ancak - Turkish English Dictionary
History

ancak



Meanings of "ancak" in English Turkish Dictionary : 26 result(s)

Turkish English
Common Usage
ancak hardly adv.
ancak barely adv.
ancak solely adv.
ancak but conj.
General
ancak scarcely adv.
ancak as late as adv.
ancak merely adv.
ancak sole adv.
ancak hard adv.
ancak simply adv.
ancak purely adv.
ancak just adv.
ancak skin adv.
ancak save that adv.
ancak mere adv.
ancak save prep.
ancak yet conj.
ancak nevertheless conj.
ancak providing conj.
ancak however conj.
ancak only conj.
ancak provided conj.
ancak on the other hand conj.
Phrases
ancak nothing else
Idioms
ancak by the skin of the/one's teeth adv.
ancak by the skin of one's teeth

Meanings of "ancak" with other terms in English Turkish Dictionary : 148 result(s)

Turkish English
General
ancak geçmek (dar bir yerden) skin through v.
ancak masrafını karşılamak break even v.
bir yerde ancak belirli bir faaliyete izin vermek zone v.
ancak bir kişinin sığabileceği çekmece benzeri kompartmanlar halinde uyunacak yer capsule hotel n.
aslında yapılmaması gereken ancak yapmaktan zevk alınan eylemler guilty pleasure n.
basit ancak en hayati gerçekler ve ilkeler bare bones n.
çekici ancak tehlikeli şey enticement n.
kestirme ancak yanlış çözüm quick fix n.
okuyabilen ancak okumayı sevmeyen aliterate n.
sık aralarla ancak az miktarda besin alma nibbling n.
suyun yüzeyini ancak kıpırdatan çok hafif bir esinti cat's paw n.
tasarım olarak bisiklete benzeyen ancak tekerlek yerine kayakları olan araç ski-bob n.
ancak ara sıra iyi olan spotty adj.
ancak küçük bir grupça bilinen esoteric adj.
ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan exclusive adj.
ancak yer yer iyi olan spotty adj.
ancak yetecek kadar bare adj.
görünüşte doğru ancak gerçekte yanlış olan specious adj.
ancak o vakit only at that time adv.
ancak o vakit only when adv.
ancak o vakit only then adv.
ancak o zaman only then adv.
ancak o zaman only when adv.
ancak o zaman only at that time adv.
ancak zaman içinde yet in time adv.
ancak eğer but if conj.
ancak hatta but even conj.
ancak, her ne kadar however, although conj.
için değil ancak … için not because ... but because conj.
Phrases
(ancak) bununla sınırlı kalmamak üzere including but not limited to
(ancak) bununla sınırlı olmamak üzere including but not limited to
... dâhil, ancak bununla/bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla including, without limitation ...
ancak bu bile but even
ancak eğer...sa only if
ancak şimdi but now
ancak şimdi only now
ancak şu şartla ki provided however that
gelmeyi çok isterdim, ancak I would really like to come, but
iyi ancak all very well but
iyi ancak all well and good but
o demek değildir ancak not but what
size saygım sonsuz ancak with all due respect
tamam ancak ok but
tamam ancak okay but
Proverb
bir hırsızı ancak bir başka hırsız yakalar set a thief to catch a thief
gençler ölebilir ancak yaşlılar ölümden kaçamazlar young men may die but old men must die
tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür full independence is possible only through economic independence
Colloquial
(ancak) rüyanda görürsün dream on
aslen iyi ancak tavırları kibar ve zarif olmayan biri diamond in the rough
aslen iyi ancak tavırları kibar ve zarif olmayan biri a diamond in the rough
aslen iyi ancak tavırları kibar ve zarif olmayan biri a rough diamond
kağıda dökülmüş ancak üzerinde düzenleme yapılmamış yazı spilled ink
rahatlamak için söylenen ancak işe yaramayan şey cold comfort
Idioms
(bir şeyi ancak ve uzun uğraşlardan sonra) kabul ettirmek squeak something through
(geçmişte) olabilecek olanlar (ancak olmayanlar) might-have-beens
bir şeyi ancak istediğinde yapmak when the spirit moves you
bir şeyi ancak istediğinde yapmak as the spirit moves you
kazandığıyla ancak karnını doyurmak live from hand to mouth
kendisini bilgili gibi gösteren ancak cahil olan kimse a piss-artist
önce/ancak ölüsü/cenazesi çıkmak be carried out feet first
