place - Turkish English Dictionary
History

place

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Meanings of "place" in Turkish English Dictionary : 66 result(s)

English Turkish
Common Usage
place v. koymak
place v. oturtmak
place v. yerleştirmek
place n. mekan
place n. sıra
place n. yer
General
place v. vermek (para)
place v. görevlendirmek
place v. bir yere koymak
place v. para yatırmak
place v. tayin etmek
place v. vermek
place v. ısmarlamak
place v. atamak
place v. tanımak
place v. yazdırmak
place v. kim olduğunu çıkarmak
place v. bırakmak
place v. sipariş vermek
place v. yerini belirlemek
place v. yatırım yapmak
place v. çıkarmak
place v. oturtmak
place v. yatırmak
place v. koymak
place v. yerleştirmek
place v. -e iş bulmak
place v. anımsamak
place v. (para) yatırmak
place n. konum
place n. şehir
place n. koltuk
place n. kasaba
place n. yerleşim yeri
place n. ev
place n. memuriyet
place n. yerleştirme
place n. küçük meydan
place n. vazife
place n. statü
place n. görev
place n. mevki
place n.
place n. basamak
place n. küçük sokak
place n. yan
place n. mevzi
place n. orun
place n. sorumluluk
place n. semt
place n. mahal
place n. yer
place n. bölge
place n. alan
place n. hane
place n. oturacak yer
place n. kent
place n. meydan
Technical
place alan
place meydan
place konuma getirmek
place koymak
place yerleştirmek
place bölge
Math
place hane
Sport
place (birinci/ikinci/üçüncü) gelmek

Meanings of "place" with other terms in English Turkish Dictionary : 500 result(s)

English Turkish
Common Usage
place an order v. sipariş vermek
take place v. meydana gelmek
General
swarm to a place v. toplanmak
place reliance on v. bel bağlamak
stay in place v. yerinde kalmak
set a place in order v. bir yeri düzene sokmak
make a place smell v. kokutmak
feel out of place v. garipsemek
put oneself in another's place v. kendini başkasının yerine koymak
take someone's place v. birinin yerini işgal etmek
fall into place v. yere düşmek
be out of place v. uygun düşmemek
sweep a place v. ortalığı süpürmek
place a wreath on v. çelenk koymak
give place to v. yerini bırakmak
place in a competition v. derece almak
place great demands on v. kapasitesini zorlamak
jolly a place up v. bir yere sevimli bir hava vermek
take place v. vuku bulmak
take somebody's place v. yerine geçmek
give place to v. yer vermek
be in place v. yerini almak
place special emphasis on v. çok önem vermek
jolly a place up v. bir yeri neşelendirmek
reserve a place v. yer tutmak
know every inch of a place v. karış karış bilmek
know one's place v. haddini bilmek
have a special place in one's heart v. birinin kalbinde özel bir yere sahip olmak
look for a place to hide v. kaçacak delik aramak
leave a place in a shambles v. bir yeri darmadağınık bir halde bırakmak
place a load on v. yüklemek
swarm to a place v. üşüşmek
be out of place v. yakışık almamak
take place for an armed fight v. çatışma çıkmak
be out of place v. yerinde olmamak (her zamanki)
make a place green v. yeşertmek
frequent a place v. eşiğini aşındırmak
place reliance in v. bel bağlamak
find a place to live v. başını sokmak
place an order with v. sipariş vermek
place emphasis on v. önem vermek
be out of place v. yakışıksız olmak
take the place of v. yerine geçmek
know a place like the palm of one's hand v. avucunun içi gibi bilmek
exist or stand in the same place v. aynı yerde bulunmak
turn the place upside down v. ortalığı birbirine katmak
place one's bet v. bahis yapmak
place one's trust in v. güvenmek
place something out of someone 's reach v. bir şeyi biri için imkansız hale getirmek
place on v. kondurmak
take something's place v. bir şeyin yerini işgal etmek
place one's bet v. oynamak
place on sale v. sürmek
take place v. cereyan etmek
place a bet v. bahse girmek
occupy a place v. yer tutmak
place on the market v. piyasaya sürmek
place reliance in v. güvenmek
place down v. yerleştirmek (bagaj vb)
place someone under arrest v. birini tutuklamak
place an order v. ısmarlamak
change place v. yer değiştirmek
place on record v. kayda geçirmek
overcrowd a place v. fazlalık etmek
not to be firmly in place v. iğreti durmak
place one's trust in v. itimat etmek
smell a place up v. bir yeri kokutmak
have a special place in one's life v. hayatında özel bir yere sahip olmak
be kept in a place v. saklanmak
