Front- - Turco Inglés Diccionario

Front-

Significados de "Front-" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
front n. ön
front n. cephe
front v. yönelmek
in front of prep. önünde
front sight n. arpacık
front porch n. veranda
General
front n. alın
front label n. ön etiket
front n. utanmazlık
front line n. ön çizgi
warm front n. sıcak hava kütlesi
front n. paravan kişi
front n. cephe (havaya ait)
hotel front desk personnel n. otel ön büro personeli
front n. cephe
front part n. ileri
front n. yüz
action front n. eylem cephesi
front man n. paravan kişi
front n. alnaç
front n. cüret
pressure front n. basınç cephesi
front entrance n. ön giriş
front n. cephe (savaşta)
front page n. baş sayfa
front n. ön cephe
front sight n. tüfekte arpacık
wave front n. dalga yüzü
front n. yüzsüzlük
front view n. önden görünüş
front n. arsızlık
front end n. başlangıç aşaması
front n. sözcü
mach front n. mach cephesi
front loader n. önden yüklemeli
front n. paravan şirket
front n. kıyı (göl/deniz vb'ne ait)
front n. sima
front n. kenar
front n. başkan
front n. takdir
water front n. kıyı
front office manager n. önbüro müdürü
front defense n. ön savunma
front commander n. cephe komutanı
front yard n. ön bahçe
front facade n. cephe
front facade n. alnaç
front elevation drawing n. ön cephe resmi
front page n. ön sayfa
eastern front n. doğu cephesi
front elevation n. önden görünüş
front face n. ön yüz
front elevation n. bina ön cephesi
front facade n. önyüz
front housing wheel n. ön yardımcı tekerlek
front door n. ön kapı
front garden n. ön bahçe
front end n. ön uç
front fork n. (bisiklet) ön çatal
front n. çehre
front n. ön taraf
front elevation n. ön görünüş
front-runner n. favori
front-view n. önden görünüş
front-entrance door n. sokak kapısı
front-line n. cephe
front-entrance door n. ön kapı
front-end loader n. önden yükleyici
front-benchers n. bakanlar
front-entrance door n. cümle kapısı
front-view n. ön tarafın görünüşü
front-wheel drive n. önden çekişli
sea front n. sahil
front line firefighter n. yangına ilk müdahale eden itfaiye eri
front and back page n. ön ve arka sayfa
western front n. batı cephesi
western front n. garp cephesi
front legs n. ön ayaklar
front room n. ön oda
a massive cold front n. büyük bir soğuk hava cephesi
siberian cold front (to affect) n. sibirya üzerinden gelen soğuk hava dalgası
front office manager n. ön büro müdürü
common front n. ortak cephe
front and center n. çok önemli konuma sahip
front n. faaliyet alanı
front-stall n. at başlığı
front-page headline n. ön sayfa manşeti
front row n. ön sıra
front view n. ön görünüş
front lawn n. ön çimenlik/bahçe
front lawn n. (ev/bina önündeki) çimli alan/bahçe
house with front garden n. önünde bahçe olan ev
house with front garden n. önü bahçeli ev
front porch n. (ön) avlu
front of the mirror n. aynanın önü
front stage n. ön sahne
front end n. ön yüz
front end n. önyüz
front-line leader/leadership n. ön cephe/saha lideri/liderliği
frow (front row) n. defileleri izlemek için ön sırada bulunan en prestijli ve arzu edilen koltukların bulunduğu alan
front line n. saha
united front n. afganistan'da taliban'a karşı kurulmuş çok etnikli bir ılımlı islam ittifakı
united front n. birleşik cephe
occluded front n. tıkanmış şey
occluded front n. kesilmiş şey
occluded front n. kapanmış şey
front foot n. bir mülkün ön kısmından ölçülen bir foot (0,3048 m) alan
shirt front n. giysilerin altına ayrı parça olarak giyilip gömlek önü veya yakasına benzeyen giysi
shop front n. mağaza binasının ön tarafında yer alan odalar
shop front n. vitrin
shop front n. mağazanın ön tarafı
front v. cephelenmek
present a bold front v. cesaret göstermek
front v. bakmak
front on to v. karşı olmak
front v. önünde bulunmak
present a bold front v. yürekli gözükmek
front v. karşı olmak
front v. dönmek
front on to v. bakmak
front v. önderlik etmek
front v. yol göstermek
be in the front v. önde olmak
front on v. -e bakmak
spend too much time in front of the tv v. televizyonun karşısında çok vakit geçirmek
plant oneself in front of someone v. birinin önünde dikilmek
plant oneself in front of someone v. birinin karşısına dikilmek
call down someone in front of everybody v. birisini herkesin önünde rezil etmek
call down someone in front of everybody v. birisini herkesin önünde azarlamak
stand in front of v. önünde durmak
want $200 up front v. önden iki yüz dolar avans istemek
send someone the front line v. birini cepheye yollamak
be sent to the front line v. cepheye yollanmak
humiliate a father in front of his own daughter v. bir babayı kendi kızının gözleri önünde küçük düşürmek
sit in the front passenger seat v. (arabada) ön koltukta oturmak
cut in front of v. (kuyruğa) kaynak yapmak
cut in front of v. (kuyruktakilerin) önüne geçmek
call the front desk v. resepsiyonu aramak
race for the best seats in front of the television set v. televizyonun karşısındaki en iyi koltuğu kapmak için yarışmak
settle in front of the television v. televizyon karşısına geçmek
sit in front of the tv v. televizyon karşısına geçmek
sit in front of the tv v. tv karşısına geçmek
settle in front of the television v. tv karşısına geçmek
wear a sweater back-to-front v. kazağın önünü arkasına giymek
get the jumper/sweater on back to front v. kazağın önünü arkasına giymek
put flowers in front of ataturk's statue v. atatürk heykelinin önüne çiçek koymak
wait in front of v. önünde beklemek
wear back to front v. bir şeyi ters giymek
front adj. öndeki