sinek küçüktür ancak mide bulandırır fly in the ointment
siyaset ve ticarette çok büyük gücü ve etkisi olan ancak halkın tanımadığı perde arkasındakiler the men in grey suits
vadedilen ancak gerçekleşmeyecek olan söz jam tomorrow
Speaking
ancak bu şekilde (olur) this is the only possible way
ancak bu şekilde (olur) this is the best possible way
ancak bu şekilde (olur) this is the only way to do something
arkadaşımı arıyorum ancak onu bulamıyorum i'm looking for my friend but i can't find her
arkadaşımı arıyorum ancak onu bulamıyorum i'm looking for my friend but i can't find him
bir baba doğum sırasında ancak bu kadarını yapabilir a father can only do so much at the birth
çok isterdim ancak yapamam I would love to but I can't
doğum sırasında babanın elinden ancak bu kadarı gelir a father can only do so much at the birth
her şeyi denedik ancak tedaviye cevap vermedi despite all our efforts she/he failed to respond
muhtemel ancak olacağını/gerçekleşeceğini sanmıyorum possible, but not likely
nasıl olduğunu ancak allah bilir the lord knows how
seni üzmek istemem, ancak I don't want to upset you, but
söyleyecek çok şeyim var ancak çok uzaktasın I have so much to say but you're so far away
tabi ki, burada birkaç arkadaşım var, ancak gerçek bir arkadaşım yok of course, i have a few friends here, but i don't have a true friend
Slang
ancak benim cesedimi çiğnersen over my dead body
ancak çift kese kağıdıyla seks yapilabilecek güzellikte olan aşırı çirkin kadın double bagger (vulgar)
ancak ölüm çıkar over my dead body
çok zeki ancak sosyal ilişkilerde başarısız olan kimse nurd
çok zeki ancak sosyal ilişkilerde başarısız olan kimse nerd
evliyim ancak müsaitim mba (married but available)
kendine fazla güvenen ancak yetenekleri kısıtlı olan yarışçı squid
salaş ancak şık, hippy tarzı shabby chic
sorulan soruya ait bir bilgiyi o anda google'dan aratıp ancak daha önceden biliyormuş gibi davranan tip google smart
vücudu güzel ancak yüzü çirkin kız buttaface (rap slang)
vücudu güzel ancak yüzü çirkin kz buttahead/buttaface (rap slang)
Trade/Economic
ancak bir başka proje ile birlikte gerçekleştirilebilen proje contingent projects
ancak yaşamı sürdürmeye yetecek gelir düzeyi subsistence level
döviz alıcısı ile satıcısı arasında aracılık yaparak anlaşmalarını sağlamaya çalışan ancak anlaşmaya kendisi taraf olmayan kişi veya firma foreign exchange broker
envanterde görünen ancak stokta kalmamış bir ürünü ürün mağazaya geldiğinde müşteriye aynı fiyattan satmayı taahhüt eden mağaza onaylı kupon veya çek rain check
envanterde görünen ancak stokta kalmamış bir ürünü ürün mağazaya geldiğinde müşteriye aynı fiyattan satmayı taahhüt eden mağaza onaylı kupon veya çek raincheck
faizlerin arttığı ancak yeteri kadar yükselmediği dolayısıyla krediye aşırı talebin bulunduğu bir ortamda bazı insanların cari faiz oranından ödünç alacak fon bulamamaları dolayısıyla bir tür kredi dağıtımı durumunun ortaya çıkması credit crunch
fiyatta anlaşılmış ancak sözleşme henüz imzalanmamış sold subject to contract (sstc)
gemi ancak bu süre içinde para cezası ödemez lay days
kişi başına gelirin ancak temel ihtiyaç maddelerinin karşılanmasına yetecek bir düzeyin bile altına düşmesi durumu absolute poverty
maksadı belirli ancak ürün bazında detaylandırılmayan ve çıkacak ihtiyaca göre verilen sipariş blanket order
maksadı belirli ancak ürün bazında detaylandırılmayan ve çıkacak ihtiyaca göre verilen sipariş blanket purchase order
sipariş verilmiş ancak henüz gönderilmemiş stok ürün stock on order
şirketin başkalarına devrinin ancak hisse senetleri sahiplerinin çoğunluk onayı ile yapılabileceği hükmü shark repellent
üçüncü bir şahsa tevdi edilen ve ancak belirli şartların yerine gelmesi halinde geçerli olacak bir taahhütname escrow
üçüncü şahıslar tarafından elinde bulunan ancak risk ve menfaatleri şirkete ait olan mallar ve kıymetler goods and values held by third parties in their name but at risk to and for the benefit of the enterprise
Law