take someone's place v. yerini doldurmak (birinin)
put somebody in his place v. haddini bildirmek
take place v. geçmek
place order v. sipariş vermek
place something out of someone 's reach v. bir şeyi birinin erişemeyeceği bir yere koymak
lose one’s place v. yerinden olmak
be out of place v. yerinde olmamak (fiilen)
be out of place v. abes kaçmak
place in a dilemma v. çıkmaza sokmak
turn a place into a pond v. göllemek
place into quarantine v. karantinaya almak
fix a place up v. bir yeri tamir etmek
place the blame upon v. suçu üstüne atmak
place (in a competition) v. dereceye girmek
place into check v. hesaba koymak
be out of place v. uygunsuz olmak
set a place in order v. bir yeri derleyip toplamak
take the place of v. yerini almak
smarten a place up v. bir yere çekidüzen vermek
occupy a place v. yer işgal etmek
place at the disposal v. emre amade bulundurmak
take an important place v. önemli yer tutmak
place an order with v. sipariş geçmek
place an order with v. ısmarlamak
place an order with v. sipariş etmek
spread to the market place v. pazara yayılmak
fill (a place) with the clamor of voices v. curcunaya vermek
turn a place in a very noisy disordered state v. curcunaya döndürmek
turn a place in a very noisy disordered state v. curcunaya vermek
turn a place in a very noisy disordered state v. curcunaya çevirmek
fill (a place) with the clamor of voices v. curcunaya döndürmek
fill (a place) with the clamor of voices v. curcunaya çevirmek
(for a place) be deserted v. fareler cirit atmak
put someone in one's place v. haddini bildirmek
hide in a secret place v. zulaya atmak
hide in a secret place v. zula etmek
be situated in (a place) v. yer almak
give a place v. yer vermek
put in a secret place v. zula etmek
put in a secret place v. zulaya atmak
turn a place in a very noisy disordered state v. ortalığı ellialtıya vermek
enclose (a place) with a picket fence v. çit çekmek
place a wreath on v. çelenk bırakmak
enclose (a place) with a brush fence v. çit çekmek
place (in a competition) v. derece kazanmak
enclose (a place) with a rail fence v. çit çekmek
take place in the scope of v. kapsamında yer almak
place orderly v. düzenli yerleştirmek
place dependence on somebody's words v. bel bağlamak
place dependence on v. bel bağlamak
make a place untidy v. altını üstüne getirmek
place a bomb v. bomba yerleştirmek
place a ban v. yasak koymak
place a bomb v. bomba koymak
get to (a place) in time v. bir yere yetişmek
place a particular importance v. ayrı bir önem vermek
claim one's place in history v. tarihteki yerini almak
occupy a place v. yer kaplamak
place an ad v. reklam vermek
lose one's place v. yerini kaybetmek
go back to one's place v. yerine dönmek
find place v. yer bulmak
act in place of v. yerine hareket etmek
gather in (a place) v. temerküz etmek
lay place v. yer ayırmak
lose one's place v. yerinden olmak
keep one's place v. yerini tutmak
change one's place v. yerini değiştirmek
save one's place v. yerini tutmak
swap one's place v. yerini değiştirmek
take the third place v. üçüncü sırayı almak
take place in literature v. literatürde yer almak
place a notice v. bildirim yapmak
set place v. yer ayırmak
place something to forefront v. ön plana çıkartmak
place trust v. güven telkin etmek
take place v. yer bulmak
take the first place v. birinci sırayı almak
place a burden v. yük oluşturmak
show somebody to one's place v. yerini göstermek
return to one's place v. yerine dönmek
place a burden v. yük getirmek
take the second place v. ikinci sırayı almak
place a notice v. bildirim göndermek
place trust v. güven yaratmak
place a bet v. bahis oynamak
fall into place v. anlamlı gelmeye başlamak
place into law v. mevzuata yerleştirmek
place someone at forefront v. gözönüne almak
place something in forefront v. gözönüne almak
place a notice v. genelge çıkarmak
place embargo v. ambargo koymak
leave that place v. oradan ayrılmak
be between a rock and a hard place v. iki arada kalmak
be between a rock and a hard place v. iki arada bir derede kalmak
place a classifieds ad v. gazeteye ilan vermek
place an ad on the newspaper v. gazeteye ilan vermek
place a hat v. şapka takmak
place ban v. yasak getirmek
place something to forefront v. ön plana almak
place something to forefront v. önplana almak
place reliance v. bel bağlamak
place importance v. önem vermek
