| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| General | ||||
| General | affair n. | aşk ilişkisi | ||
|
Sami has ended this affair months ago. Sami bu aşk ilişkisine aylar önce son verdi. More Sentences |
||||
| General | affair n. | ilişki | ||
|
We live at a vital juncture of European and international affairs. Avrupa ve uluslararası ilişkilerin hayati bir kavşağında yaşıyoruz. More Sentences |
||||
| General | affair n. | mesele | ||
|
Let us not therefore turn the discussion into an internal and national affair. Bu nedenle tartışmayı iç ve ulusal bir mesele haline getirmeyelim. More Sentences |
||||
| General | affair n. | iş | ||
|
Promoting employment, however, is a long-winded affair and comes under structural policy. İstihdamı teşvik etmek ise uzun soluklu bir iştir ve yapısal politika kapsamına girer. More Sentences |
||||
| General | affair n. | konu | ||
|
Parliament's dialogue with the European Central Bank on monetary affairs has made a real contribution to this. Parlamento'nun Avrupa Merkez Bankası ile parasal konulardaki diyaloğu buna gerçek bir katkı sağlamıştır. More Sentences |
||||
| General | affair n. | olay | ||
|
The Pechiney, Crédit Lyonnais and Vivendi Universal affairs, show this all to well. Pechiney, Crédit Lyonnais ve Vivendi Universal olayları bunu çok iyi göstermektedir. More Sentences |
||||
| General | affair n. | vaka | ||
|
It was a strange affair. Bu, garip bir vakaydı. More Sentences |
||||
| General | affair n. | dalga | ||
| General | affair n. | hal | ||
| General | affair n. | şey | ||
| General | affair n. | takıntı | ||
| General | affair n. | maslahat | ||
| General | affair n. | macera | ||
| General | affair n. | ince iş | ||
| General | affair n. | sorun | ||
| General | affair n. | ince iş (aşk) | ||
| General | affair n. | durum | ||
| General | affair n. | hadise | ||
| General | affair n. | gönül macerası | ||
| General | affair n. | şahsi mesele | ||
| General | affair n. | kaçamak | ||
| General | affair n. | yasak aşk | ||