he - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

he

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"he" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 8 sonuç

İngilizce Türkçe
General
he zm. eril o
he zm. o
he zm. kendileri
he zm. erkek
he zm. nesne
he zm. o(erkek)
he zm. kendisi
Technical
he helyumun simgesi

"he" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 3 sonuç

Türkçe İngilizce
General
he have i.
he yeah ünl.
Computer
he ny

"he" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

İngilizce Türkçe
General
act as if he/she was smart f. akıllı/zeki geçinmek
be great at anything he/she sets one's mind to f. aklına koyduğu her şeyde çok iyi olmak
die in the hospital where he/she was taken f. kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmek
die in the hospital where he/she was taken f. kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmek
judge he is no good f. notunu vermek
lose one's life in the hospital he/she was taken f. kaldırıldığı hastanede yaşamanı yitirmek
lose somebody he/she loves f. sevdiği birini kaybetmek
lose somebody he/she loves f. sevdiği birisini kaybetmek
make (someone) straighten up and do as he is supposed to do f. yola getirmek
make enough money to buy the house she/he saw f. gördüğü evi almaya yetecek kadar para kazanmak
make friends with all the people he/she work with f. (birlikte) çalıştığı herkesle/bütün insanlara arkadaş olmak istemek
make someone regret the day he was born f. doğduğuna pişman etmek
make someone rue the day he was born f. doğduğuna pişman etmek
not find what he expected f. umduğunu bulamamak
not find what he expected f. beklediğini bulamamak
resemble someone in the way she/he walks f. yürüyüşü birine benzemek
resemble someone in the way she/he walks f. yürüyüşüyle birini andırmak
sell something for twice what he/she paid for it f. aldığının/ödediğinin iki katına satmak
speak the language that he understands f. anlayacağı dilde konuşmak
speak the language that he understands f. anladığı dilde konuşmak
he goat i. erkek keçi
he-goat i. teke
knowing what he/she wants i. ne istediğini bilme
someone who believes that he is very intellectual i. entel
the language he/she speaks i. konuştuğu dil
any time he/she likes zf. dilediği zaman
anybody but he zm. ondan başka kim olsa
Phrases
as much as he/she likes dilediği kadar
do as he says not as he does dediğini yap, yaptığını yapma
he little knows bilmiyor ki
he loves me he loves me not papatya falı
he loves me he loves me not seviyor sevmiyor
he teaches ill who teaches all her şeyi öğreten kötü öğretendir
he will have it that iddia ediyor ki
if she/he stays stressed out like this bu şekilde stresli kalmaya/olmaya devam ederse
may he/she rest in peace ruhu şad olsun
no matter how hard he tries çok uğraşmasına rağmen
taking into account the time he has already spent in jail cezaevinde kaldığı süre dikkate alınarak
taking into account the time he has already spent in prison cezaevinde kaldığı süre dikkate alınarak
try as he may çok uğraşmasına rağmen
what he/she found out öğrendikleri
what he/she learned öğrendikleri
whenever he/she desires dilediğinde
Proverb
all things come to he who waits sabreden derviş muradına ermiş
as a man sows, so shall he reap insan ektiğini biçer
as a man sows, so shall he reap ne ekersen onu biçersin
blessed is he who expects nothing for he shall never be disappointed bir şey beklemeyen (çok şey umut etmeyen) hayal kırıklığına uğramaz
call no man happy till he dies ne oldum dememeli ne olacağım demeli
call no man happy till he dies ne oldum dememeli
call no man happy till he dies bu işin yarını da var
count no man happy till he dies bu işin yarını da var
count no man happy till he dies ne oldum dememeli
count no man happy till he dies ne oldum dememeli ne olacağım demeli
devil is not so black as he is painted kimse söylendiği kadar kötü değildir
every man is guilty of all the good he didn't do yapabilecekken yapmadığımız her iyilik için suçlu sayılırız
every man is guilty of all the good he didn't do yapabileceğimiz iyilikleri yapmamak bizi suçlu kılar/yapar
god takes soonest those he loveth best tanrı sevdiği kulunu yanına erken alır
god takes soonest those he loveth best allah sevdiği kulunu yanına erken alır
god takes soonest those he loveth best allah sevdiklerini yanına erken alır
he can dish it but he can't take it başkalarını eleştirir ama kendisinin eleştirilmesinden hoşlanmaz
he gives twice who gives quickly az olsun dert değil ama çabuk olsun
he lives long who lives well iyi/düzgün/erdem içinde yaşayan uzun yaşar
he puts his pants on one leg at a time sıradan insan
