kendisi - Türkçe İngilizce Sözlük

kendisi

"kendisi" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 10 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
kendisi himself zm.
Most of the participants were newbies like himself.
Katılımcıların çoğu kendisi gibi acemiydi.

More Sentences
kendisi herself zm.
She has some friends as rich as herself.
Onun kendisi kadar zengin arkadaşları var.

More Sentences
kendisi she zm.
Layla said she was ugly.
Leyla kendisinin çirkin olduğunu söyledi.

More Sentences
kendisi in itself zm.
Water and artificial proteins are injected, as if meat were not protein in itself.
Sanki etin kendisi protein değilmiş gibi su ve yapay proteinler enjekte ediliyor.

More Sentences
kendisi oneself zm.
Drugs are not, though, an accident of fate to which one must resign oneself.
Ancak uyuşturucular, kişinin kendini teslim etmesi gereken bir kader kazası değildir.

More Sentences
kendisi he zm.
As you are aware, he was not provided with sign language interpretation at his trial.
Bildiğiniz gibi, duruşmasında kendisine işaret dili tercümesi sağlanmamıştır.

More Sentences
kendisi itself zm.
The engine starts itself when you hold the button on the key.
Anahtardaki düğmeyi basılı tuttuğunuzda motor kendisi çalışıyor.

More Sentences
kendisi thing in itself i.
kendisi in and of itself zm.
Konuşma Dili
kendisi in the flesh expr.