place reliance v. güven duymak
place emphasis v. önem vermek
move from its usual place v. bulunduğu yerden kaldırmak
happen to pass (a place) v. yolu düşmek
show (someone) how to get to a place v. yol göstermek
go to (some place) very often v. yol etmek
place restriction v. sınırlandırma getirmek
place great importance v. büyük önem vermek
have a place v. yeri olmak
place under surveillance v. gözlem altında tutmak
(accident) to take place v. kaza meydana gelmek
(accident) to take place v. kaza olmak
place an order v. sipariş geçmek
win the first place v. birinci gelmek
win the first place v. birincilik almak
take place v. olay (bir yerde) geçmek
book a place at the hotel v. otelde yer ayırtmak
book a place at the hotel v. otelde yer ayarlamak
reserve a place at the hotel v. otelde yer ayarlamak
reserve a place at the hotel v. otelde oda ayırtmak
reserve a place at the hotel v. otelde yer ayırtmak
book a place at the hotel v. otelde oda ayırtmak
have a special place v. özel yeri olmak
have a special place v. özel bir yeri olmak
enclose (a place) with a barbed-wire fence v. çit çekmek
place well-ordered v. düzenli yerleştirmek
seize a place v. yer kapmak
take place v. olmak
place contract v. sözleşme yapmak
place contract v. anlaşma akdetmek
place contract v. sözleşmeye girmek
become a popular place v. uğrak mekan haline gelmek
become a popular place to go v. uğrak mekan haline gelmek
become a popular place v. uğrak mekan olmak
become a popular place to go v. uğrak mekan halini almak
become a popular place v. uğrak mekan halini almak
become a popular place to go v. uğrak mekan olmak
place in question v. soru sormak
take the place of v. (birisinin) yerini almak
place at someone's disposition v. emrine hazır bulundurmak
have an important place v. önemli bir yere sahip olmak
occupy an important place v. önemli bir yere sahip olmak
place a premium v. ödüllendirmek
place a premium v. prim vermek
fall into place v. anlamını bulmaya başlamak
take place near the top v. ilk sıralarda yer almak
take place on the top v. ilk sırada yer almak
take place v. olagelmek
place too much stress on v. üzerinde önemle durmak
take place v. gerçekleşmek
place in custody v. emanete vermek
place someone under an obligation v. birini bir şey yapmaya zorlamak
place on account v. hesaba dahil etmek
take one's place v. yerini almak
place someone under observation v. müşahede altına almak
place in inverted commas v. tırnak içine almak
place too much stress on v. önemle üzerinde durmak
place the debit of v. zimmetine kaydetmek
place at the disposal v. emre hazır bulundurmak
place someone under arrest v. gözaltına almak
place under police supervision v. polis nezareti altına almak
place the tomatoes on the tray v. tepsiye domatesleri döşemek
place into orbit v. yörüngeye yerleştirmek
place into container v. kabın içine yerleştirmek
place into container v. kaba yerleştirmek
walk past a place v. bir yerin yanından geçmek
have no place to sleep v. yatacak yeri olmamak
have no place to stay v. kalacak yeri olmamak
place importance to v. önem göstermek
put into place v. yerine koymak
put into place v. kullanıma sokmak
put into place v. yerleştirmek
get a place in no time flat v. soluğu (bir yerde) almak
sail from some place to some place else v. yelken açmak
put in place v. devreye sokmak
place a hidden camera v. gizli kamera yerleştirmek
place a hidden camera v. gizli kamera koymak
place in v. içine sokmak
immigrate to some place from some place v. bir yerden başka bir yere göç etmek
immigrate into some place from some place v. bir yerden başka bir yere göç etmek
take one's place v. birinin yerine geçmek
take one's place v. birinin yerini almak
receive something from some place v. bir yerden bir şey almak
take/gain a place in society v. toplumda yer edinmek
allow someone into a place v. birisini içeri almak
allow someone into a place v. içeri girmesine müsaade etmek
beam someone up (to some place) v. birisini bir yere ışınlamak
bed down some place v. gece uyuyacak bir yer bulmak
bed down some place v. bir yerde uyumak
place one's job before one's family v. işini ailesinden önde tutmak
place one's job before one's family v. işine ailesinden daha fazla önem vermek
commute from some place v. (bir yerden/evden vb) işe gelmek
place one's ballot in the ballot box v. oy sandığına oyunu atmak