he puts his pants on one leg at a time senin benim gibi biri
he puts his pants on one leg at a time etten kemikten insan
he that cannot obey cannot command emir alamayan emir veremez
he that cannot obey cannot command itaat etmeyen emir vermez
he that hath a full purse never wanted a friend zenginin dostu olmaz olsa zengin olmaz
he that hath a full purse never wanted a friend zenginin dostu boldur/çoktur
he that hath a full purse never wanted a friend paran çoksa dostun da çok
he that is down need fear no fall ıslanmışın yağmurdan korkusu olmaz
he that is down need fear no fall kaybedecek bir şeyi olmayanın korkusu da yoktur
he that lies down with dogs will rise up with fleas üzüm üzüme baka baka kararır
he that travels far knows much çok gezen çok bilir
he that would eat the kernel must crack the nut emeksiz yemek olmaz
he that would go to sea for pleasure, would go to hell for a pastime denizci olanın aklı yoktur
he that would have eggs must endure the cackling of hens hamama giren terler
he that would have eggs must endure the cackling of hens gülü seven dikenine katlanır
he that would the daughter win, must with the mother first begin kızın kalbine giden yol annesinden geçer
he travels fastest who travels alone insan tek başına olursa daha çok yol alır
he wears a ten dollar hat on a five cent head kel başa şimşir tarak
he wears a ten dollar hat on a five cent head eşeğe altın semer vursan yine eşektir
he who begins many things, finishes but few çok işe başlayan az iş bitirir
he who earnestly seeks good finds favor iyilik yap iyilik bul
he who earnestly seeks good finds favor iyilik yapan iyilik bulur
he who excuses himself accuses himself özür dilemek suçunu kabul etmek demektir
he who excuses himself accuses himself özür dileyen kabahatini kabul eder
he who falls has no friends düşenin dostu olmaz
he who fights and runs away may live to fight another day korkak damgası yememek adına kaybedilen bir savaşta boşuna ölmektense ilerde kazanabileceği bir savaş vermek için canını korumak
he who hesitates is lost akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer
he who hesitates is lost tereddüt eden kaybeder
he who laughs last laughs best son gülen iyi güler
he who laughs last laughs longest son gülen iyi güler
he who lives by the sword, shall die by the sword kılıçla yaşayan kılıçla ölür
he who lives by the sword, shall die by the sword su testisi su yolunda kırılır
he who lives by the sword, shall die by the sword ne ekersen onu biçersin
he who looks for a friend without fault, remains without a friend ayıpsız dost arayan dostsuz kalır
he who pays the piper calls the tune parayı veren düdüğü çalar
he who rides a tiger is afraid to dismount kaplana binen inmekten korkar
he who seeks a friend without fault, remains without one ayıpsız dost arayan dostsuz kalır
he who sups with the devil should have a long spoon şeytanla sofraya oturanın kaşığı uzun olmalı
he who would climb the ladder must begin at the bottom merdiven ayak ayak çıkılır
he who would climb the ladder must begin at the bottom bir işte çok iyi bir yere gelmek (yükselmek) istiyorsan en alttan başlayıp adım adım yükselmelisin
he who would climb the ladder must begin at the bottom yükselmek için mutlaka öncelikle en alttan başlamak gerekir
he, who lives by the sword dies by the sword kılıçla yaşayan kılıçla ölür
he, who lives by the sword dies by the sword su testisi su yolunda kırılır
If a toady frog had wings he wouldn't bump his ass olmayacak duaya amin denmez
if a toady frog had wings he wouldn't bump his ass olmayacak duaya amin denmez
if a toady frog had wings he wouldn't bump his ass halamın sakalı olsa amcam olurdu
if a toady frog had wings he wouldn't bump his ass teyzemin sakalı olsa dayım olurdu
if a toady frog had wings he wouldn't bump his ass ninemin sakalı olsa dedem olurdu
liar is not believed even when he tells the truth yalancı kırk yılda bir doğru söylese de inanan olmaz
liar is not believed even when he tells the truth yalancının evi yanmış kimse inanmamış
liar is not believed when he tells the truth yalancının mumu yatsıya kadar yanar
liar is not believed when he tells the truth yalancının evi yanmış kimse inanmamış
liar is not believed when he tells the truth yalancı kırk yılda bir doğru söylese de inanan olmaz
man is known by the company he keeps bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim
talk of the devil and he is bound to appear iti an çomağı hazırla
talk of the devil and he is bound to appear iyi insan lafının üstüne gelirmiş
talk of the devil and he is sure to appear iyi insan lafının üstüne gelirmiş
