| English | Turkish | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | double n. | çift | ||
|
Since I need more space for my clothes, I plan to buy a double wardrobe. Kıyafetlerim için daha fazla alana ihtiyacım olduğundan, çift gardırop almayı planlıyorum. More Sentences |
||||
| Common Usage | double n. | dublör | ||
|
We know that she refuses to use doubles. Onun dublör kullanmayı reddettiğini biliyoruz. More Sentences |
||||
| Common Usage | double n. | iki kat | ||
|
At the moment, in Spain, 33% of this work is insecure, more than double the European average, which stands at 13%. Şu anda İspanya'da bu işin %33'ü güvensizdir ve bu oran %13 olan Avrupa ortalamasının iki katından fazladır. More Sentences |
||||
| Common Usage | double n. | duble | ||
|
When he heard the election results, he rushed to the bar and ordered a double. Seçim sonuçlarını duyar duymaz soluğu barda aldı ve bir duble söyledi. More Sentences |
||||
| Common Usage | double v. | ikiye katlamak | ||
|
The students doubled their sheets over. Öğrenciler kağıtlarını ikiye katladı. More Sentences |
||||
| Common Usage | double adj. | duble | ||
|
When he heard the election results, he rushed to the bar and ordered a double. Seçim sonuçlarını duyar duymaz soluğu barda aldı ve bir duble söyledi. More Sentences |
||||
| Common Usage | double adj. | çifte | ||
|
The cops find it difficult to deal with a double murder case in one day. Polisler bir günde çifte cinayet vakasıyla uğraşmakta zorlanıyor. More Sentences |
||||
| Common Usage | double adj. | çift | ||
|
Since I need more space for my clothes, I plan to buy a double wardrobe. Kıyafetlerim için daha fazla alana ihtiyacım olduğundan, çift gardırop almayı planlıyorum. More Sentences |
||||
| Common Usage | double adj. | iki kişilik | ||
|
The only room available is a double. Mevcut tek oda iki kişiliktir. More Sentences |
||||
| Common Usage | double adv. | iki kat | ||
|
The actual figure may be double that. Gerçek rakam bunun iki katı olabilir. More Sentences |
||||
| Common Usage | double v. | iki misli yapmak | ||
| Common Usage | double adv. | ikişerli | ||
| Common Usage | double adv. | iki misli | ||
| General | ||||
| General | double n. | dublör | ||
|
We know that she refuses to use doubles. Onun dublör kullanmayı reddettiğini biliyoruz. More Sentences |
||||
| General | double v. | ikiye katlamak | ||
|
The students doubled their sheets over. Öğrenciler kağıtlarını ikiye katladı. More Sentences |
||||
| General | double v. | iki katına çıkarmak | ||
|
In any event, it would be able to meet its own requirements and double its level of production. Her halükarda, kendi gereksinimlerini karşılayabilecek ve üretim seviyesini iki katına çıkarabilecektir. More Sentences |
||||
| General | double v. | iki katına çıkmak | ||
|
In 2002 alone seizure of such goods doubled in the European Union. Sadece 2002 yılında Avrupa Birliği'nde bu tür mallara el konulması iki katına çıkmıştır. More Sentences |
||||
| General | double adj. | ikili | ||
|
Discrimination will only be effectively combated when governments stop using double talk. Ayrımcılıkla ancak hükümetler ikili konuşmayı bıraktığında etkin bir şekilde mücadele edilebilecektir. More Sentences |
||||
| General | double adj. | iki kişilik | ||
|
The only room available is a double. Mevcut tek oda iki kişiliktir. More Sentences |
||||
| General | double adj. | iki | ||
|
The double security doors make us feel safe. İki güvenlik kapısı bize kendimizi güvende hissettiriyor. More Sentences |
||||
| General | double adj. | çift | ||
|
Since I need more space for my clothes, I plan to buy a double wardrobe. Kıyafetlerim için daha fazla alana ihtiyacım olduğundan, çift gardırop almayı planlıyorum. More Sentences |
||||
| General | double adj. | çifte | ||
|
The cops find it difficult to deal with a double murder case in one day. Polisler bir günde çifte cinayet vakasıyla uğraşmakta zorlanıyor. More Sentences |
||||
| General | double adj. | duble | ||
