. geç saate kadar çalışmak
get up late v. geç kalkmak
be late for the appointment v. randevuya geç kalmak
arrive late to v. geç kalmak
arrive late to v. geç gelmek
run late v. geç kalmak
work late v. geç saate kadar çalışmak
come home late v. eve geç gelmek
go to school late v. okula geç gitmek
come to class late v. sınıfa/derse geç gelmek
be late to class v. derse geç kalmak
go to bed too late v. çok geç yatmak
be 30 minutes late v. 30 dakika geç kalmak
be late for the appointment v. randevuya gecikmek
be late for the dress rehearsal v. kostümlü provaya gecikmek
be late for the dress rehearsal v. elbise provasına gecikmek
stay in bed late v. yataktan geç kalkmak
start late v. geç başlamak
stay out late v. gece geç saate kadar dışarıda kalmak
be late for class v. derse geç kalmak
be late for class v. derse geç girmek
get into class late v. derse geç girmek
be a little late v. biraz geç kalmak
cal'late v. planlamak
cal'late v. hesaplamak
cal'late v. tahmin etmek
sleep late v. geç uyanmak
sleep late v. geç saate kadar uyumak
very late adj. çok geç
early and late adj. erken veya geç demez
late for dinner adj. yemeğe geç kalmış
late frost adj. geç donmuş
early and late adj. vakti saati yok
late-coming adj. geç gelen
late-to-middle aged adj. orta yaşların sonunda
late-night adj. gece geç saatte olan
late-term adj. geç dönem
late in the day adv. günün sonuna doğru
late afternoon adv. öğleden sonra geç saatlerde
of late adv. biraz evvel
too late adv. fazla geç
as late as adv. ancak
too late adv. çok geç
of late adv. geçmiş
of late years adv. son birkaç sene zarfında
of late adv. son zamanlarda
late in the evening adv. geç vakit
late in the day adv. geç kalınmış
early and late adv. bütün gün
till the late hours adv. geç saatlere kadar
a little bit late adv. biraz geç
a little bit late adv. azıcık geç
early or late adv. er ya da geç
of late adv. yakında
of late adv. son zamanda
of late adv. son günlerde
of late adv. yakın zamanda
of late years adv. son yıllarda
late in adv. sonlara doğru
late in adv. sonlarına doğru
late afternoon adv. akşama doğru
as of late adv. son zamanlarda
as of late adv. son günlerde
lgk (late greek) abrev. erken hristiyanlık yazılarında ve erken bizans döneminde kullanılan yunanca
Phrases
late afternoon n. akşam üstü
please accept my apologies for replying late expr. geç cevap verdiğimden dolayı lütfen özürlerimi kabul edin
in his late forties expr. kırklı yaşlarının sonunda
in his late forties expr. kırklarının sonunda
in his late forties expr. ellisine merdiven dayamış
sorry for the late response expr. (yazışmalarda vb) geç döndüğüm için
sorry for my late reply expr. (yazışmalarda vb) geç döndüğüm için
sorry for the late reply expr. (yazışmalarda vb) geç döndüğüm için
sorry for my late reply expr. (yazışmalarda vb) geç cevabım için
sorry for the late response expr. (yazışmalarda vb) geç cevabım için
sorry for the late reply expr. (yazışmalarda vb) geç cevabım için
sorry for my late reply expr. geç cevap yazdığım için üzgünüm
an hour late expr. bir saat geç
sorry for late reply expr. geç cevap için özür
it's never too late to do well expr. iyi yapmak için hiçbir zaman çok geç değildir
until it's too late expr. iş işten geçinceye kadar
until it's too late expr. çok geç oluncaya kadar
Proverb
better late than never geç olsun güç olmasın
too little too late iş işten geçti
too little too late çok geç