soon - Türkçe İngilizce Sözlük

soon

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

soon — Definition

Anlamı ve Tanımı:
yakında
Okunuş (IPA):
(AmE /suːn/ – BrE /suːn/)
Terim Türü:
Zarf: soon
Bu zarf, şimdiki zamana göre kısa süre sonra gerçekleşecek durumu belirtir. Eski İngilizce sōna kökünden evrilmiştir. Zaman beklentisini yumuşak biçimde öne çıkarır

"soon" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 31 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
soon zf. birazdan
I'll be home soon.
Birazdan evde olurum.

More Sentences
soon zf. kısa süre içinde
The salesman told us that he would deal with us soon.
Satış elemanı bizimle kısa süre içinde ilgileneceğini söyledi.

More Sentences
Genel
soon s. az sonra
Soon, the tea was ready.
Az sonra çay hazırdı.

More Sentences
soon s. erken
These cancer treatments can damage your ovaries and cause menopause to start sooner.
Bu kanser tedavileri yumurtalıklarınıza zarar verebilir ve menopozun daha erken başlamasına neden olabilir.

More Sentences
soon zf. hemen
Finally, we politicians must not legislate as soon as we see a phenomenon we do not like.
Son olarak biz politikacılar hoşumuza gitmeyen bir olgu gördüğümüzde hemen yasa çıkarmamalıyız.

More Sentences
soon zf. yakın zamanda
This is, however, dependent on a peace treaty soon being on the table.
Ancak bu durum yakın zamanda bir barış anlaşmasının gündemde olmasına bağlıdır.

More Sentences
soon zf. biraz sonra
The bar is closing soon.
Bar biraz sonra kapanıyor.

More Sentences
soon zf. erken
These cancer treatments can damage your ovaries and cause menopause to start sooner.
Bu kanser tedavileri yumurtalıklarınıza zarar verebilir ve menopozun daha erken başlamasına neden olabilir.

More Sentences
soon zf. çabuk
I did not think that he would die so soon.
Bu kadar çabuk öleceğini düşünmemiştim.

More Sentences
soon zf. çok geçmeden
Pretty soon, the seller responded and insisted on removing the rating.
Çok geçmeden satıcı yanıt verdi ve derecelendirmeyi kaldırmakta ısrar etti.

More Sentences
soon zf. er
We're going to meet sooner or later.
Er ya da geç buluşacağız.

More Sentences
soon zf. yakında
The candidate Member States will soon be participating fully in the European structure.
Aday Üye Devletler yakında Avrupa yapısına tam olarak katılacaklardır.

More Sentences
soon zf. az sonra
Soon, the tea was ready.
Az sonra çay hazırdı.

More Sentences
Teknik
soon zf. birazdan
I'll be home soon.
Birazdan evde olurum.

More Sentences
soon zf. yakında
The candidate Member States will soon be participating fully in the European structure.
Aday Üye Devletler yakında Avrupa yapısına tam olarak katılacaklardır.

More Sentences
Genel
soon s. ilk
soon zf. pek yakında
soon zf. erkenden
soon zf. az zaman içinde
soon zf. kolaylıkla
soon zf. nerede ise
soon zf. neredeyse
soon zf. ha bugün ha yarın
soon zf. bugün yarın
soon zf. kolayca
soon zf. şimdi
soon zf. çoka varmaz
Eski Kullanım
soon s. hızlı
soon s. atik
soon s. ivedi
soon s. çevik