talk of the devil and he is sure to appear iti an çomağı hazırla
Colloquial
at first he was hesitant başta tereddüt etti
be very good at what he/she does işinde çok iyi olmak
but he couldn't cry fakat ağlayamadı
describe what he looks like onun görünüşünü tarif et
every chance he/she gets eline geçirdiği her fırsatta
every chance he/she gets yakaladığı her fırsatta
every chance he/she gets eline geçen her fırsatta
from what he told me onun bana söylediğine göre
give someone what he/she want birine istediğini vermek
know where he/she is from nereli olduğunu bilmek
like he said onun da dediği gibi
people she/he hangs out with birlikte takıldığı insanlar
since he/she started başladığından bu yana
since he/she started başladığı zamandan bu yana
somehow he found us bir şekilde bizi bulmuş
speak of the devil (and in he walks) iti an çomağı hazırla
speak of the devil (and in he walks) iyi insan lafı üzerine gelirmiş
speak of the devil and in he walks iti an çomağı hazırla
talk of the devil (and he is sure to appear) iti an çomağı hazırla
talk of the devil (and he is sure to appear) iyi insan lafı üzerine gelirmiş
try as he might ne kadar çabalarsa çabalasın
try as he might ne kadar uğraşırsa uğraşsın
was he drunk? sarhoş muydu?
whoever he is and wherever he comes from her kim ise ve nereden geliyorsa
whoever he is he knows more o her kimse daha fazlasını biliyor
why'd he leave? neden ayrıldı?
Idioms
(s)he thinks (s)he is the be-all and end-all kendini bulunmaz hint kumaşı sanmak
(s)he thinks (s)he is the bee's knees kendini bulunmaz hint kumaşı sanmak
(s)he thinks (s)he is the cat's whiskers kendini bulunmaz hint kumaşı sanmak
a man is as old as he feels kişi hissettiği yaştadır
a man is known by the company he keeps arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim
as sure as hell he did it kalıbımı basarım bunu o yaptı
as sure as hell he did it bunu kesinlikle o yaptı
devil is not so black as he is painted hiç kimse anlatıldığı kadar kötü değildir
did everything he could 'cept eat us bizi bir (canlı canlı) yemediği kaldı
did everything he could 'cept eat us neredeyse çiğ çiğ yedi
he can't say boo to a goose ağzına vur lokmasını al
he can't say boo to a goose ensesine vur lokmasını al
he can't say boo to a goose vur ensesine al lokmasını
he can't say boo to a goose vur ensesine al ekmeğini
he laughs best who laughs last son gülen iyi güler
he that laughs last laughs best son gülen iyi güler
he who gets up in anger, sits down with a loss öfkeyle kalkan zararla oturur
he who laughs last laughs best son gülen iyi güler
he who will steal the eggs, will steal the hen. azı çalan çoğu da çalar
he will get his yaptığının bedelini ödeyecek
he will get his yaptığı yanına kar kalmayacak
he will get his ettiğini bulacak
he wouldn't say boo to a goose karıncayı incitmez
he wouldn't say boo to a goose vur ensesine al lokmasını
he wouldn't say boo to a goose vur ensesine al ekmeğini
he wouldn't say boo to a goose ensesine vur lokmasını al
he wouldn't say boo to a goose ağzına vur lokmasını al
if god closes one door he opens a thousand new ones tanrı bir kapıyı kapatırsa başka bir kapıyı açar
man is known by the company he keeps arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim
panic at what he/she sees gördüğü şey karşısında paniğe kapılmak
when a bald man dies, they say he had golden hair kel ölür sırma saçlı olur kör ölür badem gözlü olur
Speaking
ask somebody how he is f. hatır sormak
do what he said f. söylediğini yapmak
do what he/she wants f. istediğini yapmak
do whatever he wants in the absence of rivals f. meydanı boş bulmak
give (someone) what he has coming to him f. dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek
all he cares about is himself tek umursadığı şey kendisi
all he thinks about is money dini imanı para
all that he has varı yoğu
although he was hungry aç olmasına rağmen
although he was rich he was unhappy zengin olmasına rağmen mutsuzdu
as far as he is concerned ona sorarsan
as far as he is concerned ona kalırsa
as fast as he could lick elinden geldiği kadar çabuk
as he sees it aklınca
as long as he is free o özgür olduğu sürece
as much as she/he could tell dili döndüğünce
as soon as he/she arrives varır varmaz
as soon as he/she comes gelir gelmez
as soon as he/she went gider gitmez
as soon he/she arrives gider gitmez
as soon he/she goes gider gitmez
because of what he did to me bana yaptığı şey yüzünden
before today nobody even knew he existed bugüne kadar kimse varlığını bile bilmiyordu
both he and i hem o, hem ben
can he come home with us today? bugün bizimle eve gelebilir mi?