bir karineye dayanan ancak temelde mevcut olmayan yasal hak colour of law
bir mülkü o mülkün sahibinin izniyle kullanan ancak söz konusu mülk üzerinde herhangi bir yasal hakka sahip olmayan kimse bare licensee
eski roma'da hukuksal olarak toprağa bağlı olan ancak alınıp satılamayan bir tür köle-köylü colonate
sanığın ancak kefalet yolu ile tahliye edilebildiği dava bailable action
taraflarının iyi niyetle imzaladıkları ancak hukuken geçersiz olan evlilik putative marriage
yazılı ancak imzasız itirafname simple confession
yazılı ancak mühürsüz akit simple contract
Politics
tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür full independence can be achieved only through economic independence
üye devletlerin birlik oluşturduğu ancak iç işlerinde bağımsız kaldıkları bir hükümet şekli state
Insurance
meydana gelmiş ancak bildirilmemiş incurred but not reported
Media
haber veya belgesel formatında olan ancak sayfanın veya ekranın bir köşesinde reklam ibaresinin bulunduğu reklam türü advertorial
Technical
kanatlarını sallayarak uçmak üzere tasarlanmış ancak uçuş denemeleri yapılmamış bir uçak orthopter
Computer
ancak algılanabilen fark just discernible difference
ancak sezilebilen ayrım just discernible difference
Bilgisayar terminolojisinde "Include" gibi kullanılan ancak bir nüans içeren terimdir. Bir içeriğin bir başka içerik ya da döküman içerisine sadece bağlantısı/referansı ile dahil edilmesi transclusion
herhangi bir faydaları olmayan ancak kullanıcıya virüslere karşı en iyi korumayı vadeden yazılımlar scareware
hücrelerle taşı ancak boyutlandırma move but don't size with cells
kilitle ancak kaydetme lock but don't save
tanıtımı yapılmış ancak henüz piyasaya sunulmamış yazılım vaporware
tanıtımı yapılmış ancak henüz piyasaya sunulmamış yazılım ya da donanım vapourware
Telecom
zayıf ancak tehlikeli akım sneak current
Aeronautic
kanatlarını çırparak uçması tasarlanmış ancak uçuş denemeleri yapılmamış bir uçak ornithopter
kanatlarını çırparak uçması tasarlanmış ancak uçuş denemeleri yapılmamış bir uçak orthopter
Psychology
ancak farkedilebilir fark just-noticeable difference
eski olayları hatırlamak ancak yenilerini unutma durumu ecmnesia
Food Engineering
normal kasap bıçağıyla alınmayan ancak bazı mekanik yöntemlerle alınan et mechanically recovered meat
Math
ancak ve ancak if and only
ancak ve ancak if and only if (iff)
ancak ve ancak if and only if
Biology
aynı işlevi gören ancak farklı evrim kökenli olan analogous
Tobacco
satışı ab'de yasak olan ancak norveç ve isveç'te kullanılan gittikçe popülaritesi abd'de artan ve sigara içimini azalttığı iddia edilen isveç menşeli nemli tütün tozu snus
Social Sciences
çok fazla miktarda ancak yüzeysel bilgilere sahip olan internet kullanıcıları pancake people
Linguistics
aynı biçimde söylenen ancak farklı anlamları olan heteronym
aynı gibi görünen ancak farklı anlamları olan ayrı dillerdeki iki kelime false friend
Religious
kendi ayin biçimlerini ve dillerini koruyan ancak papa'nın otoritesini kabul eden doğu katolik kilisesi uniat church
kendi ayin biçimlerini ve dillerini koruyan ancak papa'nın otoritesini kabul eden doğu katolik kilisesi uniate church
Philosophy
toplumun işlevinin ancak canlı organizmaların doğasıyla kurulacak analoji ile anlaşılabileceğini öne süren görüş organic analogy
Environment
avrupa’da yoğunlaşmamış ancak koruma statüleri olumsuz olan türler species not concentrated in europe but with an unfavourable conservation status
Hunting
boyu ancak aldığı darbeyle kovan kapsülüne vuracak şekilde yapılmış iğne floating firing pin
Basketball
ancak tanrının yardımı ile sayı olabilecek atış hail mary
çok uzun boylu olmayan ancak son derece hareketli olup iyi sıçrayan ve sayı üreten oyuncu swingman
Art
üçboyutlu ancak perspektifsiz resim axonometric
Cinema
filmin rol listesinde ismi geçmeyen ancak filmde rol almış oyuncu uncredited
British Slang
çok zengin ancak kültürsüz tip chinless wonder
sessizce yapılan ancak kokusu katlanılmaz olan osuruk s.b.d. (silent but deadly)