"soon" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
get well soon wish i. geçmiş olsun dileği
get well soon wishes i. geçmiş olsun dilekleri
soon-to-wed couple i. yakında evlenecek çift
get well soon f. çabuk iyileşmek
wish someone get well soon f. geçmiş olsun dilemek
speak too soon f. çok erken konuşmak
soon-to-be-frozen s. dondurulacak (olan)
soon-to-be-frozen s. yakında çok soğuyacak (olan)
soon-to-be-frozen s. yakında donacak (olan)
too soon zf. pek fazla erken
soon enough zf. yeterince çabuk
all too soon zf. peki
as soon as possible zf. mümkün olduğunca en kısa zamanda
all too soon zf. pek erken
as soon as not zf. daha çok istekle
as soon as possible zf. bir an önce
as soon as possible zf. ilk fırsatta
very soon zf. akşama sabaha
as soon as possible zf. olabildiğince çabuk
soon after zf. çok geçmeden
too soon zf. çok yakın
too soon zf. zamanından evvel
too soon zf. çok erken
sometime soon zf. yakında
soon after zf. bir müddet sonra
all too soon zf. zamansız
as soon as possible zf. mümkün olduğunca çabuk
as soon as possible zf. en kısa zamanda
as soon as possible zf. hemen
as soon as possible zf. vakit geçirmeden
as soon as possible zf. en kısa sürede
as soon as possible zf. mümkün olduğu kadar çabuk
as soon as possible zf. mümkün olan en kısa sürede
as soon as possible zf. mümkün olan en kısa zamanda
soon after zf. akabinde
soon after zf. -den az sonra
soon after zf. -den hemen sonra
a.s.a.p. (as soon as possible) zf. en kısa zamanda
soon enough zf. çok geçmeden
asap (as soon as possible) zf. en kısa zamanda
soon afterwards zf. kısa süre sonra
anytime soon zf. çok yakında
anytime soon zf. çok yakın zamanda
anytime soon zf. yakın zamanda
soon after that zf. (bundan) kısa bir süre sonra
soon afterwards zf. kısa zaman sonra
soon at zf. … olduğu an
soon at zf. … olduğunda
soon at zf. hemen
soon at zf. ivedilikle
soon at zf. derhal
soon at zf. … ile birlikte
as soon as bağ. ile birlikte
as soon as bağ. ister istemez
as soon as bağ. ile beraber
as soon as bağ. en kısa zamanda
as soon as bağ. mümkün olduğu kadar çabuk
as soon as bağ. derhal
just as soon as bağ. en kısa zamanda
as soon as bağ. yapar yapmaz
as soon as bağ. -er -mez
İfadeler
coming soon expr. çok yakında
as soon as one comes expr. ayağının tozuyla
inform me as soon possible expr. beni derhal bilgilendirin
not a moment too soon expr. son dakikada
write to me soon expr. kısa süre içinde bana yaz
pretty soon expr. çok yakında
far too soon expr. çok erken
hoping to hear from you soon expr. sizden en kısa sürede haber alabilmek umuduyla
hoping to hear from you soon expr. en kısa sürede haberleşmek dileğiyle
hoping to hear from you soon expr. en kısa sürede haberleşmek umuduyla
hoping to hear from you soon expr. sizden en kısa sürede haber alabilmek dileğiyle
available soon expr. yakında uygulanacak
available soon expr. yakında gelecek
not a moment too soon expr. son anda
as soon as practicable expr. mümkün olan en makul sürede
none too soon expr. ucu ucuna
none too soon expr. tam zamanında
it can't come soon enough expr. gelmek bilmedi
it can't end soon enough expr. bitmek bilmedi
it can't come soon enough expr. gelmek bilmiyor
it can't end soon enough expr. bitmek bilmiyor
not a moment too soon expr. tam zamanında
Atasözü
fool and his money are soon parted akılsıza para dayanmaz
long absent, soon forgotten gözden ırak olan gönülden de ırak olur
clear moon, frost soon gökyüzü açıksa don olacak demektir
Konuşma Dili
would (just) as soon do something f. (bir şeyi yapması) daha iyi olmak
would (just) as soon do something f. (bir şey) yerine (başka bir şey yapmayı) tercih etmek
had (just) as soon (do something) f. (bir şey yapmayı) tercih etmek
would (just) as soon (do something) as look at (one) f. niye baktın diye kavga çıkarmak
had (just) as soon (do something) f. (bir şey yapmaktansa başka bir şey yapmayı) tercih etmek