|
When he heard the election results, he rushed to the bar and ordered a double. Seçim sonuçlarını duyar duymaz soluğu barda aldı ve bir duble söyledi. More Sentences |
||||
| General | double adv. | iki kat | ||
|
The actual figure may be double that. Gerçek rakam bunun iki katı olabilir. More Sentences |
||||
| General | double adv. | iki katı | ||
|
The size of his car is double what my car's size is. Arabasının boyutları, benimkinin iki katı. More Sentences |
||||
| General | double adv. | ikili | ||
|
Discrimination will only be effectively combated when governments stop using double talk. Ayrımcılıkla ancak hükümetler ikili konuşmayı bıraktığında etkin bir şekilde mücadele edilebilecektir. More Sentences |
||||
| Tourism | ||||
| Tourism | double n. | iki kişilik oda | ||
|
She reserved a single room, not a double. O, çift kişilik değil tek kişilik bir oda tuttu. More Sentences |
||||
| Botanic | ||||
| Botanic | double adj. | (çiçek) çok yapraklı | ||
|
Double flowers have more than 20 petals. Çok yaparaklı çiçeklerin 20'den fazla yaprağı vardır. More Sentences |
||||
| Wagering | ||||
| Wagering | double adj. | çifte | ||
|
The cops find it difficult to deal with a double murder case in one day. Polisler bir günde çifte cinayet vakasıyla uğraşmakta zorlanıyor. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | double n. | ikili bahis | ||
| General | double n. | hile | ||
| General | double n. | aldatma | ||
| General | double n. | kopya | ||
| General | double n. | oyun | ||
| General | double n. | eş | ||
| General | double n. | dolandırıcı | ||
| General | double n. | hilekar | ||
| General | double n. | (briç) kontr | ||
| General | double n. | koşar adım | ||
| General | double n. | (oyuncu, şarkıcı) bir kimsenin yerini dolduran diğer kimse | ||
| General | double n. | yedek kimse | ||
| General | double n. | yardımcı oyuncu | ||
| General | double n. | keskin dönüş | ||
| General | double n. | keskin viraj | ||
| General | double n. | keskin dönemeç | ||
| General | double n. | (her yüzeyi eşit noktalı) domino taşı | ||
| General | double v. | iki rolü birden oynamak | ||
| General | double v. | çiftlemek | ||
| General | double v. | katlanmak | ||
| General | double v. | aldatmak | ||
| General | double v. | koşar adım gitmek | ||
| General | double v. | eğilmek | ||
| General | double v. | iki enstrüman çalmak | ||
| General | double v. | iki kat etmek | ||
| General | double v. | bükülmek | ||
| General | double v. | katlamak | ||
| General | double v. | bükmek | ||
| General | double v. | ikilemek | ||
| General | double v. | iki misli olmak | ||
| General | double v. | ikili oynamak | ||
| General | double v. | yumruğunu sıkmak | ||
| General | double v. | dublörlüğünü yapmak | ||
| General | double v. | iki misli yapmak | ||
| General | double v. | ikiyle çarpmak | ||
| General | double v. | iki ile çarpmak | ||
| General | double v. | kıvırmak | ||
| General | double v. | ikinci bir işte çalışmak | ||
| General | double v. | atlatmak | ||
| General | double v. | kurtulmak | ||
| General | double v. | sıyrılmak | ||
| General | double v. | koşarken sert ve ani dönüş yapmak | ||
| General | double v. | dolambaçlı bir yolda gitmek | ||
| General | double adj. | katmerli | ||
| General | double adj. | çift porsiyon | ||
| General | double adj. | benzer | ||
| General | double adj. | bükülmüş | ||
| General | double adj. | ikiz | ||
| General | double adj. | iki anlamlı | ||
| General | double adj. | katlı | ||
| General | double adj. | ikiyüzlü | ||
| General | double adj. | aynı | ||
| General | double adj. | iki yüzlü | ||
| General | double adj. | 2 kişilik | ||
| General | double adj. | (madeni para) iki birimlik | ||
| General | double adj. | (aile ilişkisinde) her iki tarafla da ilgili | ||
| General | double adj. | hem anne hem baba tarafı ile ilgili | ||
| General | double adv. | iki misli | ||
| General | double adv. | iki kere | ||
| General | double adv. | birlikte | ||
