olay - Turco Inglés Diccionario

olay

Significados de "olay" en diccionario turco inglés : 1 resultado(s)

Inglés Turco
Printing
olay n. üzerine çelikle yazı yazılmak üzere hazırlanmış palmiye yaprakları

Significados de "olay" en diccionario inglés turco : 53 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
olay event n.
The invention of woodblock printing was a significant event in history.
Tahta baskının icadı tarihte önemli bir olaydı.

More Sentences
olay incident n.
Unfortunately, the abovementioned tragedy (see the Sunday Telegraph of 25 August) was not an isolated incident.
Ne yazık ki yukarıda bahsi geçen trajedi (bkz. 25 Ağustos tarihli Sunday Telegraph) münferit bir olay değildir.

More Sentences
General
olay happening n.
Be aware of current happenings through RSS feeds or email alerts.
RSS beslemeleri veya e-posta uyarıları aracılığıyla güncel olaylardan haberdar olun.

More Sentences
olay occasion n.
This is the fifth or sixth occasion on which Parliament has not followed its Rules of Procedure.
Bu, Parlamentonun Usul Kurallarına uymadığı beşinci ya da altıncı olaydır.

More Sentences
olay scene n.
Police noted that there was nothing suspicious at the scene.
Polis olayda şüpheli bir durum olmadığını da vurguladı.

More Sentences
olay instance n.
Terrorist acts are always vile and in this instance the attack also was clearly targeted.
Terör eylemleri her zaman alçakçadır ve bu olayda da saldırı açıkça hedef gözetilerek gerçekleştirilmiştir.

More Sentences
olay episode n.
The whole episode was a shameful attempt to gain popularity.
Tüm olay, popülerlik kazanmak uğruna yapılan utanç verici bir girişimdi.

More Sentences
olay event n.
The invention of woodblock printing was a significant event in history.
Tahta baskının icadı tarihte önemli bir olaydı.

More Sentences
olay experience n.
I had a terrible experience in Boston.
Boston'da başıma çok kötü bir olay geldi.

More Sentences
olay thing n.
You received a very emollient reply from Air France assuring you that no such untoward thing would occur ever again.
Air France'tan, bir daha böyle tatsız bir olayın yaşanmayacağına dair çok nazik bir yanıt aldınız.

More Sentences
olay case n.
They did not succeed in this case either, but the young man's left leg had to be amputated.
Bu olayda da başarılı olamadılar ancak genç adamın sol bacağı kesilmek zorunda kaldı.

More Sentences
olay fact n.
We decided, on the basis of the facts, to consider the agencies individually.
Olaylar temelinde kurumları ayrı ayrı değerlendirmeye karar verdik.

More Sentences
olay affair n.
The Commission has been notified, but, unlike the affair in Belgium, no complaints have been lodged against Germany.
Komisyon bilgilendirilmiştir, ancak Belçika'daki olayın aksine Almanya'ya karşı herhangi bir şikayette bulunulmamıştır.

More Sentences
olay occurrence n.
There was an extremely serious occurrence in Italy yesterday.
Dün İtalya'da son derece ciddi bir olay yaşandı.

More Sentences
olay phenomenon n.
Jesus’ resurrection is not a physical phenomenon.
İsa'nın dirilişi fiziksel bir olay değildir.

More Sentences
olay incident n.
Unfortunately, the abovementioned tragedy (see the Sunday Telegraph of 25 August) was not an isolated incident.
Ne yazık ki yukarıda bahsi geçen trajedi (bkz. 25 Ağustos tarihli Sunday Telegraph) münferit bir olay değildir.

More Sentences
olay action n.
The action took place in a mountain village.
Olaylar bir dağ köyünde geçiyordu.

More Sentences
olay connection n.
More than 260 people have been arrested in connection with the events.
Olaylarla ilgili olarak 260'tan fazla kişi tutuklandı.

More Sentences
Colloquial
olay a thing n.
Is that still a thing?
Bu olay hâlâ var mı?

More Sentences
olay happening n.
Be aware of current happenings through RSS feeds or email alerts.
RSS beslemeleri veya e-posta uyarıları aracılığıyla güncel olaylardan haberdar olun.

More Sentences
Trade/Economic
olay phenomenon n.
Jesus’ resurrection is not a physical phenomenon.
İsa'nın dirilişi fiziksel bir olay değildir.