would (just) as soon (do something) as look at (one) f. bakışından kıllanıp adam dövmek
had (just) as soon (do something) f. (bir şey yapmayı) yeğlemek
had (just) as soon (do something) f. (bir şeyi yapsa) daha iyi olmak
had (just) as soon (do something) f. en iyisi (bir şeyi yapması) olmak
would (just) as soon do something f. (bir şey yapmayı) yeğlemek
had (just) as soon (do something) f. (bir şey) yerine (başka bir şey yapmayı) tercih etmek
would (just) as soon do something f. (bir şey yapmayı) tercih etmek
had (just) as soon (do something) f. (bir şeyi yapması) daha iyi olmak
would (just) as soon do something f. en iyisi (bir şeyi yapması) olmak
would (just) as soon (do something) as look at (one) f. niye baktın diye adam öldürmek
would (just) as soon do something f. (bir şey yapmaktansa başka bir şey yapmayı) tercih etmek
would (just) as soon do something f. (bir şeyi yapsa) daha iyi olmak
had as soon do f. (bir şeyi) yapsa daha iyi olmak
had as soon do f. (bir şeyi) yapması daha iyi olmak
had as soon do f. (bir şey) yapmayı yeğlemek
had as soon do f. en iyisi (bir şeyi) yapması olmak
had as soon do f. (bir şey) yapmayı tercih etmek
very soon zf. çok yakında
so soon zf. çok erken
too soon to talk about expr. hakkında konuşmak için çok erken
asap (as soon as possible) expr. olabildiğince çabuk
I'd (just) as soon (as) do something expr. (bir şey) yerine (başka bir şey yapmayı) tercih ederim
I'd (just) as soon (as) do something expr. en iyisi (bir şeyi yapmam) olmak
I'd (just) as soon (as) do something expr. (bir şeyi yapmam) daha iyi olmak
I'd (just) as soon (as) do something expr. (bir şeyi yapsam) daha iyi olmak
I'd (just) as soon (as) do something expr. (bir şey yapmaktansa başka bir şey yapmayı) tercih ederim
I'd (just) as soon (as) do something expr. (bir şey yapmayı) yeğlerim
I'd (just) as soon (as) do something expr. (bir şey yapmayı) tercih ederim
bbs (be back soon) expr. yakında döneceğim
not a minute too soon expr. tam zamanında/vaktinde
not a minute too soon expr. ucu ucuna
not a minute too soon expr. son dakikada
not a minute too soon expr. son anda
(are) you leaving so soon? expr. biraz daha kalsaydın
(are) you leaving so soon? expr. bu kadar erken gitmene izin veremem (tehlikeli bir durumdan kaçmaya çalışan birine yöneltilen alaylı bir ifade)
I spoke too soon expr. bilip bilmeden konuştum
(I'll) see you (again) (real) soon expr. tekrar görüşmek üzere
I spoke too soon expr. durumu bilmeden konuştum
I spoke too soon expr. dediğim/tahmin ettiğim gibi olmadı
(I'll) see you (again) (real) soon expr. görüşürüz
(I'll) see you (again) (real) soon expr. yakında tekrar görüşmek üzere
(I'll) see you (again) (real) soon expr. yakında tekrar görüşürüz
(I'll) see you (again) (real) soon expr. çok yakında tekrar görüşmek üzere
(I'll) see you (again) (real) soon expr. çok yakında görüşürüz
(one) would (just) as soon (do something) expr. (biri bir şey yapmayı) tercih eder
(one) would (just) as soon (do something) expr. (biri bir şey yapmayı) ister
(one) would (just) as soon (do something) expr. (biri bir şey yapmayı) yeğler
(one) would (just) as soon (do something) expr. (biri bir şey yapsa) daha iyi olur
as soon expr. tercihen
he/she would just as soon do a (as b) expr. biri bir şey yapmayı da diğeriyle derecede ister
he/she would just as soon do a (as b) expr. biri bir şey de yapabilir başka bir şey de
he/she would just as soon do a expr. biri için fark etmez
he/she would just as soon do a expr. biri bir şey yapmayı da aynı derecede ister
he/she would just as soon do a (as b) expr. bir şey de olur diğeri de
he/she would just as soon do a expr. biri bir şey de yapabilir
he/she would just as soon do a expr. bir şey de olur diğeri de
he/she would just as soon do a (as b) expr. biri için fark etmez
I'd as soon do expr. (...) yapmam daha iyi olur
leaving so soon? expr. bu kadar erken mi gidiyorsun/kaçıyorsun?