"kendisi" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
kendisi hastalığa yakalanmaksızın o hastalığa yol açan mikrobu taşıyan carrier i.
ta kendisi the epitome of i.
kendisi için varlık being-for-itself i.
-in ta kendisi the epitome of i.
ta kendisi embodiment i.
gerçeğin ta kendisi the plain truth i.
hayatın kendisi life itself i.
antik roma takviminde, her ayın ortasından önceki (kendisi de dahil olmak üzere) dokuzuncu gün (mart, mayıs, temmuz veya ekim ayının yedinci, diğer ayların ise beşinci gününe tekabül eder) nones i.
kişinin kendisi number one i.
bir soylunun kendisi de soylu olan hizmetkarı gentleman i.
kendisi üzerine gereğinden fazla düşünme omphaloskepsis i.
bireyin kendisi ile kurduğu iletişim self-communion i.
(birinin) kendisi tarafından inşa edilen ev self-build i.
bireyin kendisi ile geçtiği dalga self-mockery i.
yaptığı şeyden kendisi sorumlu olmak be on one's own responsibility f.
kendisi gibi davranmak be oneself f.
kendisi hakkında hesap vermek give an account of oneself f.
ta kendisi olmak (somut bir şeyin) personify f.
kendisi için şahsi çıkar sağlamak obtain personal gain f.
kendisi için bir şeyler yapmak istemek want to make something for oneself f.
kendisi için çalmak hijack f.
(ev) kendisi için inşa etmek self-build f.
adı var kendisi yok titular s.
ta kendisi quintessential s.
ta kendisi veriest s.
(ifade) kendisi ile çelişen impossible s.
kendisi gelen in-person s.
kendisi neden olmuş self-begotten s.
kendisi yapan self-applying s.
kendisi uygulayan self-applying s.
kendisi ön ayak olmuş self-begotten s.
kendisi var etmiş self-begotten s.
kendisi yol açmış self-begotten s.
kişinin kendisi tarafından varsayılan self-assumed s.
kişinin kendisi tarafından farz edilen self-assumed s.
kendisi ile tutarlı self-consistent s.
kendisi tasarlamış self-devised s.
kendisi planlamış self-devised s.
kendisi tarafından verilen self-given s.
kendisi ile sınırlı self-limited s.
kendisi tarafından düzenlenen self-established s.
kendisi tarafından oluşturulan self-established s.
kendisi tarafından kurulan self-established s.
kendisi oluşturan self-generated s.
kendisi tarafından seçilen self-elect s.
kişinin kendisi tarafından yozlaştırılmış self-depraved s.
kendisi tarafından oluşturulan self-constituted s.
kendisi tarafından kurulmuş self-constituted s.
kendisi üreten self-generated s.
kendisi tarafından seçilen self-elected s.
kendisi ile bağdaşmayan self-repugnant s.
yazarın kendisi tarafından yayımlanan veya basılan self-published s.
kendisi ile çelişen self-repugnant s.
başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak at one's peril zf.
bizzat kendisi in person zf.
bizzat kendisi ipsissima zf.
ta kendisi very zf.
ta kendisi his very self zm.
eril kendisi himself zm.
kendisi (eril) him [dialect] zm.
bizzat kendisi (eril) himself zm.
kendisi (eril) himselve [obsolete] zm.
(nesne olarak) kendisi it zm.
ta kendisi the very same ünl.
kendisi anlamı veren ön ek aut- ök.
… kendisi anlamına gelen ön ek idio- ök.
Öbek Fiiller
(açık artırmada satılacak olan şeyi) kendisi için satın almak buy in f.
İfadeler
ta kendisi there's (or that's) for you expr.
(birinin) başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak at (one's) own peril expr.
(bir şeyi) başına gelebileceklerden (kendisi) sorumlu olarak (yapmak) (do something) at your (own) peril expr.
(bir şeyin) mesuliyetini (kendisi) alarak (yapmak) (do something) at your (own) peril expr.
(bir şeyin) riskini/sorumluluğunu (kendisi) alarak (yapmak) (do something) at your (own) peril expr.
riskini/sorumluluğunu kendisi alarak at (one's) own peril expr.
Atasözü
herkes kendi kaderini kendisi çizer every man is the architect of his own fate
kocasından saygı ve sevgi bekleyen kadın önce kendisi saygı ve sevgi göstermelidir a good jack makes a good jill
karısından saygı ve sevgi bekleyen adam önce kendisi saygı ve sevgi göstermelidir a good jack makes a good jill
karısından saygı ve sevgi bekleyen adam önce kendisi saygı ve sevgi göstermelidir a good husband makes a good wife
erdemin kendisi bir ödüldür virtue is her own reward
erdemin kendisi bir ödüldür virtue is its own reward
sefalet, ızdırap içinde olan kendisi gibi olanları sever veya kendisi gibi olanlarla birlikte olmayı ister misery loves company
Konuşma Dili
gerçeğin ta kendisi reality itself i.
(cinsiyetsiz kullanımda) kendisi themself [brit] i.
eski abd başkanı george w.bush'un bir lakabı (ikinci isminin (w.) kendisi tarafından telaffuz edilme şekline istinaden türetilmiş bir lakap) dubya i.
görevin nerdeyse tamamını kendisi yapmak carry the ball f.
birinde suçladığı (bir şeyi) kendisi de yapmamak not so much as (do something) f.
(kendisi) olmamak be not (oneself) f.
kendisi gibi olmak be oneself f.
ta kendisi selfsame expr.
birinin ta kendisi none other than somebody expr.
(kendisi) değil not (oneself) expr.
(kendisi) değil not (oneself) expr.
Deyim
gerçeğin ta kendisi the bare truth i.
şeytanın ta kendisi devil in disguise i.
şeytanın ta kendisi the devil incarnate i.
ölümün ta kendisi king of terrors i.
kendisi kötü olup etrafını da kötü etkileyen kimse a bad apple i.
kendisi kötü olup etrafını da kötü etkileyen kimse a rotten apple i.
ta kendisi the mccoy i.
kendisi sağlamak find oneself in f.
fiyatı kendisi koymak set one's own price f.
kazdığı çukura/kuyuya kendisi düşmek be hoist by (one's) own petard f.
tek derdi kendisi olmak be all about oneself f.
bir şeyi kendisi halletmek plough (one's) own furrow [uk] f.
(bir şeyi yapmayı kendisi) üstlenmek take it on (oneself) to (do something) f.
bir şeyi yapmayı kendisi üstlenmek take it on yourself to do something f.
(bir şeyi yapmanın) sorumluluğunu (kendisi) almak take it on (oneself) to (do something) f.
bir şeyi yapma sorumluluğunu kendisi almak take it upon yourself to do something f.
bir şeyi kendisi yapmaya karar vermek take it on yourself to do something f.
bir şeyi kendisi yapmaya karar vermek take it upon yourself to do something f.
bir şeyi yapma sorumluluğunu kendisi almak take it on yourself to do something f.
bir şeyi yapmayı kendisi üstlenmek take it upon yourself to do something f.
(bir şeyle kendisi) uğraşmak take (something) into (one's) own hands f.
(bir şeyi kendisi) halletmek take (something) into (one's) own hands f.
(bir şeyi kendisi) yönetmek/idare etmek take (something) into (one's) own hands f.
(bir şeyi kendisi) yönetmeye/idare etmeye başlamak take (something) into (one's) own hands f.
(bir şeyle kendisi) ilgilenmek take (something) into (one's) own hands f.
bir işi (kendisi) yürütmek/yapmak take (something) into (one's) own hands f.
(bir şeyi kendisi) yüklenmek take (something) into (one's) own hands f.
kendisi kadar/kendisinden daha iyi biriyle karşılaşmak meet your match (in somebody) f.
kendisi kadar/kedisinden daha iyi birini bulmak meet your match (in somebody) f.
kendisi kadar/kedisinden daha iyi birini bulmak findyour match (in somebody) f.
kendisi kadar/kendisinden daha iyi biriyle karşılaşmak findyour match (in somebody) f.
(biri) kendisi sebep olmak be of (one's) own making f.
(biri) kendisi yapmak be of (one's) own making f.
kazdığı çukura/kuyuya kendisi düşmek hoist with one's own petard f.
kazdığı çukura/kuyuya kendisi düşmek hoist by one's own petard f.
bir şeyi kendisi yapmak make something by your own fair hand f.
bir şeyi kendisi yapmak make something with your own fair hand f.
kendisi yürütmek/yapmak take into one's own hands f.
kendisi yüklenmek/halletmek take into one's own hands f.
kendisi yönetmek/idare etmek take into one's own hands f.
kendisi uğraşmak take into one's own hands f.
kendisi ilgilenmek take into one's own hands f.
ta kendisi large as life expr.
insan kendi kaderini kendisi çizer life is what you make it expr.
ta kendisi the real mccoy expr.
ta kendisi (bir de ne göreyim/tam karşımda/gelmiş) as large as life expr.
ta kendisi (bir de ne göreyim/tam karşımda/gelmiş) as big as life expr.
kendisi yap(mak)tı be of your own making expr.
kendisi burada aklı başka yerde the lights are on but no-one's home expr.
kendisi burada aklı başka yerde the lights are on but nobody's home expr.
kendisi hak ederek on (someone's or something's) (own) merits expr.
Konuşma
gerçeğin ta kendisi the naked truth i.
gerçeğin ta kendisi the simple truth i.
gerçeğin ta kendisi the very truth i.
bizzat kendisi söyledi she said it herself expr.
tek umursadığı şey kendisi all he cares about is himself expr.
tek umursadığı şey kendisi all she cares about is herself expr.
Ticaret/Ekonomi
kendisi için kullanım own use i.
döviz alıcısı ile satıcısı arasında aracılık yaparak anlaşmalarını sağlamaya çalışan ancak anlaşmaya kendisi taraf olmayan kişi veya firma foreign exchange broker i.