More Sentences
Law
olay event n.
The invention of woodblock printing was a significant event in history.
Tahta baskının icadı tarihte önemli bir olaydı.

More Sentences
olay fact n.
We decided, on the basis of the facts, to consider the agencies individually.
Olaylar temelinde kurumları ayrı ayrı değerlendirmeye karar verdik.

More Sentences
olay happening n.
Be aware of current happenings through RSS feeds or email alerts.
RSS beslemeleri veya e-posta uyarıları aracılığıyla güncel olaylardan haberdar olun.

More Sentences
Politics
olay case n.
They did not succeed in this case either, but the young man's left leg had to be amputated.
Bu olayda da başarılı olamadılar ancak genç adamın sol bacağı kesilmek zorunda kaldı.

More Sentences
Technical
olay occurrence n.
There was an extremely serious occurrence in Italy yesterday.
Dün İtalya'da son derece ciddi bir olay yaşandı.

More Sentences
Linguistics
olay event n.
The invention of woodblock printing was a significant event in history.
Tahta baskının icadı tarihte önemli bir olaydı.

More Sentences
Meteorology
olay phenomenon n.
Jesus’ resurrection is not a physical phenomenon.
İsa'nın dirilişi fiziksel bir olay değildir.

More Sentences
Theatre
olay action n.
The action took place in a mountain village.
Olaylar bir dağ köyünde geçiyordu.

More Sentences
General
olay circumstance n.
olay appearance n.
olay bang n.
olay occurring n.
olay contingent n.
olay apparition n.
olay occurrent n.
olay casus n.
olay effect n.
olay befall n.
olay événement n.
olay hap n.
olay go n.
olay incidency [obsolete] n.
olay stour [obsolete] n.
olay stoure [obsolete] n.
olay passage n.
olay stowre n.
olay occas (occasion) abrev.
Colloquial
olay jingbang n.
olay happenin adj.
Law
olay act n.
olay periculum n.
Archaic
olay tiding n.

