ona - Türkçe İngilizce Sözlük

ona

"ona" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 10 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
ona him zm.
Did you ask him about this idea?
Bu fikri ona sordunuz mu?

More Sentences
ona her zm.
Why would I say that to her?
Bunu ona neden söyleyeyim ki?

More Sentences
ona it zm.
You visit Chalkidiki once, and you fall in love with it forever.
Halkidiki'yi bir kez ziyaret edersiniz ve ona sonsuza kadar aşık olursunuz.

More Sentences
Genel
ona to it zf.
For that reason alone, I am very pleased with this report and the reaction to it.
Sırf bu nedenle bile bu rapordan ve ona gösterilen tepkiden büyük memnuniyet duyuyorum.

More Sentences
ona therefor zf.
ona hir zm.
ona mun [dialect] [uk] zm.
ona he zm.
Eski Kullanım
ona thereunto zf.
ona thereto zf.

"ona" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
önceden tahmin edip ona göre davranma anticipation i.
inanılan bir şeyden vazgeçip ona zıt başka bir şeye inanabilme leap of faith i.
bir durumdan öğrenilen becerinin ona benzer başka bir durumda kullanılması carry-over i.
doktor veya akıl sağlığı uzmanı tarafından birinin sürekli yanında olup ona duygusal destek sağlaması için görevlendirilen resmi lisanslı hayvan esa (emotional support animal) i.
bir şeyi kısa ve basit bir şekilde ifade etmenin veya ona atıfta bulunmanın yolu shorthand i.
doktor veya akıl sağlığı uzmanı tarafından birinin sürekli yanında olup ona duygusal destek sağlaması için görevlendirilen resmi lisanslı kedi/köpek emotional support dog/cat i.
ölçülebilir iki kümeden ilkinin ikincisini kapsadığı durumda ilk kümenin ölçümünün ikincisinden daha az veya ona eşit olması monotonicity i.
annesinin gözdesi olup ona çok benzeyen kız evlat mother's daughter i.
(abd'de) baba adayını kutlayıp ona hediye vermek için düzenlenen parti dadchelor party [us] i.
ilk ona giren yarışmacılar runners-up i.
ilk ona giren yarışmacı runner-up i.
daha önemli bir gazete makalesi ile ilişkili olup genellikle ona ek olarak basılan gazete makalesi follow i.
(abd'de) yerel kiliseye bağlı olup ona ait binaları elinde bulunduran ve papazın maaşını veren kongregasyonalist kurum parish i.
ona buna sormak ask around f.
önceden tahmin edip ona göre davranmak anticipate f.
biriyle samimi olmamak için ona çok mesafeli davranmak keep someone at arm's length f.
bir durumu olduğu gibi kabul edip ona göre davranmak face the issue f.
biri bağırdığında ona bağırarak karşılık vermek yell back f.
dinleyip ona göre hareket etmek take f.
birini mahcup ederek ona bir şeyi yaptırmak embarrass someone into doing something f.
önceden tahmin edip ona göre davranmak forehold f.
benzeyen (ona) related s.
sözüm ona of a sort s.
sözüm ona alleged s.
hollanda'yla ilgili veya ona ait dutch s.
andora, cebelitarık, portekiz ve ispanya'yı kapsayan yarımadayla ilgili veya ona ait olan iberian s.
doğu medeniyeti ve ona ait olan oriental s.
çok dillilikle ilgili veya ona ait olan polyglot s.
bir ulusa ait veya ona özgü olan national s.
asya kıtasıyla ilgili veya ona ait asian s.
sözüm ona so-called s.
sözüm ona would-be s.
ona eşit olan ten s.
ona ait her s.
ona ait her s.
bir siyasi parti hangi adayı çıkarırsa çıkarsın ona oy veren brass-collar s.
ona ait hers [obsolete] s.
ona has hers [obsolete] s.
ona özgü hers [obsolete] s.
ona ait hir s.
ona ait his s.
ona özgü his s.
ona bağlı his s.
yeni giriş veya çıkış aygıtının eklendiğini tespit edip ona göre uygun kontrol yazılımını otomatik etkinleştirebilen plug and play s.
ona dayanarak thence zf.
ona rağmen anyhow zf.
ona göre accordingly zf.
ona gelince for that matter zf.
ona yakın bir miktarda thereabouts zf.
ona sebep for that reason zf.
ona yakın bir tarihte thereabouts zf.
ona sebep accordingly zf.
ona uyarak thereby zf.
ona kadar thereuntil zf.
sözüm ona supposedly zf.
ona yakın thereabouts zf.
ona karşı for him/her zf.
ona karşı against him/her zf.
ona doğru theretoward zf.
ona dayanarak therefrom zf.
ona dayanarak thereof zf.
ona (katılmıyorum) so zf.
ona (erkek) un [dialect] zm.
ona ait olan şey hern [dialect] zm.
ona ait olan şey his zm.
ki ona which zm.
ona ait her zm.
ona ait his zm.
ki ona which bağ.
ki ona who bağ.
Öbek Fiiller
birden ona kadar saymak count out f.
biri şarkı söylerken (ona) enstrüman vb ile eşlik etmek sing along with someone f.
bir şeyi üstlenmek yada ona dahil olmak istemek want in on f.
birisi başladıktan sonra ona katılmak strike in f.
birinin hakkında ona karşı bir bilgi edinmek get something on someone f.
birinin hakkında ona zarar verecek bir bilgi edinmek get something on someone f.
birinin eskiden yaptığı bir şeyi ona karşı kullanmak hold something over someone f.
İfadeler
ona de ki tell him that expr.
ona de ki tell her that expr.