can he sit a horse? ata binmeyi biliyor mu?
can you at least tell me where he is? en azından nerede olduğunu söyleyebilir misiniz?
can you at least tell me where he is? en azından nerede olduğunu söyleyebilir misin?
despite all our efforts she/he failed to respond her şeyi denedik ancak tedaviye cevap vermedi
did he call you this morning? size bu sabah telefon açtı mı?
did he call you this morning? sana bu sabah telefon açtı mı?
did he call you this morning? seni bu sabah telefonla aradı mı?
did he call you this morning? sizi bu sabah telefonla aradı mı?
did he come to? kendine geldi mi?
did he mean me? beni mi kastetti?
did he phone you this morning? size bu sabah telefon açtı mı?
did he phone you this morning? sizi bu sabah telefonla aradı mı?
did he phone you this morning? sana bu sabah telefon açtı mı?
did he phone you this morning? seni bu sabah telefonla aradı mı?
did he say where he is? nerede olduğunu söyledi mi?
did he say where she is? nerede olduğunu söyledi mi?
did he say why he wanted to see me? beni neden görmek istediğini söyledi mi?
did he sound upset? sesi üzgün müydü?
did he tell you to say that? bunları sana o mu söyletiyor?
did he tell you we had a fight? sana kavga ettiğimizi söyledi mi?
did he wake up? uyandı mı?
did you hear what he said on tv the other night? geçen gece televizyonda söylediklerini duydun mu?
did you see the way he was looking at you? sana nasıl baktığını gördün mü?
did you tell him where he is? ona nerede olduğunu söyledin mi?
do what he said söylediğini yap
do you know how he got his body? o vücudu nasıl yaptı biliyor musun?
do you know where he is? nerede olduğunu biliyor musun?
do you know where i think he is? bence nerede biliyor musun?
does he dare do it? o işi yapmaya cesareti var mı?
does he have any next of kin? akrabası var mı?
does he have any relatives? akrabası var mı?
does he have anything else on him? (onun) üzerinde başka bir şey var mı?
does he know that i'm here? benim burada olduğumu biliyor mu?
does he know that? o bunu biliyor mu?
does he know who i am? benim kim olduğumu biliyor mu?
does he like you senden hoşlanıyor mu?
does he look like the kind of person i'd go out with? sence o çıkmak isteyeceğim türden birisi mi?