come home from some place v. (bir yerden) eve gelmek/dönmek
depart for some place v. bir yere gitmek için ayrılmak
clean the place out v. mekanı silip süpürmek
depart from some place v. bir yerden ayrılmak
dock at some place v. iskeleye demirlemek
eject someone from some place v. birini bir yerden atmak/çıkarmak
embark for some place v. (bir yere gitmek için) yola çıkmak
emigrate from some place to some place v. bir yerden başka bir yere göç etmek
run away from a place v. bir yerden kaçmak
run away from a place v. bir yerden sıvışmak
regret having come (at all/in the first place) v. geldiğine geleceğine pişman olmak
finish in second place v. ikinci olarak bitirmek
finish in third place v. üçüncü olarak bitirmek
put everything into place v. her şeyi yerli yerine yerleştirmek
happen/take place as expected v. istenen şekilde gerçekleşmek
jog in place v. koşu bandı vb gibi aletler üzerinde yürümek
run in place v. koşu bandı vb gibi aletler üzerinde koşmak
rob a place v. bir yeri soymak
take someone a special place v. birini özel bir yere götürmek
be in the first place v. birinci sırada olmak
be in the first place v. ilk sırada olmak
place a tax on v. vergi koymak
place a final judgement on someone v. (biri hakkında) nihai kararı vermek
place a final judgement on someone v. kesin hüküm vermek (biri hakkında)
find a safer place v. daha güvenli bir yer bulmak
run a licensed place v. ruhsatlı bir yer işletmek
place extra guards at the door v. kapıya ekstra güvenlik görevlisi yerleştirmek
place/put a ladder under something v. bir şeyin altına merdiven koymak
leave a place v. bir yerden ayrılmak
leave a place v. bir yeri terk etmek
quit a place v. bir yeri terk etmek
quit a place v. bir yerden ayrılmak
place the mirror on the fireplace v. aynayı şöminenin üzerine koymak
place the mirror above the fireplace v. aynayı şöminenin üzerine koymak
get first place v. birinci olmak
look for a place v. bir yer aramak
seek a place v. bir yer aramak
put into place v. yürürlüğe koymak
feel that you belong in a place v. kendini bir yere ait hissetmek
attain a place in the market v. pazarda yerini almak
attain a place in the market v. pazarda/piyasada yer edinmek
attain a place in the market v. piyasada yerini almak
gain a place in the market v. pazarda yerini almak
gain a place in the market v. pazarda/piyasada yer edinmek
gain a place in the market v. piyasada yerini almak
place a great emphasis on something v. bir şeye çok önem vermek
put someone in a different place v. birini farklı bir yere koymak
take the place of v. kaim olmak
place importance on v. önem vermek
place on v. yerleştirmek
make the world a better place v. dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek
explore a new place v. yeni bir yer keşfetmek
find something in/on its place v. yerinde bulmak
place dependence on somebody's words v. birinin sözüne/vaadine güvenmek/bel bağlamak
take place in the list v. listede yer almak
hire a nice place v. güzel bir yer kiralamak
turn the place upside down v. ortalığın altını üstüne getirmek
place a condition on v. şart koşmak
place a condition on v. şart eklemek
green place n. yeşerti
place of refuge for women n. kadın misafirhanesi
pride of place n. en yüksek mevki
frequented place n. uğrak
that place n. ora
third place n. üçüncülük
resting place n. mola yeri
foreign place n. hariç
watering place n. doğal bir su kaynağı
hiding place n. gizleme yeri
resting place n. dinlenme yeri
resting place n. bamya tarlası
this place n. şurası
place of n. yeri
a noisy place n. curcunalı yer
working place n. işyeri
watering place n. kıyıda bulunan tatil yeri
that place n. orası
pride of place n. konumun üstünlüğü
watering place n. termal
place of refuge for women n. kadın sığınma evi
change of place n. intikal
rocky place n. kayalık
every place n. her yer
place of worship n. tapınak
grassy place n. otluk
sunny place n. güneşlik
a nearby place n. komşu kapısı
gathering place n. toplantı yeri
place of printing n. basım yeri
place of amusement n. eğlence yeri
landing place n. iskele
place setting n. yer ayarlaması
nearby place n. yakın
summer place n. sayfiye
trysting place n. buluşma yeri
very muddy place n. çamur deryası
watering place n. kaplıca
hiding place n. saklanacak yer
dark and narrow place n. in gibi
decimal place n. ondalık hanesi