Significados de "olay" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
olay yeri scene n.
General
olay yeri inceleme crime scene investigation n.
başa gelen olay experience n.
başarılmış olay accomplished fact n.
örnek olay precedent n.
olay mahallinde bulunan witness n.
tuhaf olay weirdie n.
olay yeri scene n.
olay komuta sistemi incident command system n.
beklenmedik olay contingency n.
kaçınılmaz olay fateful event n.
olay yeri venue n.
beklenmeyen olay contingency n.
hukuksal olay case n.
olacağı önceden işaret edilen olay antitype n.
jeolojik olay geological phenomenon n.
olay mahalli venue n.
kritik olay tekniği critical incident technique n.
olay hareket planı incident action plan n.
arada olan olay interlude n.
başa gelen olay misadventure n.
yinelenen olay recurrent event n.
ortaya çıkması önceden kestirilemeyen olay act of god n.
tesadüfi olay chance event n.
atmosferik olay atmospheric phenomenon n.
örnek olay case study n.
ortaya çıkma (istenmeyen bir olay birdenbire) outbreak n.
garip bir olay freak n.
olay bastırma event suppressing n.
önemli olay highlight n.
(haber değeri taşıyan) olay news event n.
dört yıl süren olay quadrennial n.
olay analizi event analysis n.
olay yönetim sistemi incident management system n.
beklenmedik olay thunderbolt n.
beklenmedik olay accident n.
ilgi çekici olay highlight n.
olay komuta mahalli incident command post n.
sıra dışı olay bildirimi notification of unusual event n.
beklenmedik olay contingent n.
beklenmedik olay quirk n.
ilgi çeken olay draw n.
tuhaf olay weirdy n.
olay yeri scene of accident n.
heyecan uyandıran olay sensation n.
olay komutanı incident commander n.
doğal olay natural event n.
periyodik olay periodic event n.
önemsiz olay incidental n.
garip olay quirk n.
önemli bir olay milestone n.
fiziksel olay physical phenomenon n.
heyecanlı olay rouser n.
ortaya çıkma (istenmeyen bir olay) outcrop n.
tekrar olma (olay) recurrence n.
doğal olay phenomenon n.
olay metodu case method n.
yüreği buran olay wrench n.
giriş tarzı olay prelude n.
olay örgüsü plot n.
tarihi olay historical event n.
olay yeri spot n.
gölge olay epiphenomenon n.
olay yeri setting n.
olay (meydana gelen herhangi bir) occurrence n.
bir kavganın galibini belirleyecek olay showdown n.
olay yeri locale n.
önemli olay watershed n.
olay yeri scene of crime n.
bilince yansıyan olay phenomenon n.
örnek olay case n.
örnek olay incelemesi case study n.
olay yeri şeridi barrier tape n.
savaşın çıkmasına neden olan olay act of war n.
olay anı time of incident n.
olay yeri tutanağı crime scene report n.
hiç beklenmedik bir olay a bolt out of the blue n.
hiç umulmayan bir olay a bolt from the blue n.
hiç beklenmedik bir olay a bolt from the blue n.
hiç umulmayan bir olay a bolt out of the blue n.
acı olay upsetting event n.
acı olay tragic event n.
toplumsal olay public event n.
olay anında time of incident n.
kesin olay certain event n.
olay kaydı coverage n.
olay güdümlü benzetim event driven simulation n.
olay mahalli komutanı on-scene commander n.
olay mahalli koordinatörü on-scene coordinator n.
olay mahalli on-scene n.
bir kez olan ve bir daha tekrarlanmayan olay one-off n.
sosyal olay social fact-event n.
olay raporu statement of facts n.
heyecan verici olay excitement n.
tesadüfi olay chance n.
aniden çıkan olay emergency n.
olay çıkaran hellraiser n.
sansasyonel olay high profile case n.
olay yeri inceleme memuru crime scene investigator n.
olay yeri inceleme memuru scenes of crime officer n.
güvenlik şeridi (olay yeri) barrier tape n.
olay yeri inceleme memuru soco n.
güncel olay current issue n.
güncel olay current matter n.
olay günü the day of the event n.
doğaüstü olay paranormal activity n.
tekil olay singular event n.
somut olay concrete case n.
(olay) yerinde soruşturma in-situ examination n.
aksatıcı/akamete uğratıcı olay disruptive event n.
aksatıcı/akamete uğratıcı olay disruption event n.
raporlanabilir olay reportable incident n.
olay örgüsü story arc n.
(insanın) hayatını değiştiren (olay) life-changing n.
(insanın) hayatını değiştiren (olay) life-altering n.
barda olay çıkaran müşterileri dışarı atmakla görevli koruma görevlisi bouncer n.
barda olay çıkaran müşterileri dışarı atmakla görevli koruma görevlisi chucker-out n.
münferit olay isolated event n.
olay yerine varıldığında/veya hastaneye getirildiğinde hastanın/yaralının çoktan yaşamını yitirdiğini belirten bir kısaltma doa (dead on arrival) n.
felaketle sonuçlanan olay catastrophe n.
herkesin ilgilendiği gündemi meşgul eden olay cause celebre n.
üzücü olay sad event n.
özel ilgi gerektiren olay event of special interest n.
ana olay main event n.
sağlam zemine dayanan olay strong case n.
olay akışı flow of events n.
bilindik/tanıdık olay veya oluşum familiar occurrence n.
nadir bir olay a rare event n.
olay çıkaran kimse firebrand n.
olay yeri girilmez şeridi crime scene tape n.
yangın olay yeri (itfaiyecilik) fire ground n.
görsel veya yazılı yayınlarda hikayenin olay örgüsü ile ilgili sızdırılan bilgi spoiler n.
bir olay üzerine manzum şekilde ebced hesabıyla tarih düşüren kişi historian n.
olay mahalli crime scene n.
beklenmedik bir şekilde gerçekleşen olumlu olay caduac [scottish] n.
gerçek olay real event n.
gerçek olay reality n.
beklenmedik olay chance-medley n.
terim, işaret veya sembolün işaret ettiği uzaysal-zamansal nesne veya olay referent n.
bir olay karşısında birlikte sessiz kalma conspiracy of silence n.
dehşet verici olay nightmare n.
önemsiz olay nonhappening n.
gerçekleşmemiş olay nonhappening n.
haber değeri taşıyan olay newsmaker n.
tartışmalı olay tinderbox n.
hem komik hem de trajik unsurları taşıyan olay veya durum tragicomedy n.
olay sonrası etki after effect n.
önceden haber veren olay antitype n.
sansasyonel olay earthquake n.
deprem etkisi yaratan olay earthquake n.