even if he works miracles ağzıyla kuş tutsa
everything he told you was a lie onun sana anlattığı her şey yalandı
find out if he came gelip gelmediğini öğren
find out who he is bu adamın kim olduğunu öğren
five bucks says he does it yapacağına beş dolar koyarım
forall he may say ne söylerse söylesin
has he come geldi mi
he called this morning asking me how my arm was bu sabah beni arayıp kolumun nasıl olduğunu sordu
he all but died az kaldı ölüyordu
he always tells the truth o her zaman doğruyu söyler
he always thinks bad sides of the things o her zaman olayların kötü tarafını düşünür
he and his better half o ve eşi
he armed with nothing but a handgun üzerinde sadece bir tabanca vardı
he asked me if he could kiss me 'bana seni öpebilir miyim diye sordu
he asked me if i was a student bana öğrenci olup olmadığımı sordu
he asked me if there was somewhere where no one would see us bizi kimsenin göremeyeceği bir yer var mı diye sordu
he asked me if we needed a ride sizi bırakayım mı diye sordu
he asked me to bring you these sana bunları getirmemi istedi
he asked me what my name was bana adımı sordu
he attended the meeting despite the risk of facing opposition of all his friends tüm arkadaşlarını karşısına almak pahasına o toplantıya katıldı
he barely escaped with his life hayatını zor kurtarmış
he barely escaped with his life hayatını zor kurtardı
he came to see us once bir yol bize uğradı
he came to take me beni almaya geldi
he can take care of himself kendi başının çaresine bakabilir
he can't even count to three üçe kadar bile sayamıyor
he can't run fast hızlı koşamaz
he can't run fast o hızlı koşamaz
he can't run fast hızlı koşamıyor
he can't say boo to a goose ağzına vur lokmasını al
he can't stay here burada kalamaz
he can't stop smoking sigara içmeyi bırakamıyor
he can't stop smoking sigara içmeyi bırakamaz
he can't talk right now şu anda konuşamaz
he comes and goes a lot sık sık gelip gider
he could not contain himself kendini tutamadı
he couldn't pay the rent kirayı ödeyemedi
he deserved to die o ölmeyi hak etti
he deserved to die ölmeyi hak etti
he deserves something special özel bir şeyleri hak ediyor
he did not come to us o bize gelmedi
he did this to me o bana bunu yaptı
he did what little he could elinden geleni yaptı
he didn’t get away with it yaptıkları yanına kalmadı
he didn't even mention money paranın lafını bile etmedi
he didn't even mention money para lafı etmedi
he didn't even say a single word tek kelime bile etmedi
he didn't let any grass grow under his feet hiç vakit kaybetmedi
he didn't let me take a walk Yürüyüşe çıkmama izin vermedi
he didn't look so good hiç iyi görünmüyordu
he didn't make it başaramadı
he didn't say anything hiçbir şey söylemedi
he didn't take the bait adam yemi yutmadı
he died a long time ago uzun zaman önce öldü
he died like in a car accident or something araba kazasında mı ne ölmüş
he doesn’t answer my calls telefonlarıma çıkmıyor
he doesn't care who knows it kimin bildiği umurunda değil
he doesn't deserve to be forgiven o affedilmeyi hak etmiyor
he doesn't give a damn ona vız gelir
he doesn't give a damn iplemez
he doesn't give a damn umurunda değil
he doesn't give a damn dünya yıkılsa umurunda değil
he doesn't have friends anymore artık arkadaşı yok
he doesn't talk to many people çok insanla konuşmaz
he doesn't think i'm good enough for you sana göre olmadığımı düşünüyor
he doesn't understand me o beni anlamıyor
he doesn't usually wear jeans her zaman kot giymez
he doesn't want to go to school okula gitmek istemiyor
he drew the short straw kısa kibriti çekti
he dumped me by phone beni telefonda terketti
he fell out the window pencereden düştü
he filled out a form bir form doldurdu
he flew back geri uçtu
he gave up the job işten ayrıldı
he gave up the job işi bıraktı
he gets that from his father babasına çekmiş
he gets that from his old man babasına çekmiş
he gets up at seven o'clock saat 7'de kalkar
he gets up early erken kalkar
he gets up early o erken kalkar
he gives you good value for your money ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir
he goes to work every day her gün işe gider