place setting n. tek kişilik servis takımı
that place n. şurası
the place where one earns one's livelihood n. ekmek teknesi
muddy place n. çamurluk
watering place n. suvat
hiding place n. barınak
place where one earns one's living n. geçim kapısı
distant place n. uzak yer
place in the sun n. iyi durum
place of residence n. ikametgah
this place n. bura
a meadowy place n. çayırlık
halting place n. menzil
place bet n. bahis
place name n. yer ismi
vacation place n. dinlenme yeri
place abounding in vineyards n. bağlık
burial place n. mezar
stopping place n. durak
flat place n. düzlük
resting place n. pansiyon
market place n. pazaryeri
this place n. burası
public place n. umuma açık olan yer
the place where one earns one's bread n. ekmek teknesi
place suitable for an outing n. mesirelik
place card n. davetlilerin sofradaki yerlerini gösteren kart
place where labourers can be hired n. ırgat pazarı
place of worship n. ibadethane
parking place n. park yeri
marshy place n. sazlık
this place n. şura
resting place n. tahtalı köy
votive place n. adaklık
place of resort n. buluşma yeri
sandy place n. kumla
taking place n. husul
first place n. birincilik
place of use n. kullanım yeri
seaside place n. yazlık
stony place n. taşlık
a place where the streets are paved with gold n. taşı toprağı altın
dirty place n. çöplük
place for military service n. asker ocağı
dark place n. zindan
wild and remote place n. dağ başı
place of employment n. işyeri
meeting place n. buluşma yeri
changing place n. tebdil-i mekan
dwelling place n. mesken
hiding place n. saklanma yeri
foreign place n. gurbet eli
that place n. şura
place of origin n. menşe yeri
place where one earns his living n. ekmek kapısı
native of this place n. buralı
deserted place n. kargasekmez
meeting place n. toplantı yeri
sandy place n. kumluk
much frequented place n. uğrak
service place competence certificate n. hizmet yeri yeterlilik belgesi
watering place n. hayvanların su içmesine elverişli yer
dwelling place n. ev
place mat n. amerikan servis
place of registry n. nüfusa kayıtlı olduğu yer
imaginary place n. hayali yer
being in the first place n. başta olmak üzere
place of discharge n. boşaltıra yeri
place of residence n. ikamet yeri
place of performance n. ifa yeri
place of business n. işyeri
loading place n. iskele
place of destination n. varış yeri
place for performing ablutions n. abdestlik
birth place n. doğum yeri
narrow place n. dar mekan
meeting place n. toplanma yeri
place of entertainment n. eğlence mekanı
stopping place n. iskele
place of business n. iş yeri
favorite place n. gözde mekan
prayer place n. ibadet mekanı
a place of refuge n. sığınacak liman
working place n. iş yeri
working place n. çalışma yeri
dangerous place n. tehlikeli yer
place of publication n. basım yeri
natural place n. doğal yer
jumping-off place n. dünyanın öbür ucu
hiding-place n. gizlenecek yer
hiding-place n. zula
hiding-place n. saklanacak yer
jumping-off place n. başlama noktası
hiding-place n. gizlenme yeri
much-frequented place n. ayakaltı
in-place evaluation n. yerinde değerlendirme
watering place n. plaj
watering place n. içmeler
passing place n. yol cebi
public amusement place n. halk eğlence yeri
safety place n. güvenli yer
place of birth n. doğum yeri
noisy place n. gürültülü yer
public place n. umumi yer
public place n. umuma açık yer
burial place n. mezarlık
burial place n. kabristan
dry place n. kuru yer
cool place n. serin yer
gathering-place n. toplanma yeri
gathering-place n. mahfel
gathering-place n. mahfil
relief in place n. yerinde değiştirme
place of issue n. verildiği yer
place and date of birth n. doğum yeri ve tarihi
place and year of birth n. doğum yeri ve yılı
place-worship n. mekana tapınma
final resting place n. ebedi istirahatgah
well-deserved place n. hak ettiği yer
place to see n. görülecek yer
place of interest n. görülmeye değer yer
place of interest n. ilgi çekici yer
place of birth n. doğduğu yer
bazaar place n. pazar yeri
historical place n. tarihi yer
place mat n. tabak altlığı
work place n. çalışma yeri
a public place n. halka açık mahal
some other place n. başka bir yer
some other place n. bir başka yer
parking place n. park etme yeri
place attachment n. aidiyet
the place of use n. kullanıldığı yer
a big place n. büyük bir yer
a comfortable place n. rahat bir yer