bir yarayı iyileştirmek için ona dokunmayı bırakman gerek to heal a wound you must stop touching it expr.
başına bir şey gelirse/bir yerin kırılırsa ben karışmam (bak ona göre) don't come running to me if you break your leg expr.
ne diyorsunuz ona, işte o what do you call it expr.
her şey ona işaret ediyor five will get you ten expr.
ona şahsen kefilim I personally vouch for him expr.
Atasözü
tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset man plans and god laughs f.
bir şeyin yapmaya değer olup olmadığı ona nasıl baktığına bağlıdır whether a thing is worth doing or not really depends on how you look at it
Konuşma Dili
bu iş ona uygun değil somebody's face doesn't fit expr.
peki daha sonra ona ne oldu? so what happened to her? expr.
tanrım ona yardım et god help him expr.
doktor ona yardım edemez doctor can't help him expr.
doktor ona yardım edemez doctor can't help her expr.
kadehimi ona kaldırıyorum here's to him expr.
aklı/mantığı ona aksini söylese bile against one's better judgment expr.
ona hiç güvenemezsin you can never tell with (someone or something) expr.
işte o, ne diyorsunuz ona what do you call it expr.
ona benzer bir şey something like that expr.
ona yakın bir şey anything like that expr.
ona benzer bir şey anything like that expr.
ona yakın bir şey something like that expr.
ona ben karar vereceğim/veririm I'll be the judge of that expr.
ona karışma stay out of it expr.
ona karışma stay out of this expr.
bundan ona ne? what's it to him/her? expr.
ona ne oldu? what's got into him/her? expr.
ona ne oldu? what's gotten into him/her? expr.
ona mı kalmış? what's it to him/her? expr.
ona ne oluyor? what's it to him/her? expr.
Deyim
birisi ayrılırken ona güle güle anlamında söylenen söz don't take any wooden nickels i.
(araba kazası ya da ona benzer bir yol kenarı hadisesini izlemek için yavaşlayan şoförlerin yarattığı) hıncahınç trafik gapers' block i.
birinin güvenini kazanıp ona kazık atma a confidence game i.
birinin yaptığı şeyin aynısını ona yapma a dose of (one's) own medicine i.
yaptığının aynısını ona yaşatma a taste of own medicine i.
genç sevgilisi olan ve ona para yediren zengin ve yaşlı adam a sugar daddy i.
(birinin) yaptığının aynısını ona yaşatma a taste of (one's) own medicine i.
suçu ondan ona atma blame shifting i.
suçu ona buna atma blame shifting i.
birinin yaptığı şeyin aynısını ona yapma dose of one's own medicine i.
dolaylı bir sözden anlam çıkarıp ona göre hareket etmek take a hint f.
ona yüksek paye vermek set someone on a pedestal f.
ona göre olmamak get out of one's element f.
ona göre olmamak be out of one's element f.
dolaylı bir sözden anlam çıkarıp ona göre hareket etmek take the hint f.
ona öyle buna böyle konuşmak talk out of both sides of your mouth f.
ona öyle buna böyle konuşmak speak out of both sides of your mouth f.
ona göre olmamak be (not) somebody’s scene f.
ona göre olmak be (one's) scene f.
tam ona göre olmak be (one's) scene f.
hiç ona göre olmamak be (not) somebody’s scene f.
ona öyle buna böyle konuşmak talk out of both sides of one's mouth f.
bedeni veya karakteri ona müsait olmamak not built that way f.
bir hedef belirleyip ona yönelik hareket etmek hunt where the ducks are f.
birine bir şeyi hazır vermektense ona nasıl yapacağını öğretmek teach a man to fish f.
bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret teach a man to fish f.
bir şeyi birinin yerine yapmaktansa ona nasıl yapacağını öğretmek teach a man to fish f.
ondan ona aktarılmak do the rounds f.
ondan ona dolaşmak do the rounds f.
nasıl biri/bir şey olduğunu anlayıp ona göre davranmak get (someone or something) taped [uk/australia] f.
(birini/bir şeyi) anlayıp ona göre davranmak get (someone or something) taped [uk/australia] f.
(birinin) eski hatalarını/davranışlarını ona karşı kullanmak have a hold over (someone) f.
birinin başarısından/potansiyelinden yararlanmak için ona yakın durmak hitch (one's) wagon to (someone or something) f.
(birinin) hakkında bildikleriyle ona baskı yapmak have a hold on (someone) f.
(birinin) hakkında bildiklerini ona karşı kullanmak have a hold on (someone) f.
(bir şey yapmak bana, ona) uyar be not above (doing something) f.
birinin yaptığının aynısını ona yaparak intikam almak take an eye for an eye f.
ona öyle buna böyle konuşmak be talking out of both sides of (one's) mouth f.
(birini/bir şeyi tanımak için) ona bir şans vermek give (someone or something) a chance f.
birinin/bir şeyin başarısından/potansiyelinden yararlanmak için ona yakın durmak hitch your wagon to someone/something f.
birinin eskiden yaptığı bir şeyi ona karşı kullanmak hold something over someone's head f.
(biriyle) samimi olmamak için ona mesafeli davranmak keep (one) at arm's length f.
ona öyle buna böyle konuşmak speak out of both sides of (one's) mouth f.