he got himself in trouble again yine başını belaya soktu
he got his hakettiğini aldı
he got his hakkını aldı
he got married twice iki kere evlendi
he got married twice iki defa evlendi
he got married twice iki kez evlendi
he got out on parole kefaletle çıktı
he got three years üç yıl yedi
he had a black moustache siyah bir bıyığı vardı
he had a black moustache siyah bıyıkları vardı
he had a business emergency acil bir işi çıkmış
he had a bypass surgery bypass ameliyatı geçirmiş
he had a bypass surgery bypass ameliyatı geçirdi
he had better not yapmazsa daha iyi eder
he had no right to live yaşamaya hakkı yoktu
he had one thing you haven't got sende olmayan bir şeye sahipti
he has a bad name kötü şöhreti var
he has a bad name adı kötüye çıkmış
he has a broken rib bir kaburgası kırılmış
he has a criminal record sabıkası var
he has a fever ateşi var
he has a girlfriend onun kız arkadaşı var
he has a girlfriend onun bir kız arkadaşı var
he has a good head on his shoulders onun kafası çalışıyor
he has a good head on his shoulders aklı başında biri
he has a screw loose aklından zoru var
he has a weak spot bir zayıf noktası var
he has an exam next week haftaya sınavı var
he has an internal bleeding iç kanaması var
he has been doing real well lately son zamanlarda çok iyi
he has been teaching for 20 years o 20 senedir öğretmenlik yapıyor
he has been teaching for 20 years o yirmi senedir öğretmenlik yapıyor
he has been teaching for 20 years o yirmi yıldır öğretmenlik yapıyor
he has been teaching for 20 years o 20 yıldır öğretmenlik yapıyor
he has chestnut hair saçları kestane rengi
he has no friends hiç arkadaşı yok
he has no idea his days are numbered günlerinin sayılı olduğunun farkında değil
he has no sweet tooth tatlıya düşkün değil
he has pots of money denizde kum onda para
he has taught for 20 years o yirmi yıldır öğretmenlik yapıyor
he has taught for 20 years o yirmi senedir öğretmenlik yapıyor
he has taught for 20 years o 20 senedir öğretmenlik yapıyor
he has taught for 20 years o 20 yıldır öğretmenlik yapıyor
he has the advantage avantaj onda
he has the flu nezle oldu
he has the flu nezle olmuş
he has the flu grip olmuş
he has the flu grip olfu
he has this air about him farklı bir havası var
he has to learn about love and sex eventually o eninde sonunda aşk ve seksin ne olduğunu öğrenecek
he has to learn about love and sex eventually o eninde sonunda aşk ve seksi öğrenmek zorunda
he has turned seventy yetmiş yaşına bastı
he has turned seventy yaşı yetmişi geçti
he hasn't even shown up yet daha ortalıkta görünmedi
he hasn't looked me in the eye since o zamandan bu yana yüzüme bakmadı
he hasn't slept a wink bütün gece gözünü bile kırpmadı
he hasn't slept a wink gözüne dirhem uyku girmedi
he hasn't slept a wink gözünü uyku tutmadı
he helps people o insanlara yardım eder
he imitates me o beni taklit ediyor
he imitates me beni taklit ediyor
he insisted a lot o çok ısrar etti
he insisted so much o çok ısrar etti
he is a bit slow kafası pek basmıyor
he is a character o bir alemdir
he is a friend of mine (o benim) arkadaşım
he is a friend of mine (o benim) arkadaşımdır
he is a good person o iyi biri
he is a grand fellow bulunmaz adamdır
he is a hero o bir kahraman
he is a little shorter than me onun boyu benden biraz kısa
he is a little shorter than me o benden biraz kısa
he is a little shorter than me onun boyu benim boyumdan biraz kısa
he is a little shorter than me onun boyu benimkinden biraz kısa
he is a strict moslem koyu bir müslümandır
he is a university student o bir üniversite öğrencisi
he is as good as his word sözünün eridir
he is confusing you kafanı karıştırıyor
he is cut off for this job o bu iş için biçilmiş kaftandır
he is gonna pay a price for it o bunun bedelini ödeyecek
he is gonna pay a price for it o bedelini ödeyecek
he is gonna pay for it o bunun bedelini ödeyecek
he is gonna pay for it o bedelini ödeyecek
he is in 1st grade 1inci sınıfa gidiyor
he is in 1st grade 1. sınıfa gidiyor
he is in 1st grade 1inci sınıfta okuyor
he is in 1st grade o 1inci sınıfta
he is in 1st grade 1. sınıfta okuyor
he is in 1st grade o 1. sınıfta
he is in a meeting right now şu anda bir toplantıda
