yüklenmek - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

yüklenmek



Bedeutungen von dem Begriff "yüklenmek" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 27 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Common Usage
yüklenmek undertake v.
General
yüklenmek lay on v.
yüklenmek lay v.
yüklenmek attach v.
yüklenmek embark v.
yüklenmek take in charge v.
yüklenmek lean against v.
yüklenmek be loaded v.
yüklenmek sit upon v.
yüklenmek take upon oneself v.
yüklenmek take over v.
yüklenmek load v.
yüklenmek laden v.
yüklenmek shoulder v.
yüklenmek stick it on v.
yüklenmek overdrive v.
yüklenmek press against v.
yüklenmek load up v.
yüklenmek burden v.
yüklenmek be stuck with v.
yüklenmek take something on v.
yüklenmek lie heavy on somebody v.
yüklenmek imbark v.
yüklenmek pin on v.
Phrasals
yüklenmek take on v.
Idioms
yüklenmek put the squeeze on someone/something v.
Sport
yüklenmek charge

Bedeutungen, die der Begriff "yüklenmek" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 33 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
General
sorumluluk yüklenmek incur responsibility v.
fazla yüklenmek (elektrik hatlarına/sistemine) overload v.
yüklenmek (bir işi/bir görevi) shoulder v.
sorumluluk yüklenmek assume the responsibility v.
aşırı yüklenmek overtax v.
cesurca yüklenmek emprise v.
sorumluluk yüklenmek shoulder the responsibility v.
sorumluluk yüklenmek shoulder v.
görev yüklenmek undertake a task v.
görev yüklenmek take on a task v.
gemiye yüklenmek be shipped v.
Phrasals
birine yüklenmek tear into v.
üzerine yüklenmek weigh someone down
üzerine yüklenmek weigh upon someone
Idioms
(zor bir görev) yüklenmek take someone or something on v.
sorumluluğu/görevi yüklenmek assume the mantle v.
sorumluluğu/görevi yüklenmek assume the position v.
birine yüklenmek put the squeeze on (one) v.
birine yüklenmek put the squeeze on someone/something v.
sıkıntısını/derdini yüklenmek bear the burden (of something) v.
(ağır bir/bütün) yükü/sorumluluğu tek başına yüklenmek have a (heavy) cross to bear v.
ağır bir sıkıntıyı/yükü yüklenmek carry a millstone (around one's neck) v.
ağır bir sıkıntıyı/yükü yüklenmek bear a millstone (around one's neck) v.
sıkıntısını/derdini yüklenmek bear the burden (of something) v.
karbonhidrat yüklenmek carb-load v.
birisine fazla yüklenmek push someone too far v.
çok yüklenmek take on the world v.
işe yüklenmek put one's back into v.
sorumluluğunu yüklenmek have in hand
suçu yüklenmek carry the can
suçu yüklenmek foot the bill
Trade/Economic
görevini yüklenmek take charge of v.
Politics
parasal bir yükümlülük yüklenmek impose a pecuniary obligation