| General | double adv. | çift olarak | ||
| General | double adv. | çiftler halinde | ||
| General | double adv. | biri ile beraber | ||
| General | double adv. | iki büklüm olarak | ||
| Computer | ||||
| Computer | double n. | çift kesinlikli kayan nokta | ||
| Computer | double n. | çift duyarlıklı kayan nokta | ||
| Computer | double expr. | ikiye katla | ||
| Textile | ||||
| Textile | double v. | katlamak | ||
| Construction | ||||
| Construction | double v. | ahşap tekneye ikinci bir kaplama yapmak | ||
| Marine | ||||
| Marine | double v. | (gemi) burunda rota değiştirmek | ||
| Printing | ||||
| Printing | double n. | mükerrer satır | ||
| Printing | double n. | mükerrer sözcük | ||
| Printing | double n. | yanlışlıkla tekrar dizilen satır | ||
| Printing | double n. | yanlışlıkla iki kez tek tarafına basılan sayfa | ||
| Printing | double adj. | (eski punto sisteminde) puntonun iki katı büyüklüğünde | ||
| Printing | double adj. | (kağıt boyutu) kısa kenarı iki katı uzatılan | ||
| Gastronomy | ||||
| Gastronomy | double n. | çift ölçü | ||
| Math | ||||
| Math | double adj. | (polinom denklemde kök) iki eşit kökten biri olan | ||
| Math | double adj. | (integralde) iki bağımsız değişkenli integrantı olan | ||
| Math | double adj. | (integral) çift katlı | ||
| Math | double adj. | (polinomda kök) çift katlı | ||
| Astronomy | ||||
| Astronomy | double n. | çift yıldız | ||
| Botanic | ||||
| Botanic | double adj. | katmerli | ||
| Fishery | ||||
| Fishery | double n. | (aynı misinada) iki balık yakalama | ||
| Literature | ||||
| Literature | double adj. | (ölçü) iki heceli ayak içeren | ||
| Literature | double adj. | (uyak) iki heceli | ||
| Linguistics | ||||
| Linguistics | double n. | (sözcükte) yan yana iki kez yazılan harf | ||
| History | ||||
| History | double n. | (2 kuruşa denk gelen) eski fransız madeni parası | ||
| History | double n. | guernsey madeni parası | ||
| Military | ||||
| Military | double n. | çift namlulu av tüfeği | ||
| Military | double n. | çift namlulu tüfek | ||
| Military | double v. | çapraz ateş açmak | ||
| Hunting | ||||
| Hunting | double v. | çift namlulu av tüfeğiyle tek tetikte iki mermi ateşlemek | ||
| Baseball | ||||
| Baseball | double n. | atıcının ikinci kalede beklediği kale vuruşu | ||
| Baseball | double v. | koşarak ikinci kaleye kadar gelmek | ||
| Baseball | double v. | ikili oyunu tamamlarken koşan bir oyuncuyu dışarı çıkarmak | ||
| Card | ||||
| Card | double n. | güçlü el | ||
| Card | double n. | (tavlada) bahsi iki katına çıkarma | ||
| Card | double adj. | birbirine karıştırılmış iki kart destesi ile oynanan | ||
| Card | double adj. | çift kart destesi ile oynanan | ||
| Wagering | ||||
| Wagering | double n. | ikili ganyan | ||
| Wagering | double n. | iki karşılaşmadan oluşan birleşik bahis | ||
| Music | ||||
| Music | double n. | (16. yüzyıla özgü) bir salon dansı adımı | ||
| Music | double n. | (öne veya ileri doğru) dört koşar adımdan oluşan halk dansı sekansı | ||
| Music | double n. | (müzikte) varyasyon | ||
| Music | double n. | varyasyon ile tekrar edilen bölüm | ||
| Music | double n. | (müzik bölümünün) tekrara dayalı formu | ||
| Music | double v. | armonide katlamak | ||
| Music | double adj. | (tempo) ikili | ||
| Music | double adj. | (vuruş) ikili | ||
| Music | double adj. | (vuruş) çift | ||
| Music | double adj. | bir oktav daha düşük çıkan | ||
| Music | double adj. | (orgda) tek noktalı 16 ses aralığında olan | ||
| Cinema | ||||
| Cinema | double v. | (filmde bir kısım repliği) farklı diller konuşan izleyiciler için hazırlamak | ||
| Cinema | double v. | repliği yanlışlıkla yeniden okumak | ||
| Ottoman Turkish | ||||
| Ottoman Turkish | double adj. | koşa | ||
| Archaic | ||||
| Archaic | double adv. | hilekarlıkla | ||
| Archaic | double adv. | yalancılıkla | ||
| Archaic | double adv. | düzenbazlık ile | ||
| Archaic | double adv. | dalavereyle | ||
| Archaic | double adv. | iki yüzlülük ile | ||