he is in a meeting right now şu an bir toplantıda
he is in first grade 1inci sınıfta okuyor
he is in first grade 1inci sınıfa gidiyor
he is in first grade o 1. sınıfta
he is in first grade o 1inci sınıfta
he is in first grade 1. sınıfta okuyor
he is in first grade 1. sınıfa gidiyor
he is in the army now o şimdi asker
he is just a child o daha bir çocuk
he is just a kid o daha bir çocuk
he is just not that into you sana o kadar da ilgi duymuyor
he is making all that noise on purpose bu kadar çok sesi bilerek çıkarıyor
he is my husband o benim kocam
he is my twin o benim ikizim
he is never late for school o asla okula geç kalmaz
he is not a man to trifle with o hafife alınacak bir kimse değildir
he is not answering cevap vermiyor
he is not himself kendinde değil
he is not married o evli değildir
he is not one of us bizden değildir
he is not replying cevap vermiyor
he is not responding cevap vermiyor
he is on the phone şu an telefonu meşgul
he is on the phone şu anda telefonu meşgul
he is on the phone şu anda telefonda konuşuyor
he is on the phone telefonda şu anda
he is past hope ümitsiz durumda
he is probably better off than we are şu anda bizden daha iyi durumdadır
he is riding for a fall belasını arıyor
he is right hakkı var
he is right o haklı
he is rolling in it denizde kum onda para
he is said to be very rich zengin olduğu söyleniyor
he is so untidy o çok dağınık
he is so untidy o çok düzensiz
he is survived by his wife and four children eşi hayattadır; ardında dört çocuk bırakmıştır
he is the luckiest person i know o tanıdığım en şanslı insandır
he is turning 6 years old o altı yaşına giriyor
he is welcome to come and go at his pleasure istediği zaman gelip gidebilir
he is working hard to reach his goal amacına ulaşmak için çok çalışıyor
he isn't that kind of man o öyle bir adam değil
he just got accepted to college daha yeni üniversiteye kabul edildi
he just got dizzy from standing up too fast ayağa çok hızlı kalktığından başı döndü
he just missed being run over ezilmekten zor kurtuldu
he just wanted to say hi sadece merhaba demek istemiş
he just wants you to be safe sadece güvende olmanı istiyor
he kept his mouth shut çenesini kapalı tuttu
he knew i was scared korktuğumu biliyordu
he knows his place o yerini bilir
he knows his stuff işini biliyor
he knows if any man does yi bilse bilse o bilir
he knows what's got to be done ne yapılması gerektiğini biliyor
he knows who we are kim olduğumuzu biliyor
he left the job işten ayrıldı
he left the job işi bıraktı
he lies about knowing him onu tanıdığı konusunda yalan söylüyor
he liked it so much (bir şeyden) çok hoşlamış
he liked it so much (bir şey) çok hoşuna gitmiş
he likes cooking yemek yapmayı sever
he likes singing şarkı söylemeyi sever
he likes singing şarkı söylemekten hoşlanır
he lives in a small village in paris paris'te küçük bir kasabada yaşıyor
he lives in a small village in paris paris'te küçük bir köyde yaşıyor
he lives way out there somewhere orada bir yerde yaşıyor
he looked her in the eye gözlerinin içine baktı
he looked him in the eye gözlerinin içine baktı
he looks like he's in pain acı çekiyormuş gibi görünüyor
he looks nothing like me bana hiç benzemiyor/çekmemiş
he loves you o (erkek) seni seviyor
he made a mistake o bir hata yaptı
he made me tired beni yordu
he made that payment three times o ödemeyi üç kere yapmış
he made the payment three times o ödemeyi üç kere yapmış
he makes me cry beni ağlatır
he man güçlü adam
he mentioned it a few years ago birkaç yıl önce bahsetmişti
he must be out of money parası bitmiş olmalı
he must brought us here for a reason bizi buraya bir sebepten dolayı getirmiş olmalı
he needs to know people are looking for him insanların onu aradığını bilmesi lazım
he needs to see a doctor onun bir doktora görünmesi lazım
he needs water suya ihtiyacı var
he never comes late asla geç gelmez
he never comes to see me beni görmeye hiç gelmez
he never showed up hiç gelmedi
he never talks about himself kendisinden hiç bahsetmiyor
he numbers eighty years seksen yaşında
he offered me a job bana iş teklif etti
he offered me a job bana